Bir kadının hem güncel hayat planları hem de geleceğe dair hedefleri, bütünüyle ekonomik koşullara bağlı olarak şekilleniyor. Ücretlerin yetersizliği sebebiyle birçok kadın, en temel hayati ihtiyaçlarını dahi kalem kalem planlamak, kimi zaman bu ihtiyaçlardan kısmak zorunda kalıyor.
Ekmek ve Gül’ün kadın yoksulluğu anketi kapsamında Ergazi Mahallesi’nde ulaştığımız ve görüştüğümüz kadınlarla yaptığımız sohbetlerde ön plana çıkan birkaç önemli noktayı değerlendirmek istedik. Konuştuğumuz kadınların çoğunluğu çalışan kadınlardan oluşuyordu. Ekmek ve Gül dergisinin yoksullukla ilgili böyle bir anket çalışması yapması kadınlar tarafından oldukça olumlu karşılandı; çünkü bu durumun, memleketin çözülmesi gereken ve kendi hayatları açısından oldukça yakıcı olan acil bir sorun olduğunu çeşitli biçimlerde ifade ettiler. Bizleri evlerine davet eden kadınlar, ücret düşüklüğünün ve enflasyonun yakıcılığını tartışırken bu durumun sebebinin ne olduğuna ve nasıl çözüleceğine dair sorulara da sohbetlerinde sıkça yer verdiler.
Borçla dönen hayatlar ve “lüksleşen” ihtiyaçlar
Görüştüğümüz kadınların en belirgin ortak noktalarından biri, hepsinin bankaya borçlu olması ve bu borçlar sebebiyle ciddi sıkıntılar yaşamasıydı. Asgari düzeyde bir yaşam sürebilmek için dahi, iki çalışanın olduğu bir evde bankaya borçlanmak dışında bir seçeneğin kalmaması, kadınların kendilerini oldukça sıkışmış hissetmesine sebep oluyor. İster kendi evine sahip olsun ister kirada yaşasın, kadınlar bir yandan çalışırken diğer yandan evin rutin masraflarını gidermeye ve çocukların ihtiyaçlarına cevap vermeye çalıştıklarını anlatıyorlar.
Bu yoğun hayat rutini içerisinde kendilerine zaman ya da bütçe ayırmak, onlar için artık alışılmışın dışında bir durum haline gelmiş. Borçlu olmanın yarattığı psikolojik yükün altında, en temel ihtiyaçlar bile kadınlara birer "lüks" gibi gelmeye başlamış durumda. Çalışma temposu içinde kendilerine ayırabilecekleri bir dinlenme payı, bir tatil bütçesi, evin yapılması gereken bir tadilatı ya da kişisel bakım süreçleri, artık bir ihtiyaçtan ziyade ya tamamen es geçilen ya da yine bankaya borçlanarak karşılanmaya çalışılan birer külfete dönüşmüş. Alınan ücretler, artık yalnızca borçları döndürmek için elden geçen sayılardan ibaret.
Güvencesizliğin yarattığı çaresizlik: ‘Buna da şükür’
Konuştuğumuz kadınların neredeyse hepsi aldıkları ücreti yetersiz bulsa da Türkiye’de hak ettiğinin çok altında çalışan çok fazla insan olmasından ötürü, "buna da şükür" dedikleri bir eşiği tarif ediyorlar. Ücretlerin artırılması ne kadar yaygın bir ihtiyaç olarak kabul görse de, bu ücretlerin artırılması için mücadele edilmesinin zorunluluğu ve bu mücadelede kendilerine düşen pay fikri bir o denli yaygın değil. Bu sebeple, ücret gündemine ilk yaklaşım "Biz ve diğer sektördeki emekçiler, işçiler hak ettiğimizi almıyoruz" isyanından ziyade; "Çok daha kötü durumda olan insanlar da var, biz yine onlara göre daha iyiyiz" tesellisiyle karşımıza çıkıyor.
Kadınların çalıştığı alanlarda sendikalı olanların ücret meselesine yaklaşımları (kendi yapabileceklerini bazen kapsayan bazen de dışarıda tutan bir yerde dursa da) sendikasız alanlardaki kadınlara kıyasla daha farklı. Sendikasız çalışan kadınların güvencesizlik sebebiyle daha ilerisini talep etmeye dair düşünceleri, ancak sohbetimiz ilerleyen safhalara ulaştığında açığa çıkabiliyordu. Özetle; güvencesizliğin, insanı kendi hakkını talep etmeyi dahi kendine layık görmediği bir yere doğru ittiğini söyleyebiliriz.
Birleşik bir mücadele ihtiyacı
Ücretlerin yetersizliğinin değiştirdiği rutinler, alışkanlıklar ve ihtiyaçlar oldukça yakıcı bir şekilde konuşulan bir dönemdeyken; ek zam talebiyle hak ettiğimize ulaşabilmek, insanca bir yaşam sürebilmek açısından bir o kadar acil bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. Bankalara borçlanarak sürdürülen bir yaşamın götürebileceği yerin sınırı ise artık herkesin ya bizzat ulaştığı ya da çıplak gözle görebildiği bir yere varmış durumda. Bu sebeple, günü kurtararak ama uzun erimli bir borçlulukla yaşamayı dayatan, çalıştıkça borcun kapanmadığı bu seçenek, artık ömrünü tüketmiştir.
Ancak ek zam talebinin güçlü bir şekilde ortaya çıkabilmesi için hem güvencesizlikle "sus payı" verilmesine karşı duran, çalışma koşullarına doğrudan değen içkin bir mücadele yürütmek; hem de fabrikalarda, iş yerlerinde işçi ve emekçilerin halihazırda yürüttüğü mücadeleye daha fazla göz kulak kesilmek gerekiyor. Birbirimizden güç almak ve deneyerek ilerlemek bugün en önemli ihtiyaçtır.
Şu an zam talebiyle harekete geçen birçok fabrikanın sesi çok az duyuluyor; dağınık şekilde yükselen bu talepler bu yüzden güçlü bir sese dönüşemiyor. Sözün kısası; ek zam talebini, insani çalışma koşulları özlemiyle ve güvencesizliğe karşı dalga kıran olacak el birliğiyle, birleşik bir hattan örgütlememiz gerekiyor.
Görsel: Canva Yapay Zeka
İlgili haberler
Ekmek ve Gül'ün 'Türkiye'de Kadın Yoksulluğu Panoraması' anketinin toplantısında kadınlar söz aldı
Ekmek ve Gül'ün yayımladığı "Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması" başlıklı anket sonuçları, kadınların şiddet ve yoksulluk sarmalındaki çaresizliğini ve direnişini ortaya koydu.
“Diyarbakır’da Kadın Yoksulluğu: Eşitsizliğin Haritası” raporu | Sömürü artıyor, çaresizlik derinleşiyor
Ana dilinde hizmete erişememekten ev içi angaryanın sırtına yüklenmesine kadar kadını kıskaca alan yapısal sorunların tartışıldığı raporda, çözümün yardım olmadığı vurgulanıyor.
Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması
15 ilde 9 dernek ve 23 Ekmek ve Gül grubuyla, 2 bin 804 kadınla yüz yüze gelerek yapılan ankette, yoksulluğun kadınların yaşamına etkilerini ve taleplerini ortaya koyduk.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























