Türkiye’de yoksulluk yalnızca bir istatistik değil, her gün kepenk açan küçük esnafın hayatının özeti. Bu hayatın içinde, tek başına ayakta kalmaya çalışan bir kadın ve yanında bekar oğluyla işletmeye çalıştığı küçük bir esnaf lokantası var.
Yıllardır aynı dükkanda yemek, servis, temizlik yapan bu kadın için lokanta bir işletmeden çok daha fazlası: Geçim kaynağı, sığınak ve hayatta kalma alanı. Ancak artan kira, elektrik, doğal gaz ve gıda fiyatları karşısında bu alan her geçen gün biraz daha daralıyor.
Giderlerin ağırlığı yalnızca kazancı eritmekle kalmıyor; insan gücünü de ortadan kaldırıyor. Uzayan çalışma saatlerine rağmen lokantaya bir personel daha almak mümkün değil. Çünkü bir elemanın sigortası, maaşı ve yan giderleri artık bu küçük işletme için karşılanamaz bir yük. Bu yüzden sabahın erken saatlerinden gecenin geç vaktine kadar mutfak da servis de temizlik de aynı iki kişinin omzunda.
“Eskiden kazanamasak da döndürüyorduk” diyen kadın esnaf, bugün gelinen noktayı şöyle anlatıyor: “Şimdi kazandığımız para masraflara bile yetmiyor. Borcu borçla kapatıyoruz. Devletin anlattığı ekonomik büyümeyi biz tencerede görmüyoruz.”
Bir kuşak hayata borçla bağlanıyor
Lokantada onunla birlikte çalışan bekar oğlu ise gençliğini mutfakla servis arasında tüketiyor. Günde 12-14 saati bulan mesailer, izinsiz geçen günler hayatın olağan parçası haline gelmiş. Asgari ücretle bir hayat kurmanın neredeyse imkansız olduğu koşullarda, başka bir işe yönelmek ya da kendi yolunu çizmek bir lüks. “Burayı ayakta tutamazsak hiçbirimiz ayakta kalamayız” sözleri, bir kuşağın nasıl hayata borçla bağlandığını özetliyor.
Resmi söylemler “enflasyonla mücadeleden” bahsederken, küçük esnaf her gün yeni bir zamla uyanıyor. Büyük zincirler vergi afları, teşvikler ve indirimlerle korunurken; küçük lokantalar, bakkallar ve kahvehaneler sessizce kapanıyor. Bu lokanta da o sessiz kapanışın eşiğinde duruyor.
Kadın esnafın anlattıkları, bireysel bir başarısızlığın değil; sistematik bir yoksullaştırmanın sonucu. Sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen, güvencesiz çalışan, uzun mesailere mahkum edilen ve personel çalıştıramayacak kadar sıkıştırılan küçük esnaf için “sabretmek” bir çözüm değil.
Bu küçük lokantada her gün yalnızca yemek pişmiyor. Umut azalıyor, borç büyüyor, gelecek erteleniyor. Her akşam kepenk kapatılırken aynı soru havada kalıyor: “Bu ülkede emeğiyle ayakta kalmaya çalışanlar için dayanmak daha ne kadar mümkün?”
Görsel: Canva Pro yapay zeka
İlgili haberler
Kadın esnaflar: Bıçak kemiğe dayansa da umut etmekten vazgeçmeyeceğiz
Biriken vergiler, krediler, kira, faturalar, çalışanların maaşı, fahiş malzeme fiyatları... Sultangazi’de esnaflık yapan kadınların pandemi ile birlikte içine düştükleri çıkmaz neler gösterdi?
Van’dan esnaf kadınlar: Ayrımcılığa uğruyoruz!
Van’dan butik çalışanı Saliha ve Eczane çalışanı Berna yaşadıkları ayrımcılıkları anlattı: ‘Sözümün bir hükmü yok çoğu zaman hissedebiliyorum. Bana bunu hissettirenler de genelde erkekler oluyor.’
Divriği’de kadın esnaflar sokağı: ‘Biz bir ilki başardık’
Divriği’de 12 kadın esnaf tarafından işletilen dükkanlarıyla bir ilki başardıklarını belirten kadınlar, ahilik geleneğini de yaşatıyor: ‘Biz açtıktan sonra bütün çay ocakları kadın oldu.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























