AKP iktidarının kamuyu sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyen, düşük ücreti, esnek ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıran politikalarının sonuçlarını her gün iş yerlerimizde yaşıyoruz. Personel eksikliği, artan iş yükü, mobbing, şiddet, kreş ve kamusal bakım hizmetlerinin yetersizliği artık çalışma hayatının olağan bir parçasıymış gibi kabul ettirilmeye çalışılıyor.
“Kamuda tasarruf” denilerek en temel ihtiyaçlardan bile kısılırken sermayeye sağlanan teşvikler, destekler sürüyor. “Aile” politikalarının kadınlara söylediği de bundan bağımsız değil: Kreş açma, bakım hizmeti sunma; çocuğa, hastaya, yaşlıya kadın baksın!
Kadınların yıllar içinde kazandıkları hakların hedef alınması da aynı tablonun parçası. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı, nafaka hakkı ve 6284 sürekli tartışmaya açıldı; kadınları aileye ve bakım yüküne hapseden politikalar güçlendirildi.
KESK’in 22 yıl aradan sonra 4-6 Eylül’de Ankara’da gerçekleştirdiği 3. Kadın Kurultayı işte tam da böyle bir dönemde toplandı. Kurultayda kadın emeğinden örgütlenmeye, eş başkanlıktan kadın meclislerine, laiklikten savaşa kadar pek çok başlık tartışıldı. Ama bütün bu başlıkların ortasında hâlâ yanıt bekleyen çok temel bir soru var: Yüz binlerce kadın kamu emekçisi nasıl örgütlenecek? Ve yıllardır uygulanan kadın politikaları bu tabloyu değiştirmede nasıl bir sonuç yarattı?
Bu soruyu sormak, yalnızca geçmişin bilançosunu çıkarmak için değil; kadın emekçilerin iş yerinde ve sendikada söz ve karar sahibi olmasını, mücadeleye katılmasını ve somut kazanımlar elde etmesini sağlayacak bir sendikal hattın nasıl kurulacağını tartışmak açısından da önem taşıyor.
Kurultayda kendi karnemizi önümüze koyduk
Kurultayda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile sendikaların ortaklaşa imzaladığı yetki tutanaklarına dayanan ve kadın sendika üyelerinin sayısını ve oranını gösteren 2026 verilerini içeren tabloyu Emek Hareketinden delegeler olarak ortaya koymamız, delege kadınların bir bölümünde şaşkınlık yarattı; tablolar fotoğraflandı, dikkatle incelendi. Ancak bazı katılımcılar verilerin güvenilirliğini tartışmaya açarak başka bir itiraz geliştirdi. Oysa aynı verilerle yetki belirleniyor, sendikaların üye sayıları açıklanıyor.2026 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerinden 3 büyük işkolu ve toplam KESK açısından ortaya çıkan tablo şöyle:
İşkollarına bakıldığında soru daha da belirginleşiyor. Eğitim işkolunda kadın emekçilerin istihdam içindeki oranı yüzde 54,03 iken Eğitim Sen’in kadın emekçiler içindeki örgütlenme oranı yüzde 5,28. Sağlık işkolunda kadınların istihdamdaki oranı yüzde 60,19’a çıkarken SES’in kadın emekçiler içindeki örgütlenme oranı yüzde 2,82’de kalıyor. Kadınların toplam istihdamın yarısından fazlasını oluşturduğu iki büyük işkolunda ortaya çıkan bu tablo, kadın örgütlenmesinin sonuçlarını tartışmayı daha da önemli hale getiriyor.
KESK toplamına baktığımızda yaklaşık 1 milyon 538 bin kadın kamu emekçisine karşılık sendika üyesi kadın sayısı yaklaşık 67 bin.
Bu tabloyu yalnızca AKP iktidarının baskıları, KHK’ler, sürgünler ve sendikal tasfiyelerle açıklamak ise yetersiz bir savunmadır, eksik kalır. Sendikalar kendi faaliyetlerinin sonuçlarına da bakmak zorundadır. Geçmişte kadın emekçilerin daha güçlü olduğu dönemler; kararların iş yerlerinde birlikte alındığı, grevlerin, iş bırakmaların ve kitlesel mücadelelerin, insanca çalışma ve yaşama koşulları için toplu sözleşme ve grev hakkı mücadelesinin geniş kamu emekçisi yığınlarını harekete geçirdiği dönemlerdi. Kadın emekçiler de bu mücadelenin seyircisi değil, öznesiydi.
Farklı bir örnek
Kurultayda yerel yönetimler işkolunu farklı bir örnek olarak ifade ettik. 2026 verilerine göre bu işkolunda kadın emekçilerin istihdam içindeki payı yaklaşık yüzde 20 iken, Tüm Bel-Sen’de kadın emekçilerin örgütlülük oranı yüzde 26,80. Yani kadınların istihdam içindeki payının diğer işkollarına göre çok daha düşük olduğu bir işkolunda, kadın emekçilerin sendikal örgütlülüğü daha yüksek bir tablo ortaya koyuyor.
2019’da sendikanın 21 bin 64 üyesi varken, aynı yıl Ekmek ve Gül’de yayımlanan sendika yöneticilerinin değerlendirmesinde, üyelerin neredeyse yarısının kadın olduğu; sendikanın toplam üyelikte işkolunda ikinci sırada bulunmasına rağmen kadın emekçilerin sendikal tercihinde birinci sırada yer aldığı belirtiliyordu.
Bunun gerisinde ise bir sır değil, iş yeri örgütlenmesi, yetkinin önemi toplu sözleşme taslaklarının iş yerlerinde sendikalı-sendikasız emekçilerin katılımıyla tartışılması; kadınların mobbing, kreş, 8 Mart izni ve şiddete karşı mücadele taleplerini toplu iş sözleşmesine (TİS) taşıması ve bunların kazanıma dönüşmesinin olduğunu ifade ettik.
Emek Hareketinin anlatmak istediği, iş yeri örgütlenmesi, yetki, toplu sözleşme ve kazanımla kadın emekçilerin örgütlülüğü arasında doğrudan bir bağ olduğuydu. Kadın emekçiler taleplerini kendileri belirlediğinde ve örgütlü güç TİS masasına taşındığında, bu talepler soyut başlıklar olmaktan çıkıp kazanımlara dönüşür. İşte ancak bu koşullarda kadın emekçiler, örgütlenmenin kendi yaşam ve çalışma koşullarını değiştiren gücünü gördükçe sendikada örgütlenme ihtiyacını daha güçlü hisseder.
Bu örneği çürütmek için kurultay kürsüsünden, yerel yönetim emekçilerinin belediye başkanının siyasetine göre Tüm Bel-Sen’e üye olduğu dahi söylenebildi. Oysa bu yaklaşım; kayyımları, toplu sözleşme haklarına müdahaleleri, baskı ve sürgünleri, yıllardır bu işkolunda verilen örgütlenme mücadelesini görmezden gelmek ve yerel yönetim emekçisi kadınların mücadelesini değersizleştirmek anlamına geliyordu ki bunu da kurultayda ifade ettik.
Sonuçların raporlanması neden istenmez?
Emek Hareketi tarafından kurultaya, kadın emekçilerin örgütlenme ve mücadelesinin önündeki engellerin tartışılması, iş yerlerinden başlayarak yeni bir sendikal mücadelenin kurulması gibi başlıklarda çeşitli önergeler verildi. Bunların yanı sıra, kadın çalışmalarının başarısının yapılan açıklamaların sayısıyla değil; kadınların ne kadar örgütlendiği, mücadele ve karar süreçlerine ne ölçüde katıldığı, taleplerinin toplu sözleşmelere taşınıp taşınmadığı ve hangi hakların kazanıldığı üzerinden değerlendirilmesi önerildi. Sendika içinde ve iş yerlerinde yaşanan şiddet, taciz ve mobbinge karşı yürütülen mücadelenin, sendikal organların bu sorunlar karşısındaki tutumunun ve elde edilen somut kazanımların faaliyet raporlarında yer alması istendi.
Ancak bu önerge kurultayda reddedildi.
Oysa kurultayın sonuç bildirgesi, kadın politikalarını sendikanın bütün organlarının ortak sorumluluğu sayıyor. Madem bütün sendikanın sorumluluğu, bütün organlar bunun hesabını faaliyet raporlarında neden vermesin? Kadın emekçiler arasında yürütülen bir çalışma varsa neden görünür olmasın? Yoksa neden bunu var edecek bir örgütlenme ve mücadele programı sendikaların önüne konulmasın?
Sendikanın tanımından başlayarak ayrı şeyleri tartışıyoruz
Kurultayda bir kez daha açığa çıktı ki Emek Hareketi ile toplumsal muhalefet sendikacılığı anlayışı ve farklı türevleri; kapitalizmin temel çelişkisinin kavranışı, sınıf mücadelesi, laiklik, sendikalarda kadınların örgütlenmesi ve mücadelesi, sendikanın niteliği gibi temel meselelerde farklı düşünüyor.
Kadın emekçilerin özgün sorunları vardır ve elbette özel örgütlenme çalışmaları gerekir. Kreş, bakım yükü, mobbing, taciz, şiddet, ayrımcılık, doğum ve gebelik üzerinden yaşanan hak kayıpları görmezden gelinemez. Ama Emek Hareketi için özel örgütlenmenin amacı kadınların eşitlik, özgürlük ve şiddetsiz yaşam hakkı için mücadelesi büyütülürken onları sınıftan ayırmak değil; bu sorunları ortak mücadelenin konusu haline getirerek somut kazanımlar elde etmek ve yanı sıra kadın emekçi kitlelerinin sınıf örgütüne daha güçlü katılmasını sağlamaktır.
Bir tarafta kadın mücadelesini politik kadınların eş başkanlık, kadın meclisleri, temsil ve görünürlük üzerinden tarif eden bir anlayış var. Diğer tarafta yüz binlerce kadın emekçinin iş yerlerinden başlayarak örgütlenmesini, kendi talepleri etrafında mücadeleye katılmasını ve kazanım elde etmesini esas alan sınıf sendikacılığı anlayışı.
Sendikalar sınıf örgütleridir
Bir kez daha ifade etmek gerekirse Emek Hareketi açısından sendika, farklı toplumsal kesimlerin yan yana geldiği genel bir temsil alanı değil, emekçilerin kendi sınıf örgütüdür. Kadın emekçiler de onun asli parçasıdır.
Emek Hareketinin tartıştığı şey sendika yönetimlerinde kaç kadın bulunduğu ya da kadınların ne kadar görünür olduğundan da öte; yüz binlerce kadın emekçinin nasıl örgütleneceği, mücadeleye nasıl katılacağı ve kazanımların nasıl elde edileceğidir. Bu nedenle, bazı anlayışlar eş başkanlıkları ve kadın meclislerini bir çözüm olarak sunmakta; bu mekanizmaların sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçınarak mevcut yaklaşımı sürdürmektedir.
Sendikalarda kadınların yönetimlerde bulunması elbette önemlidir. Ancak temsil örgütlenmenin, görünürlük ise mücadelenin yerine geçirildiğinde bunun kadın emekçilerin mücadelesine ve haklarına bir katkısı olması yaşandığı üzere mümkün değildir. Aksine, mevcut kadın politikalarını ve kazanımları(!) yeterli gören bu yaklaşım, kadın emekçileri bir kurultayda dahi bir araya getiremeyen bir sonuca yol açmıştır. Kurultayın yüz binlerce kadın kamu emekçisinin ortak talepleri etrafında mücadelesini örgütleme hedefi bir yana, demokratik tartışma olanaklarının dahi bulunmaması ve daha çok kamplaşma olmuştur.
Kadın emekçilerin örgütlü gücü, mücadelenin ölçüsüdür
Emek Hareketi açısından, kadın kamu emekçilerin sendikal örgütlülüğünün zayıf kalması ve geniş kadın kitlelerine ulaşılamaması şaşırtıcı değildir. Kadın emekçilerin mücadelesini sendikanın bütününden ve sınıf mücadelesinden kopuk biçimde ele alan, sınıfsal ortaklıklar yerine kimlik temelli ayrışmaları öne çıkaran yaklaşımlar, kadın emekçilerin geniş kesimlerinin sendikal mücadeleyle buluşmasının önünde engel oluşturur. Tarihsel deneyimler, kadın kamu emekçilerinin örgütlülüğünün nasıl büyütülebileceğini ve kalıcı kazanımların hangi mücadele anlayışıyla elde edilebileceğini açıkça göstermektedir.
Kadın emekçiler çalışma sürelerini, kreşi, süt iznini, doğum iznini, sosyal güvenceyi, eşit işe eşit ücret talebini ve sendikal haklarını iş yerlerinde, grevlerde ve mücadele içinde örgütlenerek, bedeller ödeyerek kazandılar. Bugün de her küçük kazanım ancak böyle geliyor. Örneğin en yakın zamandan hatırlarsak 14 saatlik iş gününe zorlanan Dardanel işçisi kadınların patrona geri adım attırması bıçakları bırakıp işi durdurarak mümkün olmuştur.
Kadın mücadelesinin ölçüsü, kadın kamu emekçilerinin örgütlü gücünün büyümesi, taleplerinin somut kazanımlara dönüşmesidir. Araçlar mücadelenin içinde ihtiyaçtan doğmalıdır; işe yarıyorsa güçlendirilir, sonuç üretmiyorsa tartışılır ve değiştirilir. Hele sendikalarda hiçbir örgüt modeli emekçilerin kendi örgütlü mücadelesinin önüne geçirilemez.
Kadın emekçiler sendikanın seyircisi ya da adına konuşulması gereken bir kesim olmadığı gibi aidatlarıyla emekleriyle, sözleriyle, kararlarıyla ve mücadeleleriyle sendikanın öznesidir.
Söz de karar da mücadele de kadın emekçilerin olmalıdır. Bugünün görevi ve ihtiyacı da kadınların kendi sözünü kurduğu, mücadele kararlarını aldığı, taleplerini mücadeleye dönüştürdüğü iş yerlerini ve sendikal mücadeleyi güçlendirecek örnek çalışmaları çoğaltmaktır.
Bazen toplu sözleşme komiteleri, iş yeri eğitimleri, sendika farkı gözetmeden aynı iş yerindeki kadın emekçilerin ortak talepler etrafında bir araya gelmesi ya da kurultayların örgütlenmesi mücadelenin ihtiyacı haline gelir.
Önemli olan hangi örgüt modelinin baştan doğru kabul edildiği değil, hangi aracın kadın emekçileri örgütlediği, mücadeleye kattığı, söz ve karar sahibi yaptığı ve somut kazanımlar ürettiğidir.
Dosyanın tüm yazılarına ulaşmak için TIKLAYIN
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Dosya: KESK 3. Kadın Kurultayının ardından...
Kurultayın üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmiş olsa da kurultay sırasında tartışılan belli başlı konuları ele almak, kamu emekçisi kadınların örgütlülüğü için önemli...
KESK 3. Kadın Kurultayının ardından-2 | Mirasımız direnişse, şimdi sıra mücadelede
Bugün ihtiyaç duyulan şey, iş yerlerindeki somut sorunlardan hareket eden, kadınların örgütlenmesini güçlendiren ve sorunları üreten yapısal ilişkileri hedef alan bir mücadele hattıdır.
KESK 3. Kadın Kurultayının ardından-3 | Sınıf mücadelesini silikleştirmek kadın mücadelesini büyütmez
'Bugün ihtiyacımız olan, sınıf kavramından uzaklaşmak değil; sınıfı daha bütünlüklü ve değişen emek ilişkilerini kapsayacak biçimde kavramaktır.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















