Sendikalar var olduğu günden bu yana farklı sendikal yaklaşımlar da var olmuştur. Farklı sendikaların birbirleri arasında çok temel farkları olduğu gibi, aynı sendika içerisinde de farklı yaklaşımlar bulunur. İçinde bulunulan dönemin, o dönemin özelliklerinin, politik aktörlerinin ve iktidar sahiplerinin etki gücüne bağlı olarak değişiklik gösterse de farklı biçimler hep olmuştur. Türkiye’deki sendikalar, elbette KESK de bu gerçekten azade değildir. Her zaman iktidara karşı mücadele etse de bu mücadelenin kapsamı, çerçevesi, yöntemleri, araçları, sınırları, nihai amaçları konusunda farklı akımlar olduğu açıktır. Bu akımlar arasındaki ortaklık-gerilim ve karşıtlığın boyutu ve toplam mücadeleye etkileri ise birçok etkene bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Kurulduğu günden bu yana farklı sendikal akımlar var olmuştur, bunlar KESK ve bağlı sendikaların tüzüklerine de bir şekilde yansımıştır.
KESK içerisinde sınıf sendikacılığı ile farklı sendikal yaklaşımlar arasındaki açının-gerilimin niteliği, boyutu ve sonuçları her daim tartışmaya ve üzerinde durmaya değerdir.
2010’lu yıllardan itibaren ise KESK içerisindeki mevcut farklılıkların sendikaların yapılarına, temel organlarına, işleyişlerine yönelik kapsamlı müdahaleler nedeni ile farklı bir boyuta taşındığını; sınıf sendikacılığı ile diğer sendikal yaklaşımlar arasındaki açının da giderek genişlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Doğrudan kadın mücadelesine içkin olmayan tartışmalarla birlikte, sendikal farklılıkların en görünür şekilde yansıdığı, pratik ve teorik olarak gerilim ve çatışmanın oldukça yüksek seyrettiği alanlardan biri sendikalarda kadın mücadelesi alanı olmuştur ve bu somut durum devam etmektedir. Kadın mücadelesinin sendikal mücadelede kapsamı, mekanizmaları ve işleyişine yönelik yaklaşım farklılıkları sınıf sendikacılığı ile farklılıkların esasını oluşturmaktadır.
Bu nedenle KESK Kadın Kurultayı değerlendirmelerinde yer açılması gereken başlıklardan biri “KESK içerisindeki farklı mücadele akımlarının sınıf sendikacılığına mesafesi açısından ne mesaj verilmiştir, bunlar ne anlama gelebilir?” soruları olmalıdır. Bu yazı da bu tabloyu değerlendirmeye çalışacaktır.
KESK 3. Kadın Kurultayına dair konunun ayrıntılarına girmeden önce şu hususu önemle vurgulamakta fayda bulunmaktadır: KESK bünyesinde, özellikle genç kadınlar başta olmak üzere, hem Türkiye’deki hem de dünyadaki cinsiyetçi politikaların farkında olan ve kadınların kurtuluşu için emek alanından toplumsal şiddete, baskı mekanizmalarından ayrımcılık ve eşitsizliklere kadar her alanda mücadele etme arzusu taşıyan çok sayıda kadın emekçi bulunmaktadır. Emek Hareketi olarak, mücadeleyi büyütmek, katkı sunmak ve örgütlenmek adına KESK’in önemli bir mevzi olarak görüldüğünü de biliyoruz ve bunu önemsiyoruz. Ancak sendika içerisinde yürütülen çeşitli temel tartışmalarda, kadın mücadelesini sınıf sendikacılığı temelinde yürütme çabamız ve buna aykırı müdahalelere karşı geliştirdiğimiz tutum, zaman zaman eksik ya da yanlış anlaşılabilmekte ya da kimi zaman bilerek yanıltıcı atıflarda bulunulmaktadır.
KESK içerisinde kadın mücadelesi de dahil olmak üzere sınıf sendikacılığı perspektifinin hayata geçirilmesinin ve bu mücadelenin özgün bir sendikal hat olarak ilerletilmesinin hayati olduğunu düşünüyoruz. Sınıf sendikacılığı ve emek örgütü ekseninde yürüttüğümüz bu tartışmada şu gerçekliğin tamamen bilincindeyiz: Kadın hareketinin çeşitli bileşenleri, farklı feminist yaklaşımlar ve örgütler, cinsiyet eşitsizliği sorununun temelini ve çözümünü farklı biçimlerde tanımlamakta ve nihai çözüm için farklı önermelerde bulunmaktadır. Türkiye’de çok sayıda bileşenden oluşan kadın hareketinin tamamı bugün bir sınıf hareketi ya da sınıf mücadelesi etrafında birleşmemektedir ve gelecekte de tamamen bu hatta birleşmeyeceğini, böyle bir zorunluluk da olmadığını biliyoruz. Emek Hareketi olarak, kadın mücadelesinin bütününün sınıf hareketine bağlanması gerektiğini savunmakla birlikte, tüm bileşenlerin bu noktada ortaklaşmasının fiilen mümkün olmadığının da farkındayız. Bu gerçekliğe rağmen, KESK içindeki ve kurultay sürecindeki tartışmalarda sınıf sendikacılığı konusunu neden ısrarla temel bir mesele olarak gündeme getirdiğimiz konusunun anlaşılır olmasını önemsiyoruz. Çünkü sendikal mücadelede bu nokta, yaklaşımımızın ana ayrışma eksenini oluşturmaktadır. Kadın hareketinin çok çeşitli ve hayati gündemleri, bir araya geldiği ya da ayrıştığı ortak mücadele alanları mevcuttur ve Türkiye kadın hareketi bu konuda köklü bir deneyime sahiptir. Sendikalardaki kadın emekçilerin mücadelesi de bu toplam kadın hareketinin ayrılmaz bir parçasıdır ve Emek Hareketi olarak KESK içerisinde bunu en yaygın, en zengin biçimde üretmeye çalışıyoruz.
Ancak, KESK ve işkollarımızda sendikal alanda yürütülecek kadın mücadelesi ve örgütlülüğü konuşulurken, yürütülen faaliyetin bir emek örgütüne ve sendikal yapıya ait olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Her örgüt ya da kurum kendi varoluş amacına uygun mücadele araçlarını ve yöntemlerini geliştirebilir/ geliştirmelidir. Örneğin, bir mahallede kadına yönelik şiddete karşı kurulan bir derneğin kendi ihtiyaçlarına ve yapısına özgü yöntemleri ve araçları vardır. Ya da mahallelerde örgütlenen bir siyasi partinin kadın örgütlenmesinde kullandığı araç ve esneklikler farklılık gösterecektir. Projeler geliştirerek kadınların güçlenmesine katkı sunmayı amaçlayan bir kadın örgütünün de çalışma yapısı kendi ihtiyacına göre olacaktır. KESK ve bağlı iş kollarında yürütülen mücadele, odağında ve öznesinde kadın emekçilerin yer aldığı bir emek örgütü mücadelesidir; buradaki mücadelenin yöntem, araç mekanizmaları emek örgütüne uygun, onu büyütecek ve geliştirecek araçlar olması gerekir.
Sınıf kavramı neden tartışmanın dışında kalamaz?
Sendika kimi örgütlemektedir? Hangi toplumsal ilişki içerisinde örgütlemektedir? Kimin karşısında mücadele etmektedir? Mücadele ettiği sorunları hangi maddi ilişkiler içerisinde ele aldığı ve bu mücadele içerisinde kimi örgütlü bir özne haline getirdiği de belirleyicidir. Sendikal alandaki kadın mücadelesi tartışılırken, değerlendirmelerin bu yalın gerçeklik üzerinden yapılması gerekmektedir.
Farklı özgünlüklere sahip farklı örgütlenmelerin yöntemlerini, esnekliklerini ve araçlarını sendikal yapının içerisine aynen ya da benzer şekilde aktarmaya çalışmak ve sendikal mücadeleyi diğer toplumsal örgütlenme biçimleriyle aynılaştırmak oldukça tehlikeli bir yaklaşımdır. Sendikalar, emekçileri tüm farklılıkları, özgünlükleri ve çeşitlilikleriyle tek bir çatı altında toplayarak ortak mücadeleyi ören yegâne kitle örgütleridir. Sendikalar; en geniş emekçi kesimlere seslenmeli, iş yerlerinden başlayarak üyelerini sendikal yaşamın ve mücadelenin aktif özneleri haline getirmelidir.
Tam da burada “sınıf” kavramının neden tartışmanın dışında bırakılamayacağı sorusu ortaya çıkmaktadır. Çalışma yaşamının değiştiği, güvencesizliğin, esnek çalışmanın, taşeronlaşmanın, performans rejiminin, özelleştirmenin ve kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasının yaygınlaştığı açıktır. Emekçiler farklı çalışma biçimlerine, statülere ve koşullara bölünmektedir. Fakat çalışma biçimlerinin farklılaşması, emek ile sermaye arasındaki sınıfsal ilişkiyi ortadan kaldırmamaktadır. Tam tersine, emeğin farklı biçimlerde parçalandığı koşullarda ortak sınıfsal çıkarların görülmesi ve ortak örgütlenmenin kurulması daha da önemli hale gelmektedir.
Bu nedenle KESK 3. Kadın Kurultayında da kimi delegelerce dile getirilen “Sınıf daraltıcıdır, daha geniş kavramlara ihtiyaç vardır”, “Sınıf demeyelim, daha geniş düşünelim” gibi söylem ve önermeler sendikalarda sınıf mücadelesini silikleştirmeye; sınıf mücadelesinden uzaklaştırmaya, esas olan sınıf mücadelesini paranteze almaya yönelik çabalardır. Ve Emek Hareketi bu çabalara her düzeyde karşı durmaktadır.
Sınıf kavramından vazgeçilmesi sendikal mücadeleyi ortaya çıkış nedeninden, esasından kopartmakta; farklı örgütlenmelerden ayrılan zeminini ve önemini belirsizleşmektedir. Çünkü sendikanın toplumsal sorunlarla ilgilenmesi ile sendikanın sınıfsal niteliği birbirinin alternatifi değildir. Sendika ücret, çalışma koşulları ve toplu sözleşme ile sınırlı değildir. Demokrasi, laiklik, kamusal hizmetler, barış, kadınların eşitliği, şiddete karşı mücadele ve daha pek çok toplumsal sorun sendikanın mücadele konusudur. Bu sorunları sendikal mücadelenin konusu yapan, bu sorunların emekçilerin yaşamından, çalışma koşullarından ve karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerden ayrı düşünülemeyecek olmasıdır.
Bununla beraber sendikanın toplumsal sorunlara müdahil olması, onun sınıfsal niteliğini ortadan kaldırmaz. Tersine, sınıfsal perspektif çeşitli toplumsal sorunların emekçilerin yaşamındaki ortak bağlarını görmeyi ve bunları ortak bir mücadele zemini üzerinde birleştirmeyi mümkün kılar. Kapsayıcılık “sınıfsızlaşmak” değildir, sınıfsal perspektifle genişleyecek mücadele hattıdır.
Kadınların emekçi karakterleriyle örgütlenmesi ve sınıf mücadelesi perspektifinin korunması, hem Türkiye’deki hem de dünyadaki birleşik kadın hareketine KESK’in sunacağı en özgün ve nitelikli katkıdır. KESK, kadın kamu emekçilerini kitlesel olarak örgütlediği ve mücadeleye çektiği oran nispetinde kadın mücadelesinin tüm toplumsal gündemlerine de güçlü bir destek sunabilir.
Kadın emekçilerin yaşadığı sorunlar sınıfsal bağlamından koparılamaz
Bugün gelinen noktada; kadın meclislerinden başlayarak sendikalardaki kadın emekçilerin gündemlerinin ne olacağı, hangi konuları merkeze alacağı, kimleri örgütleyeceği, kimlerle ittifak kuracağı ve toplam kadın mücadelesinin nasıl büyütüleceği hususunda kritik tartışmalar yaşanmaktadır.
Bu tartışmada önemli olan bir başka nokta da kadınların özgül sorunları ile sınıfsal sorunların birbirinin alternatifiymiş gibi ele alınmamasıdır. Kadınların yaşadığı eşitsizlikler özgül bir mücadele alanıdır. Ayrımcılık, şiddet, bakım yükü, kadın emeğinin değersizleştirilmesi, karar mekanizmalarından dışlanma ve cinsiyet eşitsizliği kadınların özgün mücadele başlıklarıdır. Bunların hiçbirini görmezden gelinemez ve mücadele dışı bırakılamaz.
Fakat kadın emekçilerin yaşadığı eşitsizlikleri sınıfsal zeminden koparmak da onların gerçek yaşamındaki ilişkilerini parçalamaktır. Kadınların çalışma yaşamındaki konumu; hangi işlerde çalıştıkları, ne kadar ücret aldıkları, iş güvenceleri, çalışma süreleri, bakım yükleri, kreş hakkı, emeklilik koşulları ve iş yerinde karşılaştıkları şiddet ve taciz, emek rejiminden bağımsız değildir. Kadınların ev içindeki bakım yükleri ile iş yerindeki ücretli emeği de birbirinden kopuk değildir.
Kamusal kreşlerin yokluğu kadınların sorunudur; ama aynı zamanda kamusal hizmet ve emek mücadelesinin konusudur. Güvencesiz çalışma kadınların sorunudur; ama aynı zamanda sınıfsal bir saldırıdır. Eşit işe eşit ücret kadınların talebidir; ama bu talep doğrudan emek-sermaye ilişkisi içerisindedir. Bakım yükünün kadınların üzerine yıkılması kadınların özgül bir sorunudur; fakat aynı zamanda toplumsal yeniden üretimin nasıl örgütlendiğiyle ilgili sınıfsal bir meseledir. Kadınların özgül ezilme biçimleri ile sınıfsal sömürü ve sınıf mücadelesi arasındaki bağı kurabilmek, kadınların yaşadığı sorunları hangi maddi ilişkiler içerisinde ortaya çıktığını görünür hale getirmek ve buna karşı örgütlenmeyi güçlendirmektir. Kadın mücadelesinin özgünlüğünü korurken onu sınıfsal zeminden koparmamak tam da bu nedenle önemlidir. Sendikal kadın mücadelesinin rolü ve sorumlulukları da burada ortaya çıkmaktadır.
KESK’in kadın mücadelesinin özgünlüğü, kadınların emekçi olarak örgütlenmesidir. Bu özgünlük, başka kadın örgütlenmelerinin yerine geçme iddiasından değil, sendikanın sahip olduğu örgütlenme kapasitesinden kaynaklanır. Sendikal kadın mücadelesinin gücü, kadın emekçilerin iş yerlerinden örgütlenebilmesidir.
KESK kadın emekçilerin de örgütlü olduğu bir emek örgütüdür. Tam da bu nedenle KESK’in kadın mücadelesinin merkezinde emek ve sınıf perspektifi bulunmalıdır.
Emek Hareketi olarak, KESK’in bir emek örgütü olma karakterini ve sınıf sendikacılığı çizgisini zayıflatacak her türlü müdahalenin karşısında durduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Türkiye kadın hareketinin ve KESK üyesi kadın emekçilerin, emek alanı dışında faaliyet gösteren yeni bir “kadın örgütüne” daha ihtiyacı yoktur. Kadın emekçilerin kendi özgün sorunları etrafında en kapsayıcı ve en etkili müdahaleyi yapabilecekleri öz örgütlülüklerini güçlendirmeye ihtiyaçları vardır.
İhtiyacımız olan şey sınıfı bütünlüklü kavramak
Bu çerçevede, 3. Kadın Kurultayında öne çıkan bazı yaklaşım ve söylemleri kaygı verici ve tehlikeli buluyoruz. Kurultayın atölyelerinde ve ortak tartışmalarında, sendikal mücadele anlatılırken “sınıf mücadelesi” veya “sınıf örgütü” kavramlarını kullanmaktan kaçınılması gerektiği; bu tanımların “darlaştırıcı” olduğu ve daha geniş kavramların bulunması gerektiği yönünde çok sayıda önerme getirilmiştir.
Sınıf perspektifinden ve sınıf ayrımından uzaklaşmayı vazeden bu önermeler karşısında uyarılarımızı bir kez de bu yazı ile ifade ediyoruz. Kadın hareketinin farklı platformlarında bu tür teorik tartışmalar yürütülebilir; ancak emek ile sermaye arasındaki çelişkinin doğrudan tarafı olan ve emekçilerin hak arama örgütü niteliği taşıyan sendikalarda sınıf kavramını tartışmaya açmak kabul edilemez. Bu durum, sendikaları varlık nedenlerinden ve asli görevlerinden uzaklaştırma riski taşır.
KESK bünyesindeki kadın mücadelesinin ayırt edici ve belirleyici niteliği “sınıfsal” karakteridir. Kadın mücadelesini sınıfsal zeminden koparacak her türlü yaklaşım, KESK’in varlık gerekçesini zayıflatacak ve kadın hareketine sunduğu özgün katkıyı zayıflatacaktır.
KESK üyesi kadınlar elbette toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı farklı kadın örgütlerinde veya alanlarında da mücadele yürütebilirler. Ancak KESK çatısı altında yürütülen mücadelenin temeli, sendikal mücadeledir.
Burada sınıf sendikacılığı ile kadın mücadelesini karşı karşıya koyan bir yaklaşımın da doğru olmadığını ayrıca hatırlatmak isteriz. Sınıf perspektifini savunmak, sendikadaki erkek egemen alışkanlıkları veya kadınların özgül sorunlarının ikincil görülmesini savunmak anlamına gelmez. Tam tersine, sınıf örgütü kendi içerisindeki erkek egemenliğe ve bunun çeşitli görünümlerine karşı mücadele etmek zorundadır. Kadınların sendikanın karar mekanizmalarında eşit biçimde yer alması, kadınların özgün örgütlenme mekanizmalarının güçlendirilmesi, kadınların kendi taleplerinin öznesi olması ve sendikal kültürün dönüştürülmesi sınıf sendikacılığıyla çelişmez. Bunlar sınıf sendikacılığının geliştirilmesinin parçalarıdır.
Bugün sermaye, emeği parçalamaya çalışırken emekçilerin ortak çıkarlarını görünmez hale getiren her yaklaşımın sonuçları üzerine düşünmek zorundayız. Çünkü sendikanın gücü, emekçilerin tüm farklılıklarını aşan ve onları emekçi olmaktan kaynaklı ortak çıkarları etrafında birleştirebilen, örgütleyebilen biricik örgütler olmalarından kaynaklanır.
Bugün ihtiyacımız olan, sınıf kavramından uzaklaşmak değil; sınıfı daha bütünlüklü ve değişen emek ilişkilerini kapsayacak biçimde kavramaktır. Kadın mücadelesini daraltmak değil; onu emekçi kadınların gerçek yaşamına, iş yerlerine ve örgütlü mücadelesine bağlamaktır. Kadın emekçilerin kendi sözünü söylediği, kendi taleplerini oluşturduğu, iş yerlerinden örgütlendiği ve kadın mücadelesini sınıf mücadelesinin gücüyle birleştirdiği bir sendikal mücadeleye ihtiyacımız vardır.
Dosya yazılarının tümünü okumak için TIKLAYIN
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Dosya: KESK 3. Kadın Kurultayının ardından...
Kurultayın üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmiş olsa da kurultay sırasında tartışılan belli başlı konuları ele almak, kamu emekçisi kadınların örgütlülüğü için önemli...
KESK 3. Kadın Kurultayının ardından-2 | Mirasımız direnişse, şimdi sıra mücadelede
Bugün ihtiyaç duyulan şey, iş yerlerindeki somut sorunlardan hareket eden, kadınların örgütlenmesini güçlendiren ve sorunları üreten yapısal ilişkileri hedef alan bir mücadele hattıdır.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















