Eğitim Sen Kadın Kurultayı ve KESK Kadın Kurultayı geride kaldı. Salonlardan ayrıldık; konuştuğumuz sorunlar hayatı her gün yeniden kurduğumuz yerlerde bizi bekliyordu. Eriyen ücretler, güvencesizlik, iş yerindeki baskı ve kamusal hizmetlerden çekilen devletin kadınlara bıraktığı bakım yükü, kılık kıyafetimizden çalışma yaşamındaki varlığımıza gericileşmenin çeşitli görünümleriyle baş başa kaldığımız itibarsızlaştırma ve şiddet…
Kadın kurultayları, doğru örgütlendiğinde ve sonuçlandırıldığında iş yerlerinde biriken öfkeyi de dayanışmayı da ortak mücadeleye dönüştürebilecek, sesi duyulmayan kadınların sözünü sendikanın kararlarına taşıyabilecek çok önemli araçlar. Emek Hareketinden kadınlar olarak kurultaya, birlikte çalıştığımız kadınların taleplerini götürdük; kurultaya hazırlanırken yüzlerce kadınla birlikte ortaklaştığımız taleplerin ve sonuçların salonlara ve raporlara yansıması için mücadele etmek zorunda kaldık. Bu yazıyı, yaşananları kadın kamu emekçilerinin değerlendirmesine sunmak ve sendikal bürokrasiyi aşacak bir kadın örgütlenmesinin görevlerini tartışmak için yazıyoruz.
Kadınların adına kurulan hiyerarşi
Kurultayda kadın meclislerini güçlendirmeye ve kararlarının uygulanmasını güvenceye almaya yönelik iki önerge birleştirildi; Emek Hareketinden kadınların itirazlarına ve karşı oyuna rağmen bu önerge oy çokluğuyla kabul edildi. Düzenleme, yönetimlerden kadın meclisi kararlarını uygulamalarını, uygulanmasını mümkün görmedikleri kararlar için kadın meclisine yazılı gerekçe sunmalarını; yani “hesap vermelerini” istiyordu. “Kararların sistematik biçimde uygulanmaması ya da kadın meclisinin işleyişinin engellenmesi halinde ilgili kurulların ve örgütsel mekanizmaların devreye girmesini” talep ediyordu.
Bu yetkinin ne anlama geldiğini görmek için, onu kullanacak kadın meclislerinin bugünkü işleyişine bakmak gerekiyor.
Bir toplantıya katılan kadının bir sonraki toplantıya katılıp katılmayacağının belli olmadığı, katılımın çoğu zaman belirli siyasal aidiyetlerden ve sendikal gruplardan birkaç kadınla sınırlı kaldığı kadın meclislerinden söz ediyoruz. O toplantılara gelen, çalışma yürüten kadınların emeğini küçümsemiyoruz. Fakat bu emek, bütün kadınlar adına konuşma ve bağlayıcı karar alma yetkisinin kendiliğinden dayanağı olamaz. Temsil yetkisinin kadın üyelerden alınması, kapsamının bilinmesi ve denetlenebilmesi gerekir. Kararların nasıl uygulanacağını tartışırken, kadınlar adına karar verme yetkisinin nereden doğduğunu sorunun dışında bırakamayız.
Örneğin aynı siyasal çevreden üç ya da yüz kadının katıldığı bir toplantıda eylem kararı alındığını düşünelim. İş yerindeki kadınlar kararın hazırlığında söz sahibi değilse, seçilmiş yönetimden hangi iradeyi uygulaması bekleniyor? İş yerlerinden emekçiler hazırlığı yetersiz bulduğunda, başka bir tarih ya da başka talepler önerdiğinde, onların itirazını taşıyan yönetici kime karşı sorumlu olacak bu durumda? Kararı yeniden tartışmaya açmak kadın meclisinin iradesini yok saymak olarak görülürse, temsilcinin üyeleriyle kurduğu bağ da baskı altına alınmış olur.
Bu koşullarda örgütsel mekanizmaların işletileceğinin hatırlatılması, bize göre, disiplin sözcüğünü kullanmadan disiplin kurulu baskısını hissettirmektir. Kararın arkasındaki katılımı sorgulayan ya da uygulanmasına itiraz eden yönetim organlarına, meselenin disiplin kurullarına taşınabileceği söyleniyor. Peki “sistematik engellemeye” kim karar verecek? Görüş ayrılığıyla kadın çalışmasını gerçekten engelleyen tutum arasındaki sınır nereden çizilecek? Bu düzenleme, kadın meclisi adına hareket eden grubun seçilmiş yönetimler üzerinde baskı kurabileceği bir işleyişe kapı açar; kadınların denetim hakkını da bu güç ilişkisinin gölgesinde bırakır.
Sendikal demokraside karar, uygulama, denetim ve sorumluluk birbirinden koparılamaz. Kadın meclisi karar alacak, yönetim organları ve iş yerlerindeki üyeler uygulayacak ve uygulamadığında kadın meclisine hesap verecekse, kadın meclisi kime hesap verecek? Mesela iş yerinde karşılık bulmayan bir eylemin ya da kadınların öncelikleriyle örtüşmeyen bir harcamanın sorumluluğunu kadın meclisi nasıl alacak? Kararı alanların temsil dayanağı ve üyelere karşı sorumluluğu tanımlanmadan, yönetimlerden hesap sormak, yetkiyi bir yerde, yükümlülüğü başka yerde biriktirir. Katılımı ve temsiliyeti sınırlı bir yapı, seçilmiş organların üzerinde konumlanırken kadınların karar süreçlerindeki gücü artmış olmaz.
Emek Hareketi olarak, seçilmiş yönetimlerin kadınların taleplerini görmezden gelmesini elbette kabul etmiyoruz. Hesap sorma hakkının asıl sahibi üyelerdir. Kadınlar bu hakkı kullanabilecekleri, örgütlenmeye ve açık denetim yollarına sahip olmalıdır. Aynı yükümlülük, kadınlar adına konuşan ve karar alan herkes için geçerlidir. Kadın meclisinin toplantısına katılmayan, kararına itiraz eden ya da başka görüşü savunan kadın da gündemi değiştirebilmeli, temsilcisini denetleyebilmeli ve gerektiğinde değiştirebilmelidir. Kadınların denetim hakkı, belirli bir grubun başka bir organdan hesap sorma yetkisinin içine sığdırılamaz.
Tartışmanın bir düğüm noktası da şu: Kadın meclisinin yetkisindeki her artışı kadınların kazanımı saymak, bu yetkiyi fiilen kimlerin kullandığını gözden saklıyor. İş yerindeki kadının sözü karara ulaşamazken onun adına konuşan dar bir çevrenin yetkisi genişliyorsa, kadınlar arasında yeni bir hiyerarşi kuruluyor demektir. Kadınların adıyla kurulan bu hiyerarşi sendikal bürokrasiyi de büyütür. Ölçümüz, kadın meclisinin topladığı yetkinin büyüklüğü olamaz. Daha fazla kadının örgütün yönünü belirleyebildiği ve birlikte mücadele edebildiği bir sendikal yaşam kurup kuramadığımıza bakmalıyız.
Kadın meclislerinden deneyim örnekleri
BES Ankara 2 No’lu Şube yöneticisi Hazal Battaloğlu, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt’un cinsiyetçi küfürlerine maruz kaldığını belirterek disiplin mekanizmalarına başvurdu. Sürecin uzaması, yaptırımın hafifletilmesi ve uygulanmaması tartışılırken meselenin Tüm Bel-Sen ve KESK kadın meclislerine taşınmaması açıklama bekliyor. Başvurulara yaklaşımı siyasal yakınlıklar belirleyemez. Yetki isteyenler şiddet karşısındaki yerine getirmedikleri sorumluluklarının da hesabını vermelidir. Eleştiren kadın da dayanışmaya ulaşabilmeli, süreci denetleyebilmelidir.
25 Kasım için merkezde alınan bir günlük iş bırakma kararı da iş yerlerindeki kadınlarla, seçilmiş kurullarla ve merkez yönetimlerindeki pek çok kadınla tartışılmadan ilan edildi. Bütçe dönemi eylemleri ve 30 Kasım mitingiyle bağı kurulmadı; uygulanamayarak ertelendi. İş yerlerinden kopuk, aşağıdan yukarıya örgütlenmeyen grev ve iş bırakma kararlarına zaten karşıyız. Kararı kadınların alması onu eleştiriden muaf kılmaz. Grev üretimden gelen gücümüzdür; taleplerin ortaklaştırılmasını, hazırlığı ve örgütlenmeyi gerektirir. Bu şekilde tepeden bir hiyerarşik ilişki ile alınan kararlar, grev silahını da güçsüzleştirir. Merkezi kadın meclisi hangi yetkiyle, hangi kadınlara sorarak karar aldı? Hazırlıkta kim görev üstlendi? Sendikanın geneline yöneltilen kararların aşağıdan yukarıya alınması gerektiği ilkemizden kadın meclisleri muaf mı? Kararı yine merkezde toplanmış kadınların alması bu kararları tek başın demokratik mi yapar?
Diyelim ki kadın meclisi başarısız olacağı, uygulanmasının mümkün olmadığı baştan belli bir eylem kararı aldı. Bu kararın sonucu başarısızlık olduğunda suçlu, yönetim organları mı olacak? Kadın meclislerinin sorumluluğu ne olacak? Başarısızlığın sebebi iş yerlerine, şubelere dayanmayan, gerçekçi olmayan kararların tüm sendikaya dayatılması mı yoksa yönetim organlarının “engellemesi” mi olacak? Bir grev örgütlenecekse, tüm emekçilerin, grevi örgütlemesini, kararından hazırlığına kadar kadınların sürecin öznesi olmasını savunuyoruz. Yazının başında bahsettiğimiz, kadın meclislerinin güçlendirilmesi iddiasıyla verilen ve kabul edilen önergenin uygulanması, kadın örgütlenmesinde halihazırda yaşanan keyfiyet ve kaosu daha da artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Bütçenin tamamında söz ve denetim
Kadın meclislerine bağımsız bütçe verilmesine itiraz ediyoruz. Aidatlarla oluşan kaynakların temsil ve denetiminin, denetlenemez bir yapının tasarrufuna bırakılmasını doğru bulmuyoruz. Bütçe, seçilmiş ve üyelere hesap veren organların sorumluluğunda, kadınların ihtiyaçları gözetilerek kullanılmalıdır. Kadın çalışmasını ayrı bir mali alana havale etmek, diğer kurulların yükümlülüklerini daraltır. Kadınlar bütçenin hazırlanmasından harcamaların denetlenmesine kadar tamamında eşit söz sahibi olmalıdır.
Mevcut uygulamada bile otellerde düzenlenen yüksek bütçeli kadın meclisi kamplarına dair soru sormak “suç” sayılıyor! Kimler çağrılıyor, katılımcıları kim belirliyor, kaç kadın üye katılıyor? Neden otelde 15 konuklu kamp yapıyoruz? Bu maliyetin, iş yerlerine ve örgütlenmeye dönüşü nedir? İş yerindeki kadınlar bir yana, yönetimlerde ve başka organlarda sorumluluk alan kadınların bile bu soruları soramadığı, itirazın kadın mücadelesine karşı çıkmak sayıldığı işleyişi kabul edemeyiz. Bir emek örgütünde üyenin aidatını harcayan herkes bütün üyelere karşı sorumludur. Kadın çalışmasının adı bu sorumluluğu askıya alamaz.
Kadın üyeler yüksek harcamalı ve sınırlı katılımlı bir etkinlik yerine kaynağın iş yeri çalışmalarına, geniş kadın kitlelerinin örgütlenmesi ve eğitimine ya da şiddete uğrayan kadınlara desteğe ayrılmasını isteyebilir. Bu talebi taşıyan yönetim, kadın meclisi çalışmasını engellemekle suçlanırsa bütçeyi kim denetleyecek? Eğitim ve deneyim paylaşımı gereklidir; katılım, giderler ve sonuçlar üyelerin tartışmasına açık olmalıdır. Bakım ve ulaşım desteği, hukuki ve psikolojik destek, iş yeri örgütlenmesi ortak bütçede güvenceye alınmalıdır. Ayrı bütçeye itirazımız, bu ihtiyaçları karşılamamanın gerekçesi yapılamaz.
Temsili temsillere karşı çıkmak
Emek Hareketi, eş başkanlığı kadınların eşit temsiliyle özdeşleştirmiyor. Çünkü yetki başkanlarda toplanıyor, sekreterlikler ve yönetimler zayıflıyorsa başkan sayısını ikiye çıkarmak işleyişi demokratikleştirmez. Bakım, zaman ve katılım engelleri, sendikalarda erkek egemen koşullar hüküm sürerken yönetimin tepesine bir kadın yerleştirmek aşağıdan örgütlenmenin yerini tutamaz. Kararların güçlü kurullarda birlikte alındığı, görevlerin paylaşıldığı, her yöneticinin tabana hesap verdiği kolektif yönetimi savunuyoruz.
Ne istiyoruz?
Emek Hareketi imzasıyla yayınlanan veya Emek Hareketinden bazı kadın arkadaşlarımızın yazdığı pek çok yazıda “Nasıl bir kadın örgütlenmesi?” sorusuna cevap verdik. Ama yine de şu soruları yanıtlayalım: Ne yapmalı, nasıl yapmalı?
Ücretsiz, nitelikli kamusal kreş ve bakım, eşit ücret, güvenceli çalışma, laik eğitim ve şiddete karşı koruyucu hükümler ortak taleplerimiz. Bu taleplerin her birinin iş yerindeki mücadele ile bağını kurmamız, kadın mücadelesini bütün kurulların sorumluluğu haline getirmemiz gerekir.
Başlangıç yerimiz iş yerleridir. Kadın üyelerin iş yerlerinde oluşturduğu komisyonlar, sendikasız ve başka sendikalara üye kadınlarla da ortak sorunlar üzerinden çalışmalıdır. İş yeri temsilcileri sorumluluk üstlenmeli, kadınların temsilci olması desteklenmelidir. Toplantılar çalışma ve bakım koşullarına göre düzenlenmeli; gündem ve kararlar tüm kadınlara erişilebilir biçimde düzenli duyurulmalıdır. Kadın çalışmasını, iş yerlerinden genel merkeze kadar üyelerin iradesini esas alarak ve sendikanın bütününün iradesinden koparmadan inşa etmemiz gerekiyor.
Kadın kurultayından çıkardığımız görevler olmalı: İlk görevimiz kurultay hazırlıkları esnasında görüştüğümüz kadınlarla buluşup kurultay atölyelerinden ve kurultaydan çıkan sonuçları paylaşmak, bu sorumlulukla her iş yerinde öncelikli bir taleple çalışmaya başlamaktır. Sorumluları belirleyip sonuçları birlikte değerlendirmeliyiz. Gündemi, kararı ve mücadeleyi kadınlarla birlikte kurduğumuzda kurultayların sözü iş yerlerinde örgütlü güce dönüşecek, hayatımızı değiştirecektir.
Dosyanın tüm yazılarına ulaşmak için TIKLAYIN
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Dosya: KESK 3. Kadın Kurultayının ardından...
Kurultayın üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmiş olsa da kurultay sırasında tartışılan belli başlı konuları ele almak, kamu emekçisi kadınların örgütlülüğü için önemli...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















