İşçi kadınların ‘kendi’ gazetesi: Rabotnitsa
Lafta değil yani, bir devrimin öncüsü olan kadınlar aslında cefasını da en çok çekenlermiş, doğusundan batısına o koca çarlık toprağında. Bu kadınlar yaşadıklarını anlatmasın, yazmasın ne yapsın?

Binlerce emekçi kadın 8 Mart 1917’de Rusya’nın Petrograd sokaklarını doldurdu. Dünyayı veba gibi sarmıştı savaş, onlar da diğer ülkelerin emekçileri gibi zaten var olan ama savaşın daha da derinleştirdiği yoksullukla baş etmeye çalışıyorlardı. Ekmek istiyorlardı ve de özgürlük.

Peki, devrimlere yol açan bu emekçi kadınların eylemleri ha deyince kendiliğinden mi olmuştu? Bir günde ancak uyuyacak ya da çocuklarının bakımı ile ilgilenecek kadar vakti olan, saatlerce ağır koşullarda çalışan bir kadın, bambaşka bir fabrikada ya da tarlada çalışan diğer bir kadının yaşadıklarını nasıl öğrendi ve o ikisi, beşi, binlercesi böyle büyük eylemler için nasıl birleştiler?

Cevabı bizde anacım; kadınların kendi çalışma koşullarını, deneyimlerini, sorunlarını ve de özlemlerini anlatan yayınların, bildiri ve broşürlerin, dergi ve gazetelerin devrimden önce de devrimden sonra da kadınlar tarafından yazılması, kadınlar arasında dağıtılmasında cevap... Bu yayınlar sayesinde, bir fabrikadaki işçi kadınla, uzaktaki bir diğer fabrikada, tarlada çalışan ya da savaş yüzünden kendini ve çocuğunun karnını doyuramayan kadın bir araya gelebilmişler. Lafta değil yani, bir devrimin öncüsü olan kadınlar aslında cefasını da en fazla çekenlermiş, doğusundan batısına o koca çarlık toprağında. E, bu kadınlar yaşadıklarını anlatmasın, yazmasın, devrim yapmasın da ne yapsın? Ve bu kadınlar da “kızkardeşlerinin” aslında sınıf kardeşi olduğunu, çünkü zengin kadınlarla kendileri arasında çarlık topraklarından bile daha büyük bir boşluk olduğunu bu yayınlarla anlamışlar.


HER DİLDE ZENGİNLİK
Kadınların renkleri o kadar fazla, yaşamları, dertleri tasaları o kadar farklı ki bir tane de değil, çeşit çeşit kadın dergileri çıkmış; günlük gazete Pravda’nın kadınlara ayrılmış bir sayfası halinde ya da adı Rabotnitsa (İşçi Kadın), adı Kommuniska (Komünist Kadın), adı Krestyanka (Köylü Kadın), adı Delegetka, adı Sovyet Kadını… Hem de sadece Rusça da değil, çok çeşitli dillerde... Bu kadar çok dilde, bu kadar çok yayının olması kadınların birbirinden kopmasına mı neden olmuş peki? Hayır, tam tersine dilleriyle, meslekleriyle, kendi gündemleriyle kadın sorununa zengin bir biçimde eğilmiş bu dergiler o büyük toprakların her yerinde. Örneğin, doğu cumhuriyetlerde devrimden sonra bile süren ataerkil yapıya karşı bir ses olmuş oralarda çıkan yayınlar ya da işçi kadınların yaşamlarını, çalışma koşullarının yine fabrikalarda çalışan kadınlar tarafından anlatıldığı Rabotnitsa.

KADINLAR İÇİN, KADINLAR TARAFINDAN
Rabotnitsa, işçi kadınların mücadelelerini birleştiren, işçi sınıfının bakış açısı ile hayata bakan bir dergi. Hemen yanı başımızda savaşların sürdüğü günümüzden bir dönüp baktığımızda, o dönemde burjuva kadın hareketi I. Dünya Savaşı’nı Çarın lehine desteklerken, bu dergi etrafında birleşen işçi kadınların emperyalist savaşlara karşı bir çift sözü vardı. Rabotnitsa 1917 yılında çıkan sayılarında “Savaşa kimin ihtiyacı var” konusunda da kadınlara seslenmiş. Elbette ki, savaşın kendi ülkelerinde bıraktığı acılar kadar diğer ülkelerdeki emekçi kadın ve erkeklerde de açtıkları yaraların bilinciyle hareket etmiş derginin editörleri. Şubat Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne kadar “Barış, Ekmek ve Özgürlük!” sloganını kadınlar sahiplendiyse, bu yayınların kitleselliğiyle, her alanda “kadınlar için, kadınlar tarafından” olmasıyla alakalıdır.

Sovyetlerden beri biz kadınlar hala “Bu savaş kimin savaşı” diye soruyoruz yazılarımızda. Filistinli ya da İsrailli emekçi kadınların, IŞİD tarafından tecavüz edilen, katledilen kadınların savaşı değil bu savaşlar. Dün “ana hedefi, sadece işçi kadınlar için bir yayın organı olmak değil, işçi kadınların bizzat kendilerinin yayın organı olmak” olan Rabotnitsa okuyucularının ve yazarlarının, bugün “ana hedefi, sadece işçi kadınlar için bir yayın organı olmak değil, işçi kadınların bizzat kendilerinin yayın organı olmak” olan Ekmek ve Gül okuyucularının ve yazarlarının hayatın her alanında söyleyecek bir çift sözü var.


GERÇEK BURADA, GERÇEK KADINLARIN MEKTUPLARINDA!
Bakınız, devrimden önce kadınların çalıştıkları yerler üzerine neler öğreniyoruz bu dergiden. 1914 yılında bir tütün fabrikasındaki çalışma koşulları hakkında Rabotnitsa gazetesinde yazılanlar: “Odalar küçücük, makineler ve diğer eşyalar öyle bir sıkıştırılmış ki, bunların bazıları arasından geçmek mümkün değil. Bir dizi bölümde yeterli havalandırma yok. Tütün tozları o kadar yoğun ki, insan birkaç adım ötedeki iş arkadaşını seçemiyor. Sağlıklı çalışma koşullarıyla alay etme anlamına gelen bu korkunç koşullar altında esas olarak kadınlar çalışıyor ve onlar bu sanayi dalında çalışanların tümünün 9/10’unu oluşturuyorlar.”
ARTYUŞİNA: KADINLARIN YÜKSELMESİNE İZİN VERİLMEDİĞİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Sovyet devriminden sonra da sürmüş kadının mücadelesi. İşçi erkeğin “öğrenilmiş” yapısını değiştirmeye yönelik, hatta kadının kadın yanında olması gerektiğini savunan yazılara da dönüşmüş yazılanlar. Şu cümleler ise partili kadınlar ve kadın çalışması yürüten partililere yönelik çıkan Kommmuniska dergisinin 1928 yılında çıkan bir sayısında Artyuşina’nın kadın emeğinin küçümsenmesine karşı yazdığı ve kadın kollarını da eleştirdiği bir yazısından:
“Görevimiz, yalnızca şu ya da bu işçi kadının ya da köylü kadının daha iyi meslek şansı elde etmesi için çalışmak değil, ister komünistlerin ister partisizlerin saflarında olsun, çalışan kadınlar arasında yoldaşça bir ilişki için mücadele etmektir…
Bizzat işçi kadınların kalifiye kadına güven ve saygı duymaları (özellikle tarımda) ve işçi erkeklerin buna yan bakmamaları da buna dahildir… Kadınlar Kolu, bazen kadınların yükselmesine izin verilmediğini görmezlikten gelmektedir. Bu kötülüğe karşı mücadeleyi henüz tüm ciddiyetiyle yürütememektedir.”

Artyuşina Kadın Komünü

Sovyetlerde toplumsal değişimi sağlayan önemli hareketlerden biri Artyuşina Kadın Komünü. 1929'da gündelikçi bir kadının önayak olmasıyla Salk ilçesi civarındaki köylerden 100 kadar yalnız yaşayan kadın –çoğu gündelikçi, yoksul köylü kadın, partizan anneleri veya dulları– çocukları ile birlikte, kendilerine bir parça toprak veren köy sovyetinin desteğiyle bir kolhoz kurmaya karar verdi. İşte böyle açtı kadınlar gözlerini ve tüm Rusya’yı etkiledi bu komün. Artyuşina Kadın Komününün hikayesi için tıklayın

İlgili haberler
Ekim devrimi ve kadınlar (1)

Kadınlar kendi konumlarını kökten değiştiren sosyalizme giden yolda nasıl mücadele etti? Neler yaptı...

Ekim Devrimi ve Kadınlar (2)

Bolşevik Parti’nin kadının kurtuluşu politikasından; üretim, politika, eğitim, sağlık alanlarına kad...

Sovyetlerde eşitlik için adım adım...

Yasal düzenlemelerden, fiili eşitlik için atılan somut adımlara, eğitimden politikaya, kadınların to...