Yasalar, genelgeler, fiili uygulamalar…
AKP iktidarının 25 yılında kadınların kazanılmış hakları kimi zaman yasalarla, kimi zaman fiili uygulamalarla hedef alındı.

AKP’nin 2002–2011 dönemi, reform ve AB normları söylemlerinin öne çıktığı, kadınlar açısından da önemli yasaların ve uluslararası sözleşmelerin gündeme geldiği bir dönemdi. Ancak toplumsal yaşamda eşitsizlik ve muhafazakarlık güçleniyordu. Erdoğan’ın “üç çocuk” ve “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” sözleri yalnızca yasa yapmanın kadınların hayatında eşitlik sağlamaya yetmediğini ortaya koyuyordu.

Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in muhalefetin soru önergesine verdiği yanıt bunu somut ortaya koymuştu. Kadın cinayetleri yüzde 1400 artmıştı. Bu yanıt tüm ülkede infial yaratırken, AKP’nin özgürlük ve demokrasi dolu olduğu iddia edilen döneminin gerçekleri ortaya çıkmış oldu.

Aynı yıl 2009 Münevver Karabulut’un da öldürüldüğü yıldı. Katilin aylarca yakalanmaması, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın "Kızlarına sahip çıksalarmış" açıklaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yalnız bırakılan ya davulcuya kaçar ya zurnacıya" sözleri kadına yönelik şiddete ilişkin iktidarın gerçek yaklaşımını ortaya koyuyordu. 

2010’da Ayşe Paşalı eski eşi tarafından öldürüldü. Sistematik şiddet gördüğü için başvurduğu mahkemenin, “aralarında evlilik birliği kalmadığı” gerekçesiyle koruma talebini reddettiği ortaya çıktı. Paşalı’nın davası, kadınları şiddetten koruyacak yasal düzenlemeler için mücadeleye dönüştü. 6284 sayılı Yasa da bu mücadelenin kazanımlarından biri oldu.

2012 ve sonrası

2012 yılı ve sonrası iktidarında rahatlamış, yönetme konusunda kendince dinamiklerini oluşturmuş AKP’nin dönemiydi. 

Kadın yerine giderek “aile” denilmeye başlanması ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kurulması, bugün “aile yılı” ilanlarına uzanan dönemin işaretleriydi. Kadın politikaları aile eksenine çekilirken boşanmanın zorlaştırılması, nafaka hakkının tartışmaya açılması ve 2016’da Meclis’te Boşanma Komisyonu kurulması gündeme geldi.

Dönemin ilk açık işaretlerinden biri kürtaj hakkına yönelik saldırıydı. Erdoğan’ın kürtajı “cinayet” olarak nitelemesinin ardından hazırlanan yasal düzenleme, kadınların güçlü mücadelesiyle yasalaşamadı. Bunun üzerine iktidar, başka alanlarda da başvurduğu fiili yasaklama yöntemine yöneldi. Bugün kamu hastanelerinde kürtaj hizmetine erişim fiilen büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda.

Nafaka hakkı da benzer biçimde hedefte. Süresiz nafakanın sınırlandırılmasına ilişkin teklifler henüz yasalaşmasa da son yargı paketlerinde yeniden gündeme getiriliyor; süreli nafakaya ilişkin yargı kararları ise şimdiden veriliyor. Böylece yasal değişiklik olmadan da kadınların boşanma sonrası yoksulluğa terk edilmesinin önü açılıyor.

Boşanma Komisyonu Raporu bu noktada anılmaya değer. Ülkede boşanma oranlarının artmasını bir tehlike olarak ele alan iktidar kadınları aile içerisinde tanımlama ısrarını yüzlerce sayfalık rapora dönüştürdü. 

Halen tartışılan ve gündem olmaya devam eden aile uyuşmazlıklarında arabuluculuk, nafaka engellemeleri, dini danışmanlıklar gibi konular Meclis raporu haline getirildi. Üç çocuk ısrarı, kadınların aile ile uyumlu iş yaşamı da yine raporda yer alan öneriler arasında yer alıyordu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk kez 2007 yılında üç çocuk demeye başlamıştı. Bu yukarıda belirtmiş olduğumuz döneme ilişkin de önemli veriydi. Kadınlara biçilen rol evinin kadını, çocuklarının annesi olmak idi ve çocukların sayısının en az üç olması gerekiyordu. Nüfus artışı vurgusu sonraki yıllarda daha da büyüyen bir ısrarla sürdürüldü. 

2020 ve sonrası…

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin artması, çocuklara yönelik istismar ve şiddet 2020’li yıllarda da önemli gündemler olmaya devam etti. İktidarın eşitlikten uzak, cinsiyetçi politikaları kadınları hayatın her alanında şiddete açık hale getirdi. “Eşitlik değil, adalet” söylemi temel politika olarak öne çıkarılırken, iktidarın kurduğu KADEM bu anlayışın kadın örgütü biçimindeki temsilcisi oldu.

Aynı yıllar yoksulluğun derinleştiği, iktidarın sorunlara yanıt üretemediği ve meşruiyet kaybının arttığı bir dönemdi. Seçim kayıplarıyla birlikte baskı ve zor yönetimin temel araçlarına dönüşürken iktidar, çeşitli ittifaklarla ayakta kalmaya çalıştı. 2023 seçimlerindeki HÜDA PAR, Yeniden Refah ve BBP ittifakıyla kadınların ve LGBTİ’lerin kazanımları daha fazla hedef haline geldi. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa bu dönemin başlıca hedefleri arasındaydı.

Türkiye, 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Danıştay’a açılan iptal davaları da reddedildi.

Bu karar tek adam iktidarının tek bir imza ile teamül, yasa, Anayasa tanımadan nasıl kararlar alabileceğine ilişkin çok ciddi bir örnek oldu. Ülkede faşizm inşa edilirken kadınlar da şiddete karşı korumasız bırakılıyordu.

2023 seçimlerinde Cumhur İttifakı’na katılan Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR, ittifak şartı olarak 6284 sayılı Yasa’nın değiştirilmesini veya kaldırılmasını talep etti. Hükümet yasaya dokunulmayacağını açıklasa da uygulanmasındaki sorunlar sürüyor ve yasa halen tartışma konusu yapılıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve 6284’ün tartışmalı hale getirilmesi kadın cinayetleri ve şiddet olarak geri döndü. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre 2024, 394 kadın cinayeti ve 259 şüpheli ölümle en yüksek oranların görüldüğü yıl oldu.

İktidar, kadın cinayetleri karşısında kadın hareketinin ve hukuk örgütlerinin önerilerini dikkate almak yerine ağırlıkla cezaların artırılmasını gündeme getirdi. 2022’de kadına yönelik şiddet suçlarında cezalar artırılırken bazı suçlar için nitelikli hal düzenlemesi yapıldı, “kravat indirimi” olarak bilinen takdiri indirimler daraltıldı. Ancak kadın cinayetlerinde faillerin sıkça yararlandığı haksız tahrik düzenlemesine dokunulmadı.

AKP iktidarının kadın düşmanı politikaları sürerken yasalardaki ceza artırımları kadınlar için adalet anlamına gelmedi. Bunun en somut örneği, Pınar Gültekin’i öldüren Cemal Metin Avcı hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının 2025 Şubat’ında Yargıtay tarafından bozulması oldu. Yargıtay, Avcı’nın cinayeti “canavarca hisle ve tasarlayarak” işlemediği ve haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verdi. Cinayetin tüm unsurları ortadayken verilen karar, Yargıtay’ın failleri koruyan bir içtihadı olarak kayda geçti.

Aile yılı / aile yılları….

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 2025 yılı aile yılı ilan edildi. 2025 yılındaki uygulamaların kalıcı bir devlet politikası haline getirilmesi amacıyla, 2 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile süreç on yıllık bir döneme taşındı. 

Nüfus artışının gündem haline getirildiği, erken yaşta evliliklerin teşvik edildiği ve esnek çalışmanın kadınlara dayatılmak istendiği 2025, “Aile Yılı” ilan edildi. “Üç çocuk” ısrarı sürerken doğum politikaları ve LGBTİ’lere yönelik nefret söylemi öne çıktı. Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’ndeki trans erkek mahpus Poyraz’ın 1 Aralık 2025’teki şüpheli ölümü, bu politikaların yarattığı yaşamsal tehlikeyi ortaya koydu.

Eşitsizliği derinleştiren politikalar sürerken Diyanet’in kadınların örtünmesini ve miras hakkından vazgeçmesini telkin eden hutbeleri dikkat çekti. Sanatçılar “genel ahlak” gerekçesiyle adliyelik olurken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı şikayetçi oldu.

11. ve 12. yargı paketlerinde aile uyuşmazlıklarında arabuluculuk ve nafaka düzenlemeleri gündeme geldi. Haziran 2026’da AYM, Medeni Kanun’un 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Paket taslaklarında ayrıca “hayasızca hareketler” suçu genişletilerek kadınları ve LGBTİ’leri hedef alan yeni suçlar ve cezalar gündeme getirildi.

Sonuç yerine

AKP’nin 25. Yılına ilişkin bu saydıklarımızın her birinin mücadele anlamına geldiğini belirtmezsek eksik anlatmış oluruz. “Yasalaşamadı, yapamadı ama fiili uygulamayla amacını gerçekleştirmeye çalıştı” sözcükleri çokça geçti yazımızın içinde. Kadınların direnişi AKP’nin saldırısı kadar büyük oldu 25 yıl içerisinde. 

Türlü çeşitli yöntemle, taktikle, yasayla, uygulamayla kadınlara saldıran AKP’nin karşısında eşitlik mücadelesi veren kadınlar oldu ve olmaya devam ediyor…

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden