25 yılın ağırlığı, kadınların direnci
25 yıldır AKP’nin sınıfsal eğilimi değişmedi: Emeğini sermaye için ucuz ve esnek hale getirmek; bakımı ise aileye, aile içinde de kadınlara yüklemek.

SPOT: 25 yıldır AKP’nin sınıfsal eğilimi değişmedi: Emeğini sermaye için ucuz ve esnek hale getirmek; bakımı ise aileye, aile içinde de kadınlara yüklemek. 

25 yılın ağırlığı, kadınların direnci

Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir

AKP’nin 25 yılı kadın emekçiler için bir yanda koyulaşan yoksulluk, artan bakım sorumluluğu, hayatlarını kuşatan gericilik gibi karanlık bir ağırlığın izlerini taşıyor. Diğer yanda ise onların mücadele ve direnişleriyle büyüyen aydınlık bir direncin izlerini… 25 yılın hikayesi, işte bu ağırlıkla direncin karşı karşıya gelişinin hikayesidir.

Bu yıllar kadın emekçiler açısından farklı dönemlerin ve kritik eşiklerin iç içe geçtiği yıllar. İlk döneme neoliberal yıkımın hızlanması ve tarımın çözülmesi damgasını vuruyor. 2008 kriziyle birlikte kadınlar ucuz ve esnek işgücü olarak daha fazla piyasaya çekiliyor. Ardından ücretli çalışma ile ev içi emeğin birlikte taşındığı çifte yük belirginleşiyor. Pandemi sonrasında ekonomik kriz ve yoksulluk kadınların ücretli çalışmasını zorunluluğa dönüştürürken gerici aile politikaları sertleşiyor. Ama sınıfsal doğrultu hiç değişmiyor: Kadın emeğini sermaye için ucuz ve esnek hale getirmek; bakımı ise aileye, aile içinde de kadınlara yüklemek.

Kadın emeği neoliberalizmin hedefinde

AKP 2002’de iktidara geldiğinde neoliberal dönüşüm ülkede yaklaşık 20 yılını geride bırakmıştı. Özelleştirmeler, tarımın çözülmesi ve sosyal devletin yıkımı AKP döneminde hızlandı. Tarımsal üretimin çözülmesi ve kırdan kente göç, tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınları yerinden etti. Tarımdan kopan kadınları, kentlerde güvenceli ve sendikalı işler beklemiyordu. Kadınların bir bölümü işgücünün dışında kalırken bir bölümü de tekstil atölyelerinde, küçük işletmelerde, temizlik ve bakım işlerinde, ev eksenli üretimde ve kayıt dışı işlerde çalışmaya başladı. Neoliberal yıkım kadın emeğini sermayenin yeni ihtiyaçlarına göre biçimlendirdi.

Esnek emek, güvencesiz hayat

2008 krizi bir dönüm noktası oldu. Kadınların ve gençlerin istihdama katılması hükümet politikalarında yer buldu, 2011’de kadın ve genç istihdamına yönelik sigorta primi teşvikleri getirildi. Kadınların işgücüne katılımındaki artış iktidar tarafından “başarının” kanıtı sayıldı. Oysa asıl soru kaç kadının çalıştığı değil; kadınların nasıl işlerde, hangi ücretlerle ve hangi güvencelerle çalıştığıydı. Kadınların işçileşmesi büyük ölçüde emek piyasasının düşük ücretli, örgütsüz ve güvencesiz kesimlerinde gerçekleşti: Tekstil, gıda, çağrı merkezleri, turizm, temizlik ve bakım…

“Esneklik” dönemin anahtar sözcüğüydü. Yarı zamanlı, geçici, evden ya da sözleşmeli çalışma biçimleri özellikle kadınlara “uygun” işler olarak tanımlandı. Böylece kadın emeğinin piyasaya daha fazla çekilmesi ile güvencesizleşmesi aynı sürecin iki yüzü haline geldi. 

Yük ikiye katlandı

2016’da doğum sonrası kısmi süreli çalışma olanaklarını genişleten düzenlemeler, kadınların iş ve aile yaşamını “uyumlaştıracak” kazanımlar olarak sunuldu. Diğer yandan çocuğa, yaşlıya ve hastaya kimin bakacağı sorusunun yanıtı değişmedi: kadın. 

Neoliberalizm ile gericilik tam da burada birbirini tamamladı. Sermayenin kadın emeğine ihtiyacı vardı ama işgücünün yeniden üretiminin maliyetini üstlenmek istemiyordu. İktidar da aileyi güçlendirdi. Kadının ücretli emekçi olması teşvik edilirken anne, eş ve bakım veren olarak sorumlulukları değişmedi. Yük böylece ikiye katlandı: İşyerinde ücretli emek, evde karşılıksız emek.

Yoksulluk ve gericilik kuşatmasında kadın emekçiler

Pandemi, bu düzenin derinlerinde biriken çelişkileri bütün açıklığıyla görünür kıldı. Okulların ve bakım kurumlarının kapanmasıyla bakım yükü evlere, evlerin içinde kadınlara döndü. Pandemi, kadın emeğinin toplumsal yaşamın sürekliliği açısından taşıdığı merkezi rolü bir kez daha açığa çıkardı. Evden çalışma ise ücretli emek ile bakım emeği arasındaki sınırı daha da belirsizleştirdi. 

Pandemi sonrası derinleşen ekonomik kriz koşulları daha da ağırlaştı. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve ücretlerin erimesiyle milyonlarca emekçi hanesinde tek ücretle yaşamak imkansızlaştı. Kadınların ücretli çalışması birçok aile açısından yaşamı sürdürebilmenin zorunlu koşulu oldu. 

Kadınları güvencesiz işlere, düşük ücretlere iten ekonomik zorluğun ağırlığı artarken iktidarın gerici politikaları da yoğunlaştı. İstanbul Sözleşmesi’nden 2021’de çıkılması bunun en açık siyasal göstergelerindendi. 2025’in “aile yılı” ilan edilmesi, ardından 2026–2035 döneminin “aile ve nüfus on yılı” olarak tanımlanması süreci derinleştirdi. Aile ve nüfus politikaları uzun vadeli bir devlet programına dönüştürüldü. Bir tarafta yoksulluk kadınları ücretli çalışmaya zorlarken diğer tarafta gericilik kadının temel yerinin aile olduğunu ilan ediyordu. 25 yıl oldukça ağırdı: Daha çok çalışma, daha çok bakım, daha çok geçim sıkıntısı.

25 yıla karşı kadınların direnci

Ama bu yıllar bu ağırlığın hikayesi değil yalnızca. O ağırlığı taşıyanların yan yana gelmesinin, ortaklaşmasının ve mücadele etmesinin de hikayesi. Kadınların işçileşmesi milyonlarca kadını fabrikalarda, hastanelerde, marketlerde, depolarda, belediyelerde ve bürolarda yan yana getirdi. Düşük ücret, güvencesizlik, uzun çalışma saatleri ve yoksulluk ortak sınıfsal deneyim yarattı.

Bu ortak deneyim, kadın işçileri aynı mücadelenin parçası yaptı. Novamed’de grev yapan kadınlardan Flormar’da sendika hakkı için direnenlere, Özak Tekstil’de baskı ve sendikasızlaştırmaya karşı seslerini yükseltenlerden Polonez’de hakları için günlerce mücadele eden kadınlara uzanan bir direniş hattı oluştu. Her biri başka bir fabrikada, başka bir sektörde, başka bir dönemde ortaya çıktı. Ama hepsinin ortak bir sözü vardı: Bu çalışma düzenine boyun eğmeyeceğiz.

25 yılın yükü ağır. Ama bu ağırlığın altında ezilmek yerine mücadele eden kadınların direnci de büyüyor. Flormar’dan Polonez’e, tekstil atölyelerinden hastanelere, fabrikalardan belediyelere uzanan bu mücadeleler bize aynı şeyi söylüyor: Geleceği değiştirecek olan, kadın emekçilerin örgütlü gücüdür.



Editörden