Zaman bir yandan hızlı akıp giden ama bir yandan da içinde yaşarken geçmek bilmeyen bir şeydir. Hele de uzun soluklu iktidarda olan bir partiden ve politikalarından bahsediyorsak… İşte AKP’nin 25 yılı da tam olarak böyle bir hisse neden oluyor. 25 yılda AKP, kadınların yaşam hakkını, bedenini ve kazanılmış haklarını bir tartışma alanı haline getirirken sistematik bir saldırının öznesi haline de geldi.
Kazanımlar geri alınıyor
AKP iktidara geldiği ilk yıllarda kadınlara ilişkin olumlu sayılabilecek belli adımlar atmaya başladı. Elbette ki bunların arkasında hem Avrupa Birliği uyum süreci vardı hem imzalanmış uluslararası sözleşmeler hem de kadın hareketi büyük bir baskı oluşturuyordu. Ancak o adımlar atılırken de kadınlar AKP tarafından aslen ailenin bir unsuru, erkeğin vesayetinde bir cins olarak görülüyordu.
Bunun en somut örneğini İstanbul Sözleşmesi ile yaşamış olduk. Nahide Opuz’un şiddet gördüğü eşinden boşanmak için 1996’da açtığı dava ile başlayan süreç 2011’de yürürlüğe giren ve 2021’de imza çekilen sözleşme ile devam etti. Nahide’nin eski eşi Hüseyin Opuz’un uyguladığı şiddet ve Nahide’nin annesinin öldürülmesinin ardından katil ceza almadı ve dosyanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşındı. AİHM bir ilke imza atarak 9 Haziran 2009'da bir devleti, Türkiye’yi, bir kadını koruyamadığı için mahkûm etti. Yaşanan bu olay İstanbul Sözleşmesi’nin ilham kaynağı oldu. Türkiye sözleşmenin ilk imzacılarındandı. Ancak 2021 yılında, uzun süredir hedef gösterilmesinin ardından sözleşmeden çıkıldı. Bununla birlikte, kadına yönelik şiddet uygulayanlara “Arkanızdayız” denmiş gibi oldu. Ki o dönem tehdit edilen, şiddete uğrayan hatta öldürülen pek çok kadının erkekler tarafından “Artık sözleşme de yok, bir ceza da almayız” gibi cümleler ettiğine de şahitlik ettik hepimiz.
Ardından 6284’ün etkin bir şekilde uygulanmaması, nafaka hakkının gasbedilmesi, arabuluculuk ve uzlaşma adı altında kadınların şiddet gördükleri evlere geri gönderilmesi, cezasızlık politikalarıyla birleşti. Mahkemelerde verilen iyi hal ve haksız tahrik indirimleri kadınları adaletsizliğin ve şiddetin ortasında bıraktı. Devlete ait sığınmaevlerinin yetersizliği, kanunların uygulanmaması, kolluk kuvvetlerinin ihmali, bütçenin kadınların şiddetin korunmasına ve şiddetin önlenmesine ayrılmaması ve daha sayacağımız pek çok şey de peşi sıra geldi.
Yasaklara rağmen yan yana
Ancak kadınlar yaşadıkları şiddete ve hak gasplarına karşı bir araya gelmeyi sürdürdü. İşte kadınların bu yan yana gelişi de bir tehlikeydi iktidar için. Buna da bir çözüm buldu kendince. 2016’da yaşanan darbe girişiminin ardından hedef; kadınların yana yana gelme olanaklarını arttıran kadın dernekleri, danışma merkezleri oldu. Kanun hükmünde kararnameler ile kapattılar bu kuruluşları. Bu da yetmedi. Halkın iradesini gasbederek belediye koltuklarına oturttukları kayyumlar ilk iş olarak kadınlara hizmet veren birimleri kaldırdı. Yasakları bunlarla sınırlı tutmak da yetmedi iktidara. Sokakları, meydanları, alanları kapatmaya başladı. Her 25 Kasım’da ve 8 Mart’ta kadınların yan yana geldiği sokaklar birer birer kapanmaya başladı. Elbette tüm bu yasaklama çabaları kadınları engellemeye yetmedi. Toprağın üstüne atılan betonun içinden çıkan çiçekler gibi kadınlar da yan yana gelecek, haklarını arayacak, mücadele edecek alanları yaratmanın yolunu buldu her seferinde.
İşçi kadınlar patronun şiddetine karşı
İş yerleri de nasibini aldı bu saldırılardan. Çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteyen, düşük ücretlere boyun eğmeyen, iş yerinde yaşadığı sorunlara karşı ses çıkaran ve bu sesi sendikalarda güçlendirmeye çalışan kadın işçiler karşılarında yasakları, işten atmaları, polis şiddetini gördü. Özak Tekstil’de böyle olmuştu. Sendikal hakları ve çalışma koşullarını iyileştirilmesi için direnişe geçen kadın işçilerin aileleri tehdit edildi patron tarafından. Temel Conta’da sendikal örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi isteyen işçiler greve çıktılar. Grev kararı alınır alınmaz patron grev kırıcılığına başlamıştı bile. Peri Tekstil’de mobbing ve hakarete itiraz eden kadınlar işten çıkarılmış ve direnişe geçmişlerdi. Smart Solar işçileri düşük ücret dayatmasına karşı greve çıkmışlardı. Digel Tekstil’de kadın işçiler kadına yönelik şiddetin sömürünün devam etmesi için nasıl kullanıldığını teşhir etmişlerdi direnişleriyle. Farklı şehirlerde, farklı iş kollarında çalışan kadın işçilerin mücadele ettiği iş yerlerinin bazıları bunlar. Hepsinde ortaklaşan bir şey vardı; patronların saldırıları. İşten atmalarla, davalarla, mobbingle bitirmeye çalışılan her direniş daha da güçlendi. Bugün kimi kazanımla sonuçlandı, patronlar geri adım attı. Hakkını arayan, taleplerinin peşine düşen, insanca bir yaşam insanca çalışma koşulları isteyen kadınlar tüm tehditlere baskılara karşı mücadeleden geri durmadı.
Yükümüz ağır, mücadelemiz ortak
Kanunlarla, yasaklarla, kayyumlarla yükselttikleri şiddetin bir boyutu kadınları örgütsüz ve yalnız bırakmak ise bir diğer boyutu da ekonomik alan oldu. Kadınları güvencesiz, esnek ve kayıt dışı çalışmaya mecbur bıraktılar. Ev içi angaryadan tutalım evdeki çocuğun, hastanın, yaşlının bakımı da kadınların üstüne daha çok bindi. Kadınların üzerine taşınamayacak bir yük bırakırken yapılan sosyal yardımları da birer lütuf olarak sundular. Tüm bu yüklerle birlikte kadınlar ekonomik olarak erkeğe daha da bağımlı hale geldi. Bu durumun sonucu daha çok şiddet oldu; bu sayfalara yazan kadınların hikayelerinde bunu sıkça okuduk.
Ancak bu 25 yılda iktidar, politikaları ile şiddeti arttırırken kadınlar da kız kardeşlik bağı ile mücadele olanaklarını arttırdı. 7’sinden 70’ine tüm kadınlar kazanılmış haklarına dönük saldırılara karşı, katledilen kız kardeşleri için mücadelenin bir ucundan uttu. Kimi bir grev çadırında kimi bir bandın başında kimisi de okul sırasında. Her kadın olduğu yerden yapabildiği kadar, katılabildiği kadar dahil oldu.
Geçtiğimiz 25 yılı AKP, kadınlarını yaşamını daraltma ve kazanılmış haklarına dönük saldırılarla geçirirken kadınlar da mücadeleyi büyütmekle geçirdi. Bizi içine tepmeye çalıştıkları bu karanlığa karşı olduğumuz her yerden haykırıyoruz 25 yıldır; haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmiyoruz.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















