AKP'nin iktidarda geçirdiği yaklaşık çeyrek yüzyıl anlatılırken seçimler, referandumlar, krizler, anayasa değişiklikleri sıralanabilir. Kadınların gözünden bakıldığında ise aynı yılların başka bir tarihi var. Fabrika kapılarında, adliye koridorlarında, meydanlarda; şiddete uğradığında karakolda, boşanmak istediğinde mahkemede, çalışmak istediğinde evde ve iş yerinde verilen bir mücadelenin tarihi bu. Çünkü son 25 yılda iktidar, kadınlara nasıl yaşayacaklarını, kaç çocuk doğuracaklarını, boşanıp boşanamayacaklarını söylemeye kalktığı her seferinde karşısında mücadele eden kadınları buldu.
Kadınların kimi kazanımları geriletildi; kimi hakları kağıt üzerinde bırakıldı. Ama kimi saldırılar da yıllarca süren mücadelelerle durduruldu. Bugün hâlâ iktidarın kolayca ortadan kaldıramadığı pek çok hakkın arkasında da bu mücadele var.
AKP iktidara geldiğinde kadınlar hakları için mücadele etmeye yeni başlamıyordu. Tam tersine, uzun yılların mücadelesiyle önemli kazanımlar elde edilmişti. 2002'de yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun, aile içinde erkeğin üstünlüğünü esas alan anlayışın önemli ölçüde tasfiye edilmesinin sonucuydu. Cinsel suçların “topluma”, “aileye” ya da “ahlaka” karşı değil; kişinin cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen suçlar olarak düzenlenmesi, evlilik içi tecavüzün suç sayılması gibi kazanımlar bu mücadelenin ürünüydü.
Kadınların hak mücadelesi yalnız yasaların değişmesi için verilmiyordu. Aynı yıllarda işçi kadınlar fabrikalarda kendi hayatlarını değiştirmek için örgütleniyordu. 2006'da Antalya Serbest Bölgesindeki Novamed fabrikasında 83 kadın işçi greve çıktı. Düşük ücretlere, ağır çalışma koşullarına, kadınların hamileliklerinin ve tuvalete gitmelerinin dahi patron baskısının konusu haline gelmesine karşı başlayan grev 448 gün sürdü ve toplu iş sözleşmesiyle sonuçlandı.
Novamed Türkiye'nin dört bir yanından kadınların dayanışma gösterdiği bir kadın işçi mücadelesine dönüştü.
Üstelik kadınların yalnız emeği değildi siyasi müdahalenin konusu haline gelen. Bunun en açık örneklerinden biri 2012'de kürtaj hakkı üzerinden yaşandı. Kürtaj hakkının sınırlandırılması gündeme geldiğinde kadınlar karşı çıktı. Yasal süreyi daraltacak düzenleme hayata geçirilemedi. Ancak mücadele bununla bitmedi. Kürtaj yasal bir hak olarak kalırken kamu hastanelerinde bu hizmete ulaşmanın önüne fiili engeller çıkarıldı.
Tekrar tekrar saldırılarını sürdürüyorlar
2016'ya gelindiğinde ise bugün hâlâ tartıştığımız pek çok başlığı bir arada görmek mümkündü. Kamuoyunda “boşanma komisyonu” olarak bilinen Meclis Araştırma Komisyonunun raporu; nafakadan boşanmaya, 6284 sayılı Yasa'dan çocukların cinsel istismarına kadar kadınların ve çocukların kazanılmış haklarını geriletecek çok sayıda öneriyi gündeme taşıdı. Kadınlar rapora karşı birçok kentte yan yana geldi.
Aynı yıl Meclise getirilen bir önerge, çocukların cinsel istismarı suçunda belirli koşullarda failin mağdurla evlenmesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının önünü açıyordu. Kadınların, hukukçuların ve toplumun geniş kesimlerinin tepkisinin ardından önerge geri çekildi.
Ama mesele kapanmadı. Çocukların cinsel istismarında evlilik yoluyla cezasızlık, farklı biçimlerde yeniden gündeme getirildi. Nafaka da öyle. Boşanmanın zorlaştırılması da. Aile hukukunda arabuluculuk da. Bir dönem geri çekilen ya da hayata geçirilemeyen düzenlemeler başka bir adla, başka bir paket içinde yeniden kadınların karşısına çıktı. Kadınlar da her defasında yeniden karşısına dikildi.
Bu mücadele yalnız yasalar ve mahkeme salonlarında sürmüyordu. Kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmasının ilk koşullarından biri, kendi emeği ve geçimi üzerinde de söz sahibi olabilmesiydi. 2018'de Flormar'da sendikalaştıkları için işten çıkarılan işçiler fabrika önünde 297 gün direndi. Direnişin önünde yine kadınlar vardı. Onların mücadelesi başka fabrikalardaki kadınlara ulaştı, dayanışmayı büyüttü.
2023'te Agrobay seralarında çalışan kadınlar sendikal hakları için direnirken “Mücadelemiz kazanırsa bu bölgedeki tüm tarım işçisi kadınlar kazanır” diyordu. 2024'te Polonez'de çoğu kadın işçi yine sendikal örgütlenme hakkı için aylarca fabrika önündeydi.
Novamed'den Flormar'a, Agrobay'dan Polonez'e uzanan bu mücadele yalnız ücret mücadelesi değildi. İşçi kadınlar sendikalı olma, güvenceli çalışma, insanca yaşanacak bir ücret alma hakkını savunurken kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma mücadelesi de veriyordu. Şiddete karşı mücadele de tam burada, kadınların kendi hayatları hakkında karar verebilme mücadelesinin bir başka parçasıydı.
Kadınların yıllarca sürdürdüğü mücadelenin etkisiyle 2012'de 6284 sayılı Yasa çıkarıldı. İstanbul Sözleşmesi ise şiddetin önlenmesi, kadınların korunması ve devletin sorumlulukları açısından kadınların elindeki en önemli dayanaklardan biri oldu. Sözleşme önce iktidarın hedefi haline getirildi, ardından Türkiye 2021'de sözleşmeden çekildi. Sözleşmeden çıkıldı ama kadınlar İstanbul Sözleşmesi'nden de şiddete karşı kazanılmış haklarından da vazgeçmedi. 6284'ün yalnız yasada kalması değil, uygulanması için mücadele sürdü.
Aynı hakkı üç kere kazandık
Fabrika kapısında sendikalı olmak isteyen kadınla boşanırken hakkını isteyen kadın; şiddete karşı 6284'ü savunan kadın birbirinden ayrı değil. İşçi ve emekçi kadınlar için bütün bu mücadeleler en sonunda aynı yerde birleşiyor: Kendi emeğimiz ve hayatımız üzerinde söz sahibi olabilmek.
Bu 25 yılda her mücadeleyi kazanamadık. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasını engelleyemedik. Yasada duran kimi haklarımızı kullanabilmek bile her geçen gün zorlaştı. Ama pek çok saldırıyı da durdurduk; haklarımızı koruduk, yenilerini kazandık. Kaybettiğimiz yerde yeniden yan yana geldik.
Aynı hakkı bazen üç kere kazanmak mücadele etmek zorunda kaldık: Önce elde etmek, sonra kâğıt üzerinde bırakmayıp hayata geçirmek, sonra da elimizden alınmasını engellemek için.
İktidarın saldırdığı her dönemde, kendi hayatı hakkında söz söyleyen kadınlar vardı. Fabrikada sendikalaştığı için kapının önüne konulduğunda direnen, şiddet gördüğünde hakkını arayan, nafakasından vazgeçmeyen, çocukları istismarcılarıyla evlendirecek düzenlemelere karşı çıkan kadınlar...
Bu yüzden 25 yılın bilançosunu yalnız bizden alınanlarla tutamayız. Bir de vermediklerimiz, kazandıklarımız var. Fabrika kapısında, mahallede, adliye koridorunda, grev çadırında, meydanda yan yana gelen işçi ve emekçi kadınların mücadelesi olmasaydı bugün elimizde olan pek çok hak çoktan geçmiş zaman cümlesi olabilirdi.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















