Üç sene önce, hayatımda ilk defa kendi başıma tatile çıktım. Beni iyi tanıyan spor hocamın önerisi ile Bodrum’un koylarından birinde, oranın yerlilerinden, kışları tarımla geçinen, yazları kendilerinin de ikamet ettiği mülklerinde pansiyonculuk yapan bir ailenin işlettiği mütevazı bir yere gittim.
Spor hocamın da ailesi oralı ve de kendisi ile denk düştüğümüz bir günde, bana erken bir saatte kalkıp kıyı boyunca yürümemi önerdi.
Toplam beş günlük deniz-kum-güneş-kitap-uyku programına biraz ara verip bu önerisine de kulak vererek ertesi gün erkenden yürüyüşe çıktım. Ve de derhal birkaç günlüğe daldığım “uzanmışım kumsala, güneş damlar içime…” rüyasından çıkıverdim. Sistemsel gerçekler sıcak sıcak yüzüme çarptı.
Pansiyonlar hizasında kıyı boyunca yürürken her şey güzeldi ama karşılaştığım ilk otelin hizasında, otelin güvenlik görevlisi kıyıda yürümemin yasak olduğunu söyledi. Kıyı Kanunu’ndan doğru aklıma gelen hukuki bilgiyi, kent hakkının gereğini, kendisinin de sınıfsal pozisyonunu vs. bir sürü şey sıralayıp biraz daha yürüyebilsem de canım hayli sıkılmıştı.
Ekmek ve Gül’ün bu tatil dosyasında, emekçilerin, işçilerin, kadınların, gençlerin, şu sıcak yaz günlerinde biraz suya girip, mümkünse azıcık dinlenip kendilerini yaşama yeniden uyumlandırmaları için ihtiyaç duydukları zaman dilimini düşünürken, aklıma bu şarkıyla birlikte kıyıların kullanım hakkı da geldi.
Kıyılar, plajlar kime açık?
Her yaz gündeme gelen kıyıların kullanım hakkına dair geçenlerde bir haber daha paylaşıldı: “Yargıtay, deniz kıyısındaki ilk 50 metrelik kamusal alana vatandaşın girmesini engelleyen, fiziki sınır koyan ya da halkı bölgeden uzaklaştırmaya çalışan işletmeciler hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğünü netleştirdi. Vatandaşın kamuya ait kıyı şeridine erişimini veya orada bulunmasını engelleyen işletme sahipleri ve çalışanları, Türk Ceza Kanunu’nun 109/3 maddesinde düzenlenen ‘Nitelikli Şekilde Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma’ suçundan adli kovuşturmaya tabi tutulacak.”
Bu konuda dava açıp kazanan yurttaş bilgisi üzerinden paylaşılan haber, kıyıların kullanım hakkının yurttaşa ait olduğunu sunuyor gibi gözüküyor. Ancak şu detayla; “Yargıtay, özel işletmelerin şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecek hizmeti sunabileceğini ancak vatandaşların denize girmesini engelleyemeyeceğini belirtti.”
Yani kıyıların bir işletmeci tarafından çitlenmesinin önünde bir engel yok. Diğer bir deyişle kıyılarda piyasalaşmanın önü açık. İşletmeci ile denize girmek isteyen yurttaş karşı karşıya geldiğinde, yurttaşa denize girme hakkı tanınıyor. Demek ki sadece deniz herkese açık…
Kent hakkı bağlamında kıyılar
Sanıyorum sorun da buradan başlıyor. Hukuk sistemi denizin, kıyının, doğanın, toplamda da yaşamın piyasalaşmasının önünü açan kapitalist kentleşmenin önünü açıyor. Bu çerçevede örneğin kıyıları konuşurken kamuya en fazla 50 metrelik bir “pazarlık payı” bırakılıyor.
Oysa ki biz kent hakkını bırakın sadece 50 metreyi, tüm kentsel kaynaklarına erişim ve kent kararlarına katılım ile sınırlı bir hak olarak bile tanımlamıyoruz.
Kent hakkı sermaye birikimi lehine hizmet eden bir kentleşmeye karşı mülkiyetten bağımsız, işgal-kendine mal ederek, kentin kullanım değeri odaklı dönüşümüyle birlikte bireylerin kendilerini dönüştürme haklarını da içeren ortak ve çok katmanlı bir hak karşılığını taşıyor.
Kent hakkı mücadelesi devrimci bir eylem olarak anti-kapitalist bir içerik taşıyor. Egemenlerin bahşettiği hukuk ise, sınırları çiziyor. Oysa ki yaşamı demokratikleştirmek, kıyıları, ormanı, doğayı, mekanı kullanım değeri odaklı bir ilişki kuracak şekilde dönüştürmekten geçiyor.
Kumsala uzanma hayalimiz
“Uzanmışım kumsala
Güneş damlar içime
Kurumuş dudaklarımda
Unutulmuş bir beste
Yaşıyorum aheste”
Böyle süregiden neşeli yaz şarkısı, 2000’lerin başında Sertap Erener tarafından tatlı bir klip eşliğinde paylaşıldı. Şarkının sözleri Fikret Kızılok’a ait. Kızılok’un “egoist kumsal” başlığıyla yazdığı sözlerin özgün halinde;
“ne atom bombası
ne yoksul çocuklar
kaybolan umutlar
bunca elem keder
evrensel boyutlar
ne de yarınımız var”
geçiyor. Ve de şunu ekliyor 1986’da Kızılok; “umutsuzluğa kapıldığım anda yazdığım bu şarkı, biraz da kaçış şarkısı...”
Tatil, orta sınıfın çoğunlukla toplumsal gerçeklerden bir süreliğine kaçış denemesi. Benim şu Bodrum anımdaki gibi. Ancak gerçeklik her yerde. Yeni bir gerçekliği kurmak, başka bir yaşamı hayal etmek de bu anın içinde…
Fotoğraf: Pexels
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















