Savaşın kadın yüzü, kadının savaş dili
Resmi tarih kitaplarında yer almayan kadınların cephedeki hayatta kalma mücadeleleri, kimlik dönüşümleri ve savaşın gölgesinde taşıdıkları ağır insani yükü…

Svetlana Aleksiyeviç’in Kadın Yok Savaşın Yüzünde* kitabını bitirdiğimde, bende kalan ilk duygu savaşın dehşetinden çok kadınların taşıdığı ağır yük oldu.

İlk kez bir insan öldürmek, arkadaşını toprağa vermek ve bunların yaşanamayan acısı…

Savaşın ortasında kadın kalabilme çabası, özlem, korku, suçluluk… 

Bunlar resmi tarih kitaplarında olmayan şeyler.

Kitapta yalnızca ölüm ve cephenin zorlukları yok elbet; günlük sıradan ihtiyaçlar üzerinden yaşanan hayatta kalma mücadelesi var. Ki okurken “bak bu hiç aklıma gelmezdi” dedirtiyor. Kadınların erkek iç çamaşırı giymek zorunda kalması, bedenlerine uygun olmayan asker giysilerine ve büyük erkek çizmelerine mecbur kalmaları, regl olduklarında erkeklerin ipte asılı gömleklerini aşırıp ped olarak kullanmaları gibi.

Bir başka ayrıntı ise savaşın kadınların kimlik algısını nasıl dönüştürdüğü. Kimi kadınlar saçlarını kesince kadınlıklarının ellerinden alındığını hissetmiş, kimi ölümü göze alırken bir yandan güzelliğini kaybetmekten korkmuş kimileri de gençliğinin savaşla birlikte elinden gittiğini düşünmüş.

Annesiyle ya da kız kardeşiyle aynı cephede savaşanlar ya da savaşın içinde aile kuranlar… 

Savaş öncesinde evli olup cephede omuz omuza savaşıp savaş sona erdiğinde birbirinden ayrılanlar…

Aklımda kalanlardan biri de bir annenin iki kızını savaşa gönderirken söylediği sözler: "Burada kalsanız da savaş sizi öldürecek. O yüzden gidin; hiç değilse savaşarak ölün."

Monologlar halinde anlatılan belgesel niteliğinde bir kitap diyebilirim. Bu çarpıcı anlatılara rağmen, daha ilk sayfalardan itibaren kitapta bir eksiklik olduğunu düşündüm. Büyük resmi görmek istedim: Savaşın Sovyet toplumu üzerindeki etkisini, savaş öncesi ve sonrasındaki toplumsal dönüşümü, cepheden dönen kadınların nasıl karşılandığını, yaşadıkları ülkenin savaşla nasıl değiştiğini okumayı bekledim. Çünkü bireysel hikâyeler ancak tarihsel süreçle bağı kurulduğunda anlam kazanıyor.

Kitapta dikkatimi çeken bir başka nokta ise aynı tarafta savaşan kadınların siyasal düşüncelerindeki ayrılıktı. Kimileri Stalin’e bağlılığını sürdürürken kimileri ona açıkça karşı çıkıyordu. Bu sıradan bir görüş ayrılığı değildi; dönemin (ve şimdinin) en önemli siyasal ayrımlarından biriydi. Bu nedenle yazarın bu farklılığı görünür kıldığı hâlde nedenlerini tartışmasını ya da bu ayrışmaya ilişkin kendi değerlendirmesini ortaya koymasını beklerdim.

Aleksiyeviç savaşta ezilen kadınların sesini duyurmayı amaçlamış. Bunu da başarmış. Kitap, savaşın; cephelerden, ölü sayılarından, komutanlardan ve kahramanlık anlatılarından ibaret olmadığını; kadınların da yalnızca savaşan erkeklerin anneleri, eşleri, kız kardeşleri ya da kızları olarak var olmadığını gösteriyor.

İyi okumalar dilerim.

* Svetlana Aleksiyeviç’in kitabı, özgün adıyla The Unwomanly Face of War olup, yazarın 2015 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülü sonrasında dünya çapında yeniden ilgi görmüştür. Türkiye’de Evrensel Basım Yayın tarafından Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları, Kafka Yayınları tarafından ise Kadın Yok Savaşın Yüzünde adıyla yayımlanmıştır.

Fotoğraf: Canva pro


Editörden