En son ne zaman dinlendiniz?
Kadınlara ‘En son ne zaman dinlendiniz?’ diye sorduk. İşte kadınların kendi sözleriyle dinlenememenin hikayesi.

Kadınlara “En son ne zaman dinlendiniz?” diye sorduk. Kadınların yanıtları gerçekten ne zaman dinlendiklerini hatırlamayacakları kadar yoğun bir koşturmaca içerisinde olduklarını gösterdi. Bir yanıyla yaz mevsimi tatili akla getirirken ekonomik koşulların bunu ne kadar imkansızlaştırdığını, bir diğer yanıyla da gidilen tatillerde kadınların yine tüm temizlik, yemek gibi işlerin sorumluluğunu yüklenerek dinlenemedikleri bu mektuplarda görülüyor. İşte kadınların kendi sözleriyle dinlenememenin hikayesi.

**

Dinlenmek sadece oturmak değilmiş

Şükran Gül 

Adana

Ev hanımıyım, bu soruya bugüne kadar hiç cevap verememiştim. Çünkü hep at yarışı gibi koşuşturuyorum. Ama üç gün önce çocuklarla birlikte Ankara'ya gittim. İşte orada dinlenmenin ne demek olduğunu gerçekten anladım. Akşam vardık. Duşumuzu aldık, soframız hazırdı. Yemeğimizi yedik, sonra kenara çekilip çayımızı, kahvemizi içtik. Üç gün boyunca "Ne pişireceğim, neyi yetiştireceğim?" diye hiç düşünmedim. O zaman anladım ki dinlenmek sadece oturmak değilmiş. Meğer dinlenmek; bedenin kadar zihnin de dinlenmesiymiş. 

Ama dönüş yolunda eve varmadan stres başladı: Çamaşır, yemek, temizlik işleri beni bekliyor. 

**

Çalışmaktan esmerleşen çocuk tenleri

Funda Bakış

Urfa

Emir henüz 13 yaşında yaz tatillerini çalışarak geçirmek zorunda kalan binlerce çocuktan biri. Yaz aylarında Urfa’nın en zor mesleklerinden birinde çalışıyor, yani fırında. Bir sabah Emir ile denk geliyoruz ve soruyorum ne zamandan beri çalışıyorsun diye: “10 yaşımdan bu yana çalışıyorum abla, evin ağabeyiyim. Üç kardeşim var, babam şoför. Bir abim varmış, nefes darlığından ölmüş. Şimdi, ben fırında çalışıyorum ama doktor olmak istiyorum, fırıncı değil. Şimdilik mecbur burada çalışmak zorundayım. Sabah 8’de işe başlıyorum, akşam 10’a kadar haftalık 2 bin 100 lira alıyorum.” Okullar kapanmadan iki hafta önce işe başlayan Emir, 8. sınıf öğrencisi. “Derslerim iyi abla” diyor. 

“Ben de isterdim tatil yapmayı, gezmeyi, top peşinde koşturmayı ama çalışmak zorundayım. Babam yetiştiremiyor; kardeşlerimin maması, bezi derken işin içinden çıkamıyor. Ben de destek oluyorum. Evim iş yerine çok uzak, yürüyerek bu yolu gelmek zorunda kalıyorum. Her bina 3-4 kat, birileri ekmek isteyince tüm katları çıkmak zorunda kalıyorum. İnene kadar nefes nefese kalıyorum. Geç kaldığımda ustam bana fırça atıyor “Nerede kaldın” diye. Urfa sıcağında fırında çalışmak çok zor, sıcak yakıyor bizi. Ben beyaz tenliyim, esmerleştim güneşte sipariş getir götür yapa yapa.”

**

Uyurken de düşünceler rahat bırakmıyor

Birindar Emine 

Adana 

En son ne zaman dinlendim, inanın bilmiyorum. Sanırım 12 yaşımdan beri hayatla mücadele ediyorum. Hâlâ dinlenemiyorum. Uşaklarım var ama bir bakıyorsun yoklar. Kendimi bildim bileli tek tabancayım.

Bazen kendi kendime soruyorum: Acaba hayat bana bir gün gerçekten dinlenmeyi nasip edecek mi? "Tamam, akşam oldu. Başımı yastığa koyup dinleneceğim" diyorum. Bu sefer de bedenimin ve ruhumun ağrıları başlıyor. 

Sahi... Biz kadınlar ne ara dinleneceğiz? 

**

Suçluluk hissetmeden gerçekten dinlenmek bir hayal

Zeliha Tumami

 Adana

En son ne zaman gerçekten dinlendiğimi hatırlamakta zorlanıyorum; çünkü benim için dinlenmek, sadece koltuğa uzanmak değil, zihnimdeki "yapılacaklar listesi"nin sesini susturabilmek demek. Gün boyu koşturmaca, ev işleri, geçim kaygısı ve bitmeyen sorumluluklar arasında fiziksel olarak dursam bile kafam çalışmaya devam ediyor. Gerçek anlamda dinlenebilmek için her şeyden uzaklaşıp sadece kendime ait birkaç saat bulmam gerekiyor; belki sessiz bir köşede kahve içmek, belki de hiçbir şey düşünmeden gökyüzüne bakmak. Ancak mevcut düzende kadınların omzundaki yük o kadar ağır ki suçluluk hissetmeden ve bölünmeden "gerçekten" dinlenebilmek lüks bir hayale dönüşüyor. Dinlenemiyoruz, çünkü durduğumuz an bir şeylerin yarım kalacağını çok iyi biliyoruz.

**

Her şeyin üstesinden gelen kadın olmak zorundalığı

Nazan 

Adana

En son ne zaman dinlendim biliyor musunuz? Erkek kardeşimi sonsuza dek kaybettiğimde... Depresyon tedavisi için hastaneye yatırıldığımda.

Her şeyin üstesinden gelen kadın olmak zorundaydım. Üzülmeyen, yorulmayan, sinirlenmeyen, küsmeyen... Eşinin sorumsuzluğunu da omuzlayan, anneliğin ağır yükünü taşıyan, iş yerinde saatlerce ayakta duran; kimyasalların akciğerlerini parçaladığı laboratuvarda çalışan...

Sanki ben olmazsam hayat duracakmış gibi... Hastaneye yattığım o 15 gün boyunca telefonlar hiç çalmadı. Zaten yasaktı. Kimse benden bir şey istemedi. Faturalar yoktu. Geçim derdi yoktu. İş yükü yoktu. Sessiz, sakin geçen 15 gün... Ben ancak böyle dinlenebildim.

**

Tatile gidecek hal mi kaldı?

Hastane çalışanı

Ankara-Yenimahalle 

İki tane çocuğum var, hem çalışıyorum hem evde onlarla ilgileniyorum. Dinlenmek ne demek hiç bilmiyorum. Tatile bile gidemedik ancak bir hafta köye gidebildik. İnsanların tatile gidecek hali mi kaldı şu hayat pahalılığında? Hiçbir şeye güç yetmiyor, her gün her şeye zam geliyor. Aldığımız maaş yerinde sayıyor. Kesilen vergi de cabası, temmuz zammı bile alamadık.

**


Umarım dinlenebilirim

Cansu 

Ankara-Mamak

Yoğun okul yılının, yorucu günlerin ardından dört günlük bir tatil yapabildik. Tatil dediğime bakmayın, çocuklar ve akrabalar ile dinlenmek mümkün olmadı. Tatili çekirdek aile ile yapmak istiyorum önümüzdeki günlerde, umarım dinlenebilirim.

**

‘Anne hep zenginler mi tatil yapacak?’

Şengül 

Ankara- Mamak

Geçen sene yıllık izin alarak evde dinlendim. İki senedir ekonomik sebeplerden dolayı tatil yüzü göremedik. Çocuğum bu sene lise son sınıf öğrencisi, tatile ayıracağımız bütçeyi onun eğitimine yatırmalıyız. Üstüne bir de kredi ödüyorum. 

Aslında çocuğum tatile gitmeyi çok istedi ama şartlar el vermedi. "Anne hep zenginler mi tatil yapacak? Biz niye gidemiyoruz?" diye soruyor. Aklıma en yakın arkadaşımın yazlığına gitmek geldi. Onun bile yol ücreti üç kişi için oldukça fazla, o seçenekten de vazgeçmek zorunda kaldık.

**

Güzel günler bizim için de gelsin

Canan 

Antep

18 yıllık evliyim, dört çocuğum var. Yaşamım sürekli onlar için mücadele etmekle geçti. Dört çocuğa ayrı ayrı bakmak, sürekli evi toplamak, çamaşır yıkamak-katlamak, bulaşıkları temizlemek derken ne zaman dinleniyorum bilmiyorum. Eşim işten gelene kadar biraz dinleneyim diyorum o da olmuyor çünkü o esnada memleketi, geçim derdini, akşam yemeğini düşünüyorum.

Bir gün boş kalmak istiyorsun onda da ya hastane işin çıkıyor ya da misafirin geliyor. İsterdim ki dinlenme fırsatım olsun ve bir şey düşünmeden eşimle birlikte vakit geçirelim. Gezmek tozmak, kendime zaman ayırmak isterdim. Güzel günler bizim için de gelsin.

**

‘Mücadele insanı daha enerjik yapıyor’

Songül

İzmir-Bornova

Sabah 8’den akşam 8’e kadar çalışıyordum. İşte de dinleme zamanı yoktu evde de... Kendimi hep robot gibi hissediyordum. Bir pazarımız vardı; o gün de çamaşır, ütü, yemek yapma, ev temizliği ile geçiyordu. Kendime hiç zaman ayıramadım. Tatil yapma imkanımız olmadı. Emekli oldum, yaşayacağımı sandım. Maalesef daha kötü oldu. Ev işi bitmek bilmiyor. Emekli maaşıyla zaten tatil yapılamıyor. Günübirlik denize gidiyorduk, bu bize lüks tatil sayılıyordu. Şimdi yaşlı bakımı da biz kadınlara kaldı. Sosyal devletin olmayışı kadınları iki kez yıpratıyor. Kadınlarla bir araya geldiğimde kendimi iyi hissediyorum, sorunları tartışıp paylaştığımızda kendimi yenilenmiş hissediyorum. Bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Bu da beni hayata bağlıyor. Mücadele insanı daha enerjik yapıyor. 

**

Borcun asgarisini zor denkleştirirken ne tatili?

Yenimahalle’den bir hemşire

Ankara

özel bir depoda çalışıyor. 12 yaşında ikizlerimiz var. Eskiden, çok lüks olmasa da en azından bir arkadaşımızın yazlığını kiralar, ailecek kafa dinlerdik. Hatta bazı meslektaşlarım şartlarını zorlayıp 5 yıldızlı otellere bile gidebilirdi. Ama bu yıl her şey tamamen değişti.

İlk defa bu yaz hiçbir yere gidemiyoruz çünkü ciddi bir maddi sıkıntı içindeyiz. Bırakın lüks oteli, masrafları bölüşmek için üç aile birleşip ortak bir villa tutmayı bile hesapladık ama o bile bütçemizi aştı. Artık tek önceliğimiz çocukların beslenmesi ve kursları; inanın onları bile o kadar zor yetiştiriyoruz ki... Çocuklar tatile gidemeyeceğimizi anladıklarında çok üzüldüler. Onların bu halini gördükçe ben de kahroluyorum ama maalesef elimden hiçbir şey gelmiyor.

Aslında bu çaresizliği yaşayan sadece biz değiliz. Çalıştığım servisteki 28 kişinin 20'si bu yıl bizimle aynı kaderi paylaşıyor. Hepimizin bir veya iki çocuğu var, eşlerimizin çoğu memur. Artık çoğumuz yıllık iznini sadece evde oturarak geçiriyor ya da memlekete gidip kışlık erzaklarını hazırlayıp geri dönüyor. Yıllardır kredi kartlarımızın borcunun tamamını düzenli ödeyen bizler, son iki yıldır sadece asgarisini yatırabiliyoruz. Borcun asgarisini zor denkleştirirken ne tatili?

**

Yemek, temizlik sorumluluğumsa bu tatil değil yer değişikliği

Yıldız

İzmir-Bornova

Gerçek bir tatil, arkamda hiçbir ev işi bırakmadan ve kimseye hizmet etmek zorunda kalmadan sadece kendimle kalabilmektir. Gittiğimiz yerde de yemek ve temizlik bizim üzerimizdeyse, buna tatil değil sadece mekan değişikliği denir. Türkiye'de kadınların yüzde 80-90'ı böyle bir tatil yaşamamıştır. Gerçek bu.  

**


İki tatilim iş ve yemek yaparak geçti

Mehtap 

İzmir-Bornova

Ben öyle çok tatil yapan, dinlenen biri olmadım, olamadım. Ameliyat olduğum zamanlar hariç, yatıp dinlendiğim zaman o kadar az ki... Anadolu'da ve bazı bölgelerde geniş aileyle birlikte tatil yapmak, dinlenmek çok mümkün değil. Kendi ekonomik gücünün olmaması ya da yetmemesi, önceliğin çocuklarımız olması gibi pek çok sebepten.

56 yaşındayım. Bir ya da iki sefer gittim; ona da tatil denirse tabii... Artık kendim için bir şey yapma zamanımın geldiğini düşündüğüm, yenilendiğim, hafiflediğim ve "ben" demeye başladığım zaman ise, çok geç de olsa, son beş altı yıl olmuştur. Bunda kendi ekonomik özgürlüğümü kazanmış olmamın, biraz bilinçlenmenin, biraz çevresel faktörlerin ve biraz da şehir değişikliğinin payı var. Sevgili kendim... Kendime hoş geldin!

**

İzin var ama tatil yok

Mehtap 

İzmir-Bornova

Ben öğretmenim. Yıllık iki ay yaz tatili, 15 gün tatil, iki gün de hafta sonu tatillerimiz var. Ama buradaki tatil anlayışı sadece işe gitmemek. Kadının kendine ayırdığı bir vakit maalesef yok. Tatile gidildiğinde bile çocuğuyla ya da eşi ile ilgilenmek zorunda olan kadın yine dinlenemiyor. Buradaki sorun biraz erkek egemen bir toplum olmamız ve her şeyin kadından bekleniyor olması. Ekonomik sorunlara değinmeye gerek bile yok. Çünkü tatil artık üst tabakanın yapabildiği bir etkinlik haline geldi. İnsanların tatil anlayışı deniz kenarında bir şehirde oturan akraba varsa onların yanına gitmek ya da memlekete gidip kışlık ihtiyaçlarını karşılamaya döndü. Yani kadının dinlenmesi ekonomiden de ülkede kadına verilen değerden de ayrı düşünülemiyor.

**

Ek işle gün geçerken tatil lüks kalıyor

Tuzla’dan bir kadın 

İstanbul

Şöyle deniz kenarında oturup hafif esen rüzgarla serinlemek, dalga sesini dinleyip biraz kafa dinlemek ne güzel olurdu. Ama bu, bizim gibi ek iş yaparak geçinmeye çalışanlar için şimdilik pek de mümkün görünmüyor.

Geçen gün konuştuğum bir arkadaşım, bana bir kez daha bu ülkede yaz mevsiminin herkes için aynı anlama gelmediğini gösterdi. Kendisi taşeron bir firmada temizlik işçisi olarak çalışıyor. İki çocuğu var. Biri beş yaşında, diğeri ilkokul ikinci sınıfa gidiyor. Eşi de çalışıyor. Okullar kapanınca çocuklar evde yalnız kalmasın diye köye göndermeye karar vermişler. Birkaç gün sonra köye gidecek bir tanıdıkları varmış. Evin kirası, faturalar, mutfak masrafı derken yol parası için bir şey kalmamış.

İşe yeni girdiği için maaşını ayın beşinde alacakmış. Çocuklarını yola çıkarabilmek, bilet parasını denkleştirebilmek için bireysel emeklilik sigortasını bozmak zorunda kalmış. Ancak oradaki paranın da hemen hesabına yatmayacağını öğrenmiş. Çaresizce arkadaşından borç istemek zorunda kaldığını anlattı.

Hafta içi çalıştığı halde geçinebilmek için cumartesi günleri de ev temizliğine gidiyor. Ama iki çocuğunu köye gönderecek otobüs biletinin parasını gene de denkleştiremiyor. Bir yanda tatil rezervasyonları, valiz hazırlıkları, deniz planları... Diğer yanda ise çocuklarını evde yalnız kalmasınlar diye anneannesine gönderebilmek için borç arayan aileler. Kimi bir Ege’de sahilde dinlenmenin hesabını yaparken, kimi ay sonunu getirebilmenin derdinde. Tatil bizler için sadece uzak bir hayal değil; bu ağır yaşam koşullarında lüks.

**

Gece gündüz bitmeyen işler

Sakine

İzmir-Bornova

Evde oturan kadın olarak bilinsem de hiç dinlenemedim. Ne zor iş ev kadını olmak... Gece gündüz bitmeyen işler...

**

Dinlenmek kelimesinin anlamını bilmiyorum

Berrin

Adana

Dinlenmek dilimize yeni girmiş bir sözcük mü? Anlamını bilmiyorum. Bilen varsa açıklasın lütfen.

**

Dinlenmek değil ama “dinlenmemsi”

Mira

Adana 

Dinlenmenin kendisini bilmiyoruz ama “dinlenmemsi” diye bir şey duyduk: Yapılacak işleri düşünerek biraz oturmak.

**

Tatile erişemediğimiz aklımıza bile gelmedi

Raziye

İzmir-Bornova

Geçenlerde kadın derneğinde "Nelere ulaşamıyorsunuz?" diye sordular. Hep yiyecekten bahsediliyor; bir kişi bile tatil demedi, ben de dahil. Sonunda birisi sordu: "Peki, hepiniz tatile gidebiliyor musunuz?"

Şaşkın herkes: "Yoooo... Hiçbirimiz gitmedik."

"Neden bahsetmediniz?"

"Çünkü tatil aklımıza bile gelmedi. Alışık değiliz ki...” Tatil yok yani. Olmuyorsa bilmiyoruz.

**

‘Kadın dinlensin!’

Meltem

Adana

Rüyamda bir sendika toplantısındaydık ve ben var gücümle "Kadın dinlensin! Kadın dinlensin!" diye slogan atıyordum. Kendi sesimle uyandım. O rüya uzun süre aklımdan çıkmadı. Bugün düşünüyorum da, aslında o slogan sadece dinlenmek istemek değildi. Duyulmak, görülmek, emeğimizin fark edilmesini istemekti.

İlerici diye bildiğimiz insanlarla evleniyoruz. Sonra sekiz saat, bazen daha fazla çalışıp eve geliyoruz. Yemek, bulaşık, çamaşır, evi toplamak, çocukların ihtiyaçları… Hiç paylaşılmayan ikinci mesai başlıyor. İşte tam orada eşitlik, ilericilik çoğu zaman kapının dışında kalıyor. Hayatın yükü öyle ağırlaşıyor ki sosyal hayattan da, siyasi hayattan da kopuyor. 

Kadın hep veren, hep fedakarlık yapan, hep yükü taşıyan oluyor. Dinlenmek ise neredeyse bir lüks gibi görülüyor. Üstelik ne kadar fedakarlık yaparsak o kadar fazlası bekleniyor. Belki de önce kendimizi dinlememiz gerekiyor. Çünkü dinlenmek tembellik değil; insanca yaşamanın, yeniden güç bulmanın, mücadeleyi sürdürebilmenin bir parçası. Belki de rüyamdaki sloganı gerçekten hayata geçirme zamanı gelmiştir...

Fotoğraf: Pexels


Editörden