Geçen yıl, yılların tükenmişliğiyle 36 yılı geride bırakıp iktidarın “yok” saydığı emekliler ordusuna katıldım. Sürekli bir şeyleri düzeltiyormuş gibi yapan saray ve şürekası en düşük emekli maaşını 23 bin liraya çıkardığını zafer çığlıkları ile ilan ederken emekçi/emekliler kirasını ödeyemiyor, geçim sıkıntısı ile boğuşuyor ve kamusal kaynaklardan yararlanamaz hale geliyor. Toplanan vergiler ve diğer kaynaklar ise sermayeye peşkeş çekiliyor, savaş ekonomisine aktarılıyor.
Sendikalar her yıl temmuz ayında yıllık açlık ve yoksulluk sınırlarını açıklar. İçinde bulunduğumuz yılda açlık sınırı 48 bin 819 lira, yoksulluk sınırı ise 120 bin 669 lira olarak kayıtlara geçiyor. Hani geçmişte sermayenin bir numaralı temsilcisi, patronların göz bebeği, 24 Ocak kararlarının mimarı “Tombul”un “orta direk” diye tabir ettiği kamu emekçisi/emeklisi açlar ve yoksullar ordusuna katıldı.
Gelinen süreçte vergi istisnaları ve teşvikleri ile patronlar ihya olurken emekçilerin ve emeklilerin maaşları her geçen gün erimeye devam ediyor. Türkiye gıdadan kiraya enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkelerini sollayarak açık ara birinci sıraya yerleşmiş durumda.
Uygulanan düşük ücret politikaları ile kamu emekçisi ve emeklisi derin bir yoksulluğa sürüklenirken iktidar bizi görmezden geliyor. Çözümü ise baskıyı artırmakta, demokratik hak ve özgürlüklerimizi kısıtlamakta arıyor.
Biz emekçiler/emekliler biliyoruz ki sorunlarımız ortak; düşük ücret, pahalılık, güvencesizlik ve baskılar… Bu durumda bana göre sendikal ayrımları anlamsızlaştırıyor. Diğer bir deyişle; kalıcı kazanımların elde edilmesi, kamusal hizmetlere erişimin sağlanabilmesi, ekonomik kayıpların giderilebilmesi ancak ve ancak birleşik mücadele hattını örmekle mümkün olacaktır. Sadece maaş hakkını savunan değil; aynı zamanda barınma, sağlık, demokratik hak ve özgürlüklerin savunulduğu, ezcümle işçi sınıfının önderliğinde, birleşik emek hareketinin öncülüğünde “genel direniş” ile özlediğimiz yarınlara ulaşacağımızı aklımızdan çıkarmayalım. Ben; belli günlerde işçi sınıfının yanında olan, geri kalan günlerde iç hesaplarıyla oyalanan düzen partileri ve sendikaları yerine işçi sınıfının vücut bulmuş hali olan işçi sınıfının biricik partisi ile devam ediyorum. Biliyorum ki birleşe birleşe kazanacağız, yeter ki gücümüze inanalım.
Fotoğraf: Evrensel
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















