Okullarda yaşanan saldırılar, artan şiddet ve bu şiddetin giderek daha küçük yaşlara inmesi toplumda haklı bir endişe yaratıyor. Ancak bu endişeye verilen yanıtların büyük bölümü aynı yerde kilitleniyor: daha fazla güvenlik, daha sıkı denetim, daha ağır cezalar. Okulların kapısına polis koymak, kameraları artırmak, disiplin yönetmeliklerini sertleştirmek… Oysa bu yaklaşım, sorunun kendisini değil, yalnızca görünen sonucunu hedef alıyor.
Tam da bu noktada, yıllar önce yazılmış bir kitap yeniden düşünmeyi mümkün kılıyor: Sovyet eğitim kuramcısı Anton Makarenko'nun Kulelerde Bayraklar romanı.
Gerçek bir deneyimin edebi anlatısı olan Kulelerde Bayraklar'da konu olan 1 Mayıs Kolonisi sadece bir okul değil; çocukların birlikte yaşadığı, çalıştığı, tartıştığı bir alan. Igor, Vanya, Vanda, Rişikov başta olmak üzere kitapta anlatılan çocuklar, bugünün diliyle "riskli" ya da "suça eğilimli" olarak tanımlanabilecek kimsesiz çocuklar. Kolonideki tüm çocuklar sokaktan gelen çocuklar; kuralsızlar, suça bulaşmışlar, birbirlerine güvenmezler. Ama Makarenko'nun yaptığı şey, bu çocukları baskılamak değil. Tam tersine, onları bir kolektifin parçası haline getirecek koşulları kurmaktır.
Ağaçlık, ormanlık bir alanda kurulu birkaç binadan ibaret bir mekan... Hırsızlıktan gaspa, fuhuştan başka birçok suça bulaşmış çocuklar için burası bir yaşam alanıdır. Kimse zorla kalmaz, kaçmasınlar diye ekstra önlemler alınmaz. Duvarları, çitleri, demir parmaklıkları yoktur. Okulu, yemekhanesi, yatakhanesi, atölyeleri, reviri, tiyatrosu vardır, o kadar.
Kitabın en çarpıcı yanlarından biri, disiplinin nasıl kurulduğudur. Başlangıçta kurallar dışarıdan dayatıldığında işe yaramaz. Çocuklar ihlal eder, karşı çıkar, sistemi sabote eder. Ancak bir noktadan sonra, küçük sorumluluklar üzerinden çocukların sürece katılması sağlanır. Çocuklar sorumluluk alırken sadece öğrenen değil, mücadele eden öznelere dönüşmektedir. Bir işin aksaması artık "öğretmenin sorunu" değil, o grubun sorunu haline gelir.
Igor bunun en çarpıcı örneğidir. Koloniye geldiğinde kural tanımaz, sorumluluk almaz biridir. Yaşanan bir olay üzerine kaçmayı ya da ceza almayı beklerken, Aleksey ceza yerine düşünmesi için zaman ve sorumluluk alması için güven verir İgor’a. Bu güven Igor'da koloniye karşı aidiyet duygusu geliştirir. Koloni içindeki deneyim ve tartışmalarla daha önce başlayan değişimin kritik eşiğidir o olay. Zamanla müfreze komutanı olur, tiyatro yazar, okulda başarısı artar.
Kolonide her çocuk Igor gibi dönüşmez. Rişikov gibi direnen, sistemi içeriden zorlayan çocuklar da vardır. Ama kolektif onu da dışlamaz çünkü dışlamak bir çözüm değil. Rişikov sonunda yaptıklarıyla yüzleşmek zorunda kalır ama bu yüzleşme bile ancak kolektifin içinde mümkün olur.
Çocuklar nesne değil özne
Çocuklar bilimin, sanatın, sporun hayatlarına girmesiyle yetenekleri açığa çıkarken aynı zamanda rehberlik eşliğinde kendi kendilerini yönetmeyi, kendi disiplinlerini ve hukuklarını belirlemeyi öğrenirler. Kolonide çocuklar sadece öğrenmez, ihtiyaçları olan şeyleri birlikte üretir. Tarım, atölye, tamir işleri… Başlangıçta isteksizlik vardır. Ama ürettikleri şeyin somut sonucunu gördükçe çocukların bakışı değişir. Artık sadece "zaman geçiren" değil, bir şey ortaya koyan bireylerdir. Makarenko'nun ısrarla gösterdiği şey şudur: İnsan, yaptığı işle ve ait olduğu kolektifle birlikte değişir. Kulelerde Bayraklar'da üretim, çocuğun kolektif yaşamın bir parçası haline gelmesi, sorumluluk alması ve birlikte bir hayat kurması anlamına gelir. Üretim burada pedagojiktir; MESEM’lere benzemez, çocuğu nesne değil; özne haline getirir.
1 Mayıs Kolonisi'nde başlangıçta kendileri için üretirler, daha sonra koloni büyüdükçe bütün ülke için üretmeye başlarlar. Tiyatro ve sinema salonları için sandalye üretirler torna atölyesinde, dökümhanede yağ tenekeleri… Atölyeleri denetleyen de yine başlarında bir doktorla çocuklardan oluşan sağlık kuruludur.
"Kulelerde Bayraklar" metaforunda bayrak, koloninin artık dağınık bir çocuk grubundan çıkıp kendi kimliğini kurmuş bir topluluk haline geldiğinin simgesidir. Kule ise bu ortaklığın üzerine kurulduğu yapıyı temsil eder. Kolektif, kimseyi olduğu gibi kabul etmez ama kimseyi de dışlamaz. Bir davranışın ne olduğu ve bu ortak yaşamın içinde yeri olup olmadığı tartışılır. Sorun sadece birey değildir ama birey de yaptığından muaf değildir. Çocuklardaki değişim ne ceza ile ne de görmezden gelerek sınır koyan ama birlikte tutan bir ilişkiyle var olur.
Başka bir eğitim mümkün
Bugün Türkiye'deki eğitim sistemine baktığımızda ise bunun tam tersini görüyoruz. Okullar, bireysel yarışın alanı; öğrenciler sürekli ölçülüyor, sıralanıyor, eleniyor. Başarı bireyselleştirilmiş, başarısızlık ise kişisel bir eksiklik gibi sunuluyor. Öğrencinin okulda söz hakkı yok. Öğretmen ise çoğu zaman bir rehber değil, bir denetleyiciye indirgenmiş durumda. Gelecek ise giderek belirsizleşiyor. Bu koşullarda büyüyen bir çocuğun kendini değersiz, yalnız ve öfkeli hissetmesi şaşırtıcı değil. Şiddet, çoğu zaman bu duyguların dışa vurumu olarak ortaya çıkıyor. Ama biz bu tabloya bakıp sadece "güvenlik açığı" dediğimizde; durumu "sorunlu çocuk", "suçlu öğrenci" diye açıkladığımızda asıl nedeni görünmez kılmış oluyoruz. Çünkü güvenlik önlemleri, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmaz. Sadece onu bastırmaya çalışır. Hatta çoğu zaman tersine etki yaratır: öğrenciyi potansiyel suçlu olarak gören bir sistem, aidiyet duygusunu daha da zayıflatır.
Sorun, çocuğun içine yerleştirildiği ilişkilerde
Kulelerde Bayraklar ise bize şunu söylüyor: Sorun, çocuğun içine yerleştirildiği ilişkilerde. Bugün okullardaki şiddeti gerçekten azaltmak istiyorsak sistemi daha çok tartışmak zorundayız: Öğrenci okulda ne kadar söz sahibi? Birlikte üretmenin, birlikte karar almanın alanı var mı? Başarı neden sadece bireysel bir yarış olarak tanımlanıyor? Okul, bir topluluk mu yoksa bir eleme mekanizması mı?
Kitapta anlatılan Sovyetlerdeki 1 Mayıs kolonisi deneyimi, başka bir eğitimin mümkün olduğunu somut olarak gösterir. Kolektif üretime dayalı, katılımcı bir eğitim modeli… Mesele sadece şiddeti önlemek değil, şiddeti üreten koşulları ortadan kaldırmaktır. Ama bu model kendiliğinden ortaya çıkmaz. Öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin birlikte vereceği bir mücadeleyle şekillenir. Çünkü eğitim sadece sınıfta değil, toplumun nasıl örgütlendiğiyle birlikte belirlenir.
Görsel: In the Public School of S.Rachinsky (1895)
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















