Kıymetli hazirun,
En sevmediğim şeylerden biri işkembe-i kübradan sallamaktır. Tutarlı olmak adına ağzımdan çıkanı yapmayı kendime karşı bir meydan okuma belledim. Yapamayacağım şeyleri de dişlerimi sıkı sıkı kenetleyip söylememeye gayret ederim. Tabii epey bir sınavdan geçtiğimi kabul etmeliyim.
Gündelik hayatta “gelenek bozucu” görünmeyi göze alsam da çalışma hayatı daha maddi bir alan olduğu için oralarda göstere göstere delikanlı olmak beni epey zorluyor. Buraya en son geleyim.
Toplumun büyük kesiminin ısrarla “babaevi” dediği ifadeye kastettiği şeyden dolayı değil; içini dolduramadığı bir iddia olması yüzünden, geçmiş ve geleceğe aktarılan çarpıklıkların yuvası olması hasebiyle gıcık oluyorum.
Babaevi nedir? Hani şu genç kız bedeninin bir paket eşyaymış gibi istendiği, alındığı (hiç bana satılmıyor ki demeyin karşılığında altın filan isteniyorsa), kırmızı kurdeleyle açılışının yapıldığı ev mi? Hani çıkmanın zor, dönmenin ayrı zor olduğu ev? Hani aslında bir erkeğe boyun eğmenin etüt edildiği ev?
Bu tip ritüelleri allayıp pullayıp bana açıklayan pek çok insan oldu. Ritüellerin tümüne karşı savaş açmış değilim. İtaate hizmet eden ve boyun eğmeyi meziyetmiş gibi servis eden, özünde iktidarın varlığına yarayan ritüelleri can havliyle sahiplenen hemcinslerime anlamaya çalışarak bakıyorum. Cinsimizin hiçbir beis görmeden benimsediği küçük küçük şeyler gün gelip onların geniş hapishanesine dönüşüyor. Halihazırda o anda benimsedikleri, işlerine gelen şeylerin verdiği büyük bir mesaj var. Erkek varlığının karşısında kendini konumladığı bir itaat nesnesi olarak...
“Şimdi zaman değişti” gibi bir şey büyük çoğunluk için henüz geçerli değil. Kendi okuttuğum üniversite mezunu genç kızlar dahi yukarıda saydığım ritüelleri olmazsa olmaz bir şey gibi benimseyip Instagram hesaplarından eksiksiz bir sunumla paylaşıyorlar. Ailelerin tanışması yerine “kız isteme töreni” ifadesini kullanmanın kendilerine kıymet kattığını sanıyorlar. Sonrasında eşitlik talebi geliyor. Baştan itibaren kendini sembolik olarak nesneleştiren kadının bu talebini safiyane buluyorum.
Boyun eğme davranışı, iktidarı olabileceğinin daha zalim bir versiyonuna taşır. Hatta iktidar, iktidarlığını bilmezken güce ayılır.
Bir sofra hayal edelim. “Ben söylemeden kimse masadan kalkmayacak” komutunu veren biri sofradaki herkesin buna uyması durumunda daha absürt talimatlarla gelecektir. Gücünü farklı şekillerde sınayacak, herkesin uyması durumunda doğru ya da yanlış ayrımı kalmayacaktır. Siz bu yazdığımı daha geniş anlamda siyasi iktidarın doğası olarak da okuyun. İktidar geri çekilmez, açıklama yapmaz. Açıklama yapmaya kalkan iktidar kendi gücünden yer. En saçma şeylere boyun eğdirebilen iktidar, artık tebaasının tamamıyla birlikte iktidardır.
Karşı çıkan utandırılır, yalnızlaştırılır. Böylece boyun eğme davranışı artar. “Sen kim oluyorsun da bin yıllık geleneği bozuyorsun?” Toplumsal aforoz, çağların bir gerçeğidir.
Zorlandığımı söylediğim yerlere gelirsek…Çünkü ben yukarıda yazdığım konularda itaat etmemeyi seçtim. Belki sonradan aile içinde yine maddi konular yüzünden patinaj çekmişimdir. Onu da boşanmayı göze alarak çözdüm nihayetinde. Kendi kodlarımı kırarak ilerlerken birlikte olduğum kişinin kodlarını kıramadığımı fark ettiğim yerde ayrılmak, olabilecek en akıllıca çözümdü.
İş hayatı, özellikle memuriyet itaat etmeme noktasında o kadar kolay bir yer değil. Yine iktidar, kendisinin bir izdüşümü olarak minyatür iktidar alanları kuruyor ve o küçük dairelerin içindeki kullar, bütünün varlığına hizmet ediyor. Yapılagelen her şey meşru bir zemin kursa da devlete aslında mevcut iktidara hizmet ediyor. Tüm talimatlar, yönergeler, yönetmelikler birleştiğinde ortaya istenmeyen karanlık bir güç çıkıyor.
İşte oralarda itiraz edemediğim, belki itaat eder görünerek aslında etmeden olduğum yerlerin beni kendime iki yüzlü gösterdiği bir durumdayım. Çocuklarıma ve kendime başka türlü bakım verebileceğim bir iş bulabilir miyim diye düşünüyorum. Bu kafamı oldukça meşgul ediyor.
Ben bu sıkışmışlıktan nasıl çıkarım bilinmez, siz itaat etmemenin gücüne ne kadar inanırsınız konu bu.
Umutla…
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















