Sosyal güvenlik sistemleri, Sanayi Devrimi sonrası işçi sınıfının ortaya çıkışı ve sınıf mücadelesi ile gündeme gelmiştir. Yaşayabilecek kadar gelir ve sağlık hakkından yararlanmayı içeren bir sosyal güvenlik hakkıdır emeklilik.
İlk sosyal güvenlik sistemi 19. yüzyılın sonlarına doğru Almanya’da, 20. yüzyılın başında İngiltere’de gerçekleşmiştir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 1952 tarihli 102 sayılı sözleşmesinde sosyal güvenlik kavramına en geniş şekilde yer vererek temel düzenlemeyi yapmıştır. Türkiye’de 1936 tarihli 3008 Sayılı İş Kanunu ile ilk kez Türkiye’de sosyal sigortaların kuruluşu ve sosyal sigortalara ilişkin temel ilkeler öngörülmesine rağmen sistem 1945 yılına kadar oluşturulamamış, sosyal güvenlik hakkı ilk kez 1961 Anayasası’nda yer almıştır.
Dönemin iktidarının 1999 depremini fırsat bilerek çıkardığı “mezarda emeklilik yasası” ile ülkede emeklilik yaşı hâlihazırda kadınlarda 58, erkeklerde 60.
2036 yılından itibaren ise daha da artırılacak, 2048’de ise kadın ve erkek emeklilik yaşı 65’te eşitlenecek.
Ülkede her işçi, gelirinin yüzde 37,5’ini SGK ve işsizlik primi olarak ödüyor. Yani işçi çalışırken ücretinden ciddi bir miktarı, çalışamaz duruma geldiğinde yaşamını sürdürebilmek için ayırmış oluyor. Emeklilik hakkı aslında işçi kuşaklarının bir dayanışması. SGK’yi ödedikleri primlerle var edenler işçiler. 2005 yılına kadar hastaneleri de vardı (SSK Hastaneleri) ama AKP iktidarı, o hastaneleri gasbederek Sağlık Bakanlığına bağladı, sonrasındaki süreçte de hastaneler çeşitli biçimlerle özel sektöre peşkeş çekilmeye devam ediyor.
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi uygulamalarla işçilerin kıdem tazminatı hakları ortadan kaldırılmaya, sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı sermaye için yeni kazanç kapısı haline getirilmeye çalışılıyor. Bu iki sistem de özünde sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmak anlamına geliyor.
Oysa sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı; vazgeçilmez ve devredilemez, temel bir sosyal hak.
İşçi ve emekçilerin en sağlıklı ve güçlü olduğu dönemde alın teri döküp dirsek çürüterek, gece gündüz çalışıp yıllarca primlerini eksiksiz ödeyerek kazandığı emeklilik hakkı, bugün iktidar tarafından bir yük, bir maliyet ve lütuf gibi sunuluyor.
Dinlenme değil, geçim derdi
Bugün işçi ve emekçiler; giderek yaygınlaşan esnek, güvencesiz, sözleşmeli, kısmi süreli işler dolayısıyla emekli olup olamayacağını, hangi yaşta emekli olacağını bilemez durumda. Mevcut emeklilik sisteminde emekli aylığı bağlama oranının giderek düşmesi nedeniyle, işçi ve emekçilerin çalışırken aldığı ücret ile emekli olduğunda aldığı ücret arasındaki makas da giderek artıyor.
Sermayenin iktidarı AKP tarafından toplumun üzerinde bir yük gibi gösterilmeye çalışılan emeklilerin büyük bir çoğunluğu; açlık, yoksulluk sınırlarına yaklaşamadığı gibi asgari ücretin de fersah fersah altında bir ücretle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Emeklilik olabildiğince erteleniyor ya da emekli olduktan sonra da çalışmaya devam ediliyor.
Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) güncel verilerine göre, dul ve yetim aylığı alan hak sahipleri dahil toplam emekli sayısı yaklaşık 17 milyon civarında. Sadece emeklilik aylığı alanların sayısı yaklaşık 12,2 milyon. Yine TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1.
Emeklilik yalnızca gelir kaybına değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerin ve statünün değişmesi, sosyalleşme sürecinin yeniden şekillenmesi gibi önemli dönüşümlere yol açan bir dönem.
Zamanını dilediğince değerlendirebilme, yeni hobiler edinme, hayalleri gerçekleştirme dönemi olması gereken dönemde de sömürü koşulları devam ediyor ne yazık ki. Dergimize gelen mektuplarda da görüldüğü gibi ya çalışılarak ya torun bakılarak, evde bir yere çıkılamadan, marketlerde, çarşı ve pazarda ucuz ürün kovalayarak geçirilen bir dönem durumunda.
Aktif bir emeklilik ve yaşlılık için olanaklar sağlamak, yaşam kalitesini artırmak, sosyalleşme için alan yaratmak, sağlık ve sosyal hizmetleri geliştirmek, ekonomi ve ulaşım sorunlarına çözümler getirmek gerekiyor. Bunun için de merkezi ve yerel yönetimlerin emekliler ile ilgili ciddi sosyal politikalar geliştirmesi, destekleri artırması gerekli. Birkaç belediyenin hayata geçirdiği, hizmetlerin ücretsiz olduğu emekliler lokali vb. alanların çoğaltılması, bedensel, zihinsel ve sosyal hareketlilik yaratacak programlar içermesi, merkezlerin buna uygun planlanması, yaşlıların biyolojik ve psikososyal ihtiyaçlarına göre tasarlanması gerekiyor. Bu merkezler yaşlılıkta kamusal hayatın yeniden kurulması için son derece kıymetli araçlar.
Keza yalnız kalan yaşlılar için yeterli sayıda ve nitelikli bakımevleri açmak, evde bakım hizmetlerini geliştirmek de önemli.
Çözüm: topyekûn mücadele ve örgütlenme
Türkiye’de ve dünyada sosyal güvenlik ve emeklilik politikalarının işçiler ve emekçiler lehine güçlendiği zamanlar, sosyal devlet uygulamalarının geliştiği dönemlerdi.
Sosyalizmi engellemek, kapitalizmin krizlerini aşmak üzere 1980’lere kadar sosyal devlet uygulamaları gelişti. Bu dönem işçi sendikalarının da güçlü olduğu ve işçi sınıfının politik örgütlenme düzeyinin yüksek olduğu dönemlerdi. Neoliberal politikaların uygulanmaya başlandığı 1980’den sonra ise haklar önce tartışmaya açıldı, sonrasında geriletildi.
Tarihsel süreç, çalışan işçinin haklarının genişlediği dönemde emeklilik ve sosyal güvenlik hakkının da geliştiğini gösteriyor. Esnek, güvencesiz çalışma, kıdem tazminatına saldırı koşullarında ise emeklinin payına yoksulluk sınırının altında bir maaş ve emekli adayları için bugünleri de aratacak düzenlemeler düşüyor.
Bu nedenle emeklilikte, emeklilik hayallerinin gerçekleşmesinin yolu işçilerin, emekçilerin, emeklilerin hep birlikte topyekûn mücadelesinden geçiyor.
Fotoğraf: Evrensel
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















