‘Güvenlik’ adı altında güvensizlik
‘Yönetimin aldığı güvenlik önlemlerinin sorunları değiştirmekten öte, hem gerçek bir değişim fikrini göz ardı etmek hem de şiddeti yeniden üretmek için öne sürüldüğünü biliyoruz.’

Maraş ve Urfa’da gerçekleşen silahlı okul saldırılarında 9 kişi yaşamını yitirdi. Saldırılar sonrasında eğitim emekçileri iş bırakarak gittikçe artan güvencesiz çalışma koşullarını ve eğitimdeki şiddet sarmalını protesto etti. Türkiye’nin dört bir tarafından haykırılan “Yusuf Tekin İstifa!” sloganlarına karşın iktidardan gelen cevap ise daha fazla güvenlik önlemi, daha fazla X-ray cihazı ve daha fazla kamera oldu. İktidar yeniden ürettiği şiddet politikaları ile güvencesiz yaşamı örgütlerken, tüm bu politikalara karşı nasıl bir mücadele hattı kuracağımızı daha detaylı tartışmaya ihtiyacımız var.

İktidarın ‘güvenliği’ Boğaziçiliye tanıdık

Bakan Yusuf Tekin’in çözüm olarak sunduğu güvenlik önlemlerinin artırılması argümanı, üniversitemizde şahit olduğumuz vakalarda kayyum yönetim tarafından uygulanan “çözümle” aynı. Daha geçtiğimiz günlerde atanmış yönetim, özel güvenlik görevlilerinin “koruma ve güvenlik personelinin mesleki müdahale teknik ve taktikleri” eğitimi için bir ihale yaptı. Tek bir firmanın katıldığı bu ihale 2 milyon 389 bin 800 liraya verildi. Bu örneğin ötesinde; cumhuriyet tarihinde kolluk kuvvetlerine en çok kaynak ayrılan, denetim sistemlerinin en gelişmiş olduğu dönem bu dönem. Peki bu kadar önlemin içinde neden hâlâ güvensiz hissediyoruz? Bu “güvenlik önlemleri” kimin için?

Kampüslerimizde “güvensizliği mutlak suretle bitirme” amacıyla ilk aşamada Taşoda Festivali’nde yerleştirilmeye başlanan X-ray, atanmış yönetim için yetersiz gelmeye başladı ve yerini daha fazla özel güvenlik, daha fazla kamera ve daha fazla kontrole bıraktı. Tabii ki bu önlemler güvenliği sağlayamadı: 15 yaşındaki Hilal Özdemir, Naci İnci yönetimi tarafından kampüslerimizde alınan tüm “güvenlik tedbirlerine” rağmen Ayberk Kurtuluş tarafından katledildi. Öğrencilerin fişlenmeleri için kullanılan önlemler, kampüs içinde 15 yaşında bir çocuğun katledilmesini engellemedi. Yönetimin yaşanan her bir vakadan sonra bu önlemlerin eksikliğini vurgulaması ve “önlem almaya” devam etmesi tüm yaşananların sistemsel bir sebebi olduğunu gösteriyor. Yönetimin aldığı güvenlik önlemlerinin sorunları değiştirmekten öte, hem gerçek bir değişim fikrini göz ardı etmek hem de şiddeti yeniden üretmek için öne sürüldüğünü biliyoruz. Bizim ihtiyacımız olan şey, kampüslerde, sınıflarda ve iş yerlerinde bizi sürekli izleyen güvenlik kameraları, turnikeler ve X-ray cihazlarıyla çevrili bir gelecek değil; bu koşulları yaratan sistemin kendisine karşı örgütlendiğimiz bir şimdidir.

‘Güvenli kampüs sloganıyla sesleniyoruz!’

Atanmış yönetim, kampüslerdeki taciz olaylarının önlenme ve süreç yürütme aşamalarında kilit rol oynayan Cinsel Tacizi Önleme Kurulu (CİTÖK) yapısını işlevsiz hale getirmeye çalışıyor; özgür, özerk ve demokratik üniversiteler talebini büyüten öğrencileri güvenlik tehdidi olarak görüyor. Bu sebeple kampüslerimizde güvenliği de saray rejiminin ve onun üniversitemizdeki temsilcisi atanmış yönetimin korktuğu mücadelemizle sağlamak zorundayız. Bu sebeple sıralarımızdan arkadaşlarımıza etkin CİTÖK, güvenli kampüs sloganıyla sesleniyor, sistemin ürettiği bu örgütlü şiddete karşı örgütlü bir mücadeleye çağırıyoruz.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden