Bir akşamüstü çay içmek için buluştuğumuz evde Yeter ile yan yana gelip sohbet ettik. 40 yaşındaki Yeter yıllardır temizliğe gidiyor. O gün de kızıyla birlikte işten çıkıp gelmiş yanımıza. Sohbet derinleştikçe, temizlik mesaisinin hayatını nasıl şekillendirdiğini anlatıyor: “Beş-altı yıldır gidiyorum. Her şeyimi çocuklara göre ayarlıyorum; özellikle çıkış saatimi kızımın okul çıkışına denk getiriyorum.”
Yeter’in bir kızı, bir oğlu var. Oğlu lise 1’de okumak istemeyerek okulu bırakmış; kızı ise henüz 3. sınıfa gidiyor. Pandeminin yarattığı o ağır ekonomik tabloda, aşçı olan eşi restoranlar kapanınca işsiz kalmış. “Eşim iki yıla yakın işsizdi, o dönem başladım temizliğe” diyor Yeter. Çalışmanın getirdiği o küçük nefes alanını ise şu sözlerle özetliyor: “Çalışmadığım zamanlar çocukların istediğini ancak alabiliyordum, şimdi o konuda daha rahatım.”
Piyano çalma hayalinden temizlik mesaisine
İlkokul mezunu olan Yeter, çocuklarının eğitimine ve sosyal gelişimine titizlikle eğiliyor. Kendi, imkanı olsa en çok piyano çalmak istermiş. Hayallerini erteleyen her kadın gibi, çocuklarını bu mahrumiyetten kurtarmak için çabalıyor; onların hem eğitimden hem de sosyal etkinliklerden geri kalmaması için tüm gücüyle direniyor.
Ancak bu yoğun çalışma temposu, evdeki “görünmez” duvarlara toslamış ilk zamanlar. İşe ilk başladığında eşi sürekli arayıp “Nerede kaldın, bitmedi mi?” diye sorarmış. Yeter bu sorunun önüne geçebilmek için zekice bir yöntem geliştirmiş: Emeğinin ağırlığını eşine bizzat göstermek. “Bir gün Koru’daki bir eve temizliğe gidecektim, beni metroya kadar bırakmasını rica ettim. Oraya kadar gelince yardıma girdi. O gün o evi birlikte temizledik. O günden beri de bir daha ben işteyken ‘nerede kaldın’ demek için aramadı beni.”
Çift mesai, sıfır güvence
Ev işinin sadece kadının sorumluluğu görülmesi Yeter için bitmeyen bir “çift mesai” anlamına geliyor: “Evden çıkmadan biraz topluyorum ama eve gelince o iş yine yüzüme bakıyor.” Bedenen ne kadar yorulduğunu sorduğumda, yaptığı işin güvencesizliği bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. İşten dönünce kolunu kaldıracak hali kalmıyor ama ne bir sigortası ne de bir iş güvencesi var.
Yeter anlattıkça, hikayesi memleketin dört bir yanındaki kadınlara daha da tanıdık geliyor. Yoksulluğun, güvencesizliğin ve haklarımıza yönelik saldırıların arttığı bu dönemde, Yeter’in eşine gösterdiği o “görünmeyen emek” aslında hepimizin ortak kavgası. 8 Mart’a giderken biliyoruz ki; hapsedilmek istendiğimiz bu karanlıktan ancak Yeter gibi yöntemlerimizi birleştirerek, yan yana gelerek kurtulabiliriz!
Fotoğraf: 89Stocker
İlgili haberler
Ev işçisinin cam silerken düşüp ölmesinde ev sahibi asli kusurlu
İstanbul Bostancı’da cam silerken dördüncü kattan düşerek hayatını kaybeden Rukiye Şimşek davasında, asli kusurlunun ev işvereni olduğu tespit edildi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























