Çilek tünelinde çileğe hasret
‘Bizim emeğimizle sofraya konulan, mis gibi kokusunu uzaktan aldığımız, çocuklarımızın çok sevdiği o çileği pazarda almaya gücümüz yetmiyor.’

Arabanın sesinden anlıyor çilek toplamak için onu almaya geldiğini. Sabah 4’te kalkıyor 62 yaşındaki Suzan. Akşamdan hazırladığı iş kıyafetlerini giyip, ekmeğin arasına peynir domates koyup, çıkınını hazırlıyor. Her zaman olmasa da çilek arıklarında su oluyor. O yüzden ayaklarını ağrıtsa da, sıcaktan pişse de giyiyor çizmelerini. Sepetini alıp aracını bekliyor. Gelince araç, biniyor hemen; sırayla araca binen çilek toplayan işçiler ile günaydınlaşıyor. Saat 05.30’da gün ağarmadan, “tünel” denilen üzeri naylonla örtülü çilek arıklarında, ellerine ikişer kasa alarak başlıyor çilek toplamaya. Ellerine kendilerinin getirdiği ya da patronun verdiği eldivenleri takıyor. Çileğin bitkisi tüylü ve tozlu olduğu için kaşıntı yapıyor. Bir de çileği bitkisinden koparırken parmakları acıyor.

Suzan yaklaşık iki buçuk aydır çilek toplamaya geliyor. Evinde tadilat yaptırdığı için borçlanmış. Hem borcunu ödemek için, hem de hayatını idame ettirmek için çalışmak zorunda olduğunu söylüyor. Babasından kalan bir Bağ-Kur maaşı var 10 bin lira. Yıllarca kocasının borcunu ödemekten bıkmış, bu yüzden de boşanmış.

Tek başına yaşadığını ve hayatın çok pahalı olduğunu söyleyen Suzan, “Tek başıma yaşıyorum ama hayat çok pahalı. Çocuklarım kendi karınlarını ancak doyuruyorlar, onlardan bir şey bekleyemiyorum. Gücüm yerindeyken çalışıp kendimi güvenceye almak istiyorum. Böyle dediğime de bakmayın, kenara bir şey atamıyorum. Aldığımız her şey çok pahalı, sadece gıdaya bir dolu para harcıyorsun” diyor. Torunları kendisinden harçlık istediğinde üçer beşer verdiğini, daha fazla harçlık vermek istediğini ama yapamadığını söylüyor.

“Her gün işten gelince banyo yapıyorsun. Mecbursun; terliyorsun, toz oluyorsun. Haliyle su faturası, elektrik faturası kabarıyor” diyen Suzan, köyde yaşamasına rağmen sürekli ihtiyaçlarından kısmak zorunda kaldığını söylüyor. Sosyalleşmek adına da çok az şey yapabildiğini belirten Suzan, “Sinema yok, gezilere gidemiyorum. En fazla yaptığım sosyal etkinlik akşam üstü komşularla çay içmek” diyor.

‘İnsanca yaşamak istiyorum’

İktidarın sürekli “İyi günler gelecek” dediğini ama durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini dile getiren Suzan, “Ben bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak vergimi ödüyorum, faturalarımı ödüyorum. Hükümet halkı, bizleri kandırıyor. Akrabalarım var köyde üreticiler. Ürünlerini pazarda satıyorlar. İlaca zam, gübreye zam, benzine, motorine zam! Her gün zam üstüne zam. Herkes şikayetçi ama bir türlü gitmiyorlar. Nasıl göndereceğiz bilmiyor değilim. Oyumuzu vermeyeceğiz. Hiçbir parti tutmuyorum ama insanca yaşamak istiyorum” ifadelerini kullanıyor.

‘Tuvalete gönderilmeyen, sıcaktan bayılan işçiler var’

Suzan tüm bu sıkışmışlık içinde tarladaki çalışma koşullarını da anlatıyor: “Bu yaşta geçimimi sağlamak için sabah 4’te kalkıp, sadece 10 dakikalık bir dinlenme ve yemek molası olan tarlada, ilkel koşullarda, tuvaletimizi erkekler uzaklaşınca yaptığımız, tarla sahibinin arkamızdan ‘Çilekler kalmış dikkat edin’ diye uyardığı zor şartlarda çalışıyoruz. Hiçbir güvencem yok. Hasta olunca işe gidemiyorum ve yevmiyemden kesiliyor. Benim gibi birçok kadın var bu şartlarda çalışan. Kimi çocuğunun okul masraflarını ödemek, kimi torununu desteklemek, kimi emekli olmak için temmuz ayında 50 dereceyi bulan sera tünellerinde çalışıyor. Çalışma koşulları o kadar ağır ki! Çilek dizisi bitsin diye tuvalete gönderilmeyen işçiler var, hatta sıcaktan bayılanlar bile oluyor. Bizim emeğimizle sofraya konulan, mis gibi kokusunu uzaktan aldığımız, çocuklarımızın çok sevdiği o çileği pazarda almaya gücümüz yetmiyor.” Suzan bu koşullarda yaşamını sürdürmek zorunda bırakılan tarım işçisi kadınlardan sadece biri. Şimdi çilek; yarın incir, zeytin toplayacak ve vücudu dayandığı sürece de çalışmaya devam edecek. 

Görsel: Chatgpt ile oluşturuldu


Editörden