Bugün 21 Şubat Dünya Anadili Günü. Anadili Günü, dillerin insanlığın ortak mirası olduğunu hatırlatmak için var. Ancak bu toprakların kadim dillerinden biri olan Kürtçe için pusula hep ‘yasaklar’ı gösterdi.
Bir dil yalnızca evlerde konuşularak değil, okulda, hastanede, mahkemede, Mecliste yer bulabildiği ölçüde yaşar. Devletin nabzı başka dillerle birlikte o dilde de atmadıkça, “eşitlik”ten söz etmek mümkün değildir.
Dijital kapılarda görünmeyen bir dil
Bugün birçok resmi kurumun dijital uygulamasında İngilizceden Arapçaya, Fransızcadan Almancaya çeşitli “dil seçenekleri” bulunuyor. Ancak milyonlarca yurttaşın ana dili olan Kürtçe bunlar arasında yok.
Sağlık Bakanlığının “e-Nabız” uygulaması bunun en somut örneklerinden biri. Bu eksiklik teknik değil, politik. Çünkü bir dili seçenekler arasına koymak bir yazılım meselesi değil aslında, daha çok bir irade meselesi.
Hastanede derdini anlatamayan yaşlı bir kadının çaresizliği, yanlış anlaşılma nedeniyle eksik ya da hatalı tedavi gören bir hastanın riski yalnızca bireysel mağduriyet değil; kamusal bir sorumluluktur. Devletin kalbi Kürtçe de atmadığında, sağlık hakkı eşit işlemeyecektir.
KADES’in sessizliği, adaletin körlüğü
Dil bariyeri yalnızca sağlıkta değil, özellikle kadınların can güvenliğinde de karşımıza çıkıyor. Şiddet gören kadınlar için hayati bir başvuru aracı olması gereken KADES uygulamasında Kürtçe seçeneğinin bulunmayışı, karakollarda ve savcılıklarda yeterli Kürtçe tercüman sağlanmaması, kadınları suskunluğa mahkûm ediyor hatta ölüme götürüyor.
Şiddete uğrayan, can havliyle karakola sığınan bir Kürt kadını, yaşadıklarını kendi dilinde ifade edemediğinde adalet mekanizması daha ilk anda aksıyor. Tutanaklara eksik geçen ifadeler, yanlış tercümeler ya da tercüman bulunamaması nedeniyle ertelenen işlemler şiddeti durdurmuyor, faili cesaretlendiriyor.
Bu tablo, Kürtçenin hâlâ bir bilinmeyen dil ya da bir güvenlik meselesi olarak görülmesinin sonucu. Oysa ana dil hakkı lütuf değil, eşit yurttaşlık gereği.
Meclis tutanaklarında “bilinmeyen dil”
İç siyasetin son günlerdeki en önemli başlıklarından biri olan Süreç Komisyonu raporunda “ana dil” ve “Kürtçe” kelimelerinden adeta kaçılması tesadüf değil. Yani çözüm aranıyor ancak çözümün öznesini telaffuz edilemiyor!
Meclis çatısı altında barış ve kardeşlik söylemleri yükselirken, Barış Anneleri’nin beyaz tülbentleriyle kendi dillerinde kurmak istedikleri cümlelerin tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak geçmesi, bu inkarın en sembolik özeti.
Bir dilin Mecliste dahi tahammül görmemesi, iktidarın Kürtlerle ve onların kimliğiyle barışmama konusundaki ısrarının da göstergesi. “Kardeşlik” söylemi, ana dili tanınmadığında içi boş bir slogana dönüşüyor.
Kayyımlar eliyle indirilen Kürtçe tabelalar, kapatılan Kürtçe kreşler, susturulan tiyatrolar; hepsi aynı merkeziyetçi ve tekçi anlayışın ürünü. Dilin kamusal alandan silinmesi, kimliğin görünmez kılınması anlamına gelir. Oysa tarih gösteriyor ki yasaklanan her dil bu yasağa karşı direnişin de dili olmuştur. O yüzden Kürtçe, bu topraklarda yalnızca bir iletişim aracı değil bir mücadele hafızasının, kültürünün de taşıyıcısıdır.
Bir dil, bir halk, bir hakikat
Ana dili hakkı ertelenebilir bir ‘reform’ değil; eşit yurttaşlığın en temel şartı. Bir halkın dili tanınmadığında, o halkın varlığı da eksik tanınmış olur. Gerçek bir barış ve demokrasi, devletin kalbinin tüm dillerde atmasıyla mümkündür. e-Nabız’da, KADES’te, mahkeme salonlarında, Meclis kürsüsünde ve sokakta Kürtçenin özgürce var olması; yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de demokrasinin meselesi. Çözümü artık ertelenemez bir mesele…
Seçmeli ders var, öğretmen yok: Kağıt üzerindeki hak
Kürtçenin kamusal alandaki görünmezliği yalnızca dijital uygulamalarla sınırlı değil. Eğitim alanında da benzer bir tablo var. Türkiye’de seçmeli Kürtçe dersi hakkı 2012 yılında resmen yürürlüğe girdi. Ancak aradan geçen 14 yılda yapılan öğretmen atamaları, ihtiyacın çok uzağında kaldı. 2012’den bu yana yalnızca 213 Kürtçe öğretmeni atandı. Bu öğretmenlerden 45’i alan değiştirerek Kürtçe öğretmenliğini bırakırken, 10’u ise istifa etti. Bugün Türkiye genelindeki okullarda görev yapan kadrolu Kürtçe öğretmeni sayısı sadece 157. Bu 157 öğretmenin 39’u Kırmancki (Zazaca), 118’i ise Kurmanci branşında ders veriyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise yakın bir zamanda yaptığı açıklamada yurttaşların Kürtçe dersini tercih etmediğini, bu nedenle Kürtçe öğretmeni atamadıklarını söyledi. Oysa Kürtçe lisans bölümlerinden mezun olmuş 847 öğretmen yıllardır atama bekliyor. Yani kağıt üzerinde tanınmış bir hak, fiiliyatta karşılıksız bırakılıyor.
Fotoğraf: MA
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















