Savaş, açlık, yıkım, yoksulluk, yalnızlık, çaresizlik… Olumsuzluktan türemiş, belleğimize yer eden tüm o ağır sözcükler. Son zamanlarda en çok kullandığımız, neredeyse başka hiçbir şey konuşmadığımız bu günlerde aklıma, altı yaşındaki oğluma okuduğum Agnès De Cestrade'nin "Büyük Sözcük Fabrikası" kitabı geliyor.
Bu kitapta insanlar, konuşabilmek için kelimeleri satın almak zorunda oldukları bir dünyada yaşar. Parası olanlar istedikleri kadar kelime alabilirken, yoksul olanlar kelimeleri bazen çöplükten, bazen de havada uçuşurken yakalamak zorunda kalır.
Yaşadığımız hayatın kaçınılmaz gerçeği: zenginler ve yoksullar... Aslında burası da ayrı bir yazı konusu.
Yazımda daha çok değinmek istediğim şey ise kötülük üzerine ve bugün kullanmak zorunda kaldığımız o ağır kelime: savaş.
İran’da savaş başlamadan önce iş vesilesiyle İranlı dostlar edinmiştik. İlk defa yüz yüze karşılaşmamıza rağmen Daryus Bey ve ailesiyle yıllardır tanışıyormuş gibi bir bağ kurduk. Birbirimize “yoldaş” demiştik. Onlar sevdiklerine “yoldaş” diye hitap ederlermiş; tıpkı bizim gibi.
Yoldaşlarımız şu anda ne durumdalar bilmiyoruz, onlardan herhangi bir haber alamıyoruz. Savaşlar yüzünden insanların sevdiklerine ulaşamaması, belki de onları bir daha hiç görememesi; biz masum insanlara dayatılan en ağır, en derin ve en sistematik şiddet biçimlerinden biridir.
Bugün İran’daki masum insanların savaşın ortasına, yıkımın içine terk edilmeleri; bu çürümüş zihniyetin savunucularının arzu ve hegemonyaları yüzündendir. Liberal, medeni ve özgürlükçü olduğunu iddia eden tüm Batılı devletlerin ise buna seyirci kalması da günümüz gerçekliğini yansıtıyor.
Bundan öncesinde dünyada Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gibi bir devletin bulunması bu türden emperyalist, doğrudan saldırı ve işgal girişimleri karşısında bir güç oluşturuyordu. Bugün onun yokluğu, Venezuela’dan İran’a, Kafkasya’dan dünyanın dört bir yanına kadar halklara; yeni bir sosyalist dünyanın ne kadar gerekli olduğunu ve bunun için mücadele etmenin kaçınılmazlığını açıkça gösteriyor.
Daha adil, daha özgür; savaşsız ve sömürüsüz bir dünyayı inşa edebilmek için var gücümüzle mücadele etmeli, iyiliğin tohumunu bombaların açtığı en derin yaralara inatla ekmeli ve o tohum filiz verene kadar umudu büyütmekten vazgeçmemeliyiz.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
İranlı kadın örgütü Osyan ile konuştuk: İran’da ve Ortadoğu’da kadınların ortak düşmanı emperyalizm
İsrail’in İran’a saldırısı sürerken İran’daki kadınların koşullarını, savaşa karşı mücadelenin dinamiklerini İranlı Komünist Kadın Örgütü Osyan, Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi ile konuştuk.
İran Komünist Partisi MLM Merkez Yönetim Üyesi Somaye Kargar: Savaşa tarafsız kalma lüksümüz yok
Somaye Kargar,“Emperyalist rekabet ve gerici- kapita-list bir rejimin beka savaşının bedelini şu an İran halkı ve bölgedeki tüm emekçi halklar ödüyor” diyor.
ABD-İsrail’in insanlık suçu: Çocuklar ve hamile kadınlar ağır şartlarda
ABD-İsrail, önceki gün Tahran’a en ağır saldırısını gerçekleştirdi. Enerji ve su arıtma tesisleri, hastaneler, organize sanayi bölgeleri, kültürel miraslar, sivil yerleşim bölgeleri yerle bir edildi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























