Özel gereksinimli çocuklarla haftanın beş günü, günde sekiz ders saatini doldurmanın ağırlığını ancak o sınıfa girenler bilir. Üstelik tam bir öğrenci gelmedi de nefes alacağım dersiniz, önünüze hemen bir "telafi öğrencisi" konur. Ders biter; o 20 dakikalık kısacık molada hem veliyle görüşmek hem de ders sonu raporunu yazmak zorundasınızdır. Öğle aralarınız bile dinlenmek için değil, bitmeyen aylık dosyaları tamamlamak içindir.
Bu nefes aldırmayan tempoya bir de patronların bitmek bilmeyen kâr hırsı ekleniyor. Sektördeki bazı kurumların gelmeyen öğrenciyi gelmiş gibi gösterip devletten haksız ödenek almasını engellemek için okullara "yüz tanıma sistemi" getirildi. Ancak bu sistemin mağduru yine biz olduk; sistem yüzünden her akşam işten en az 15 dakika geç çıkmak zorunda kalıyoruz. Çünkü önce öğrencilerin yüzü okutuluyor; aman veliler beklemesin, sinirlenip çocuğu okuldan almasın, patron para kaybetmesin diye biz bilerek sona bırakılıyoruz. Sabah bir dakika geç kalsak kriz çıkaranlar, akşam bizim dakikalarımızı gasbederken hiç gocunmuyor; çünkü giden zaman öğretmenin zamanı.
En ufak bir talebe ‘Beğenmiyorsan çıkarsın’ yanıtı
Herhangi bir hastalık, düğün veya cenaze durumunda izin isteyeceğimiz zaman anksiyete krizleri geçiriyoruz: "Nasıl söyleyeceğiz, izin verecekler mi?" diye. Çünkü en ufak bir sorun veya haklı bir talep dile getirildiğinde iş hemen, "Beğenmiyorsan çıkarsın" restine geliyor. Örneğin, bir öğretmen o gün yedi derse girmiş, çok bunaldığı için o boş dersine yazılan telafi öğrencisini başka birinin almasını rica ediyor. Bu çok insani talep bile kabul edilmeyip ilk toplantıda yüzümüze vuruluyor: "Siz sekiz saat derse girmek zorundasınız, bunun için maaş alıyorsunuz." Maaş dedikleri de asgari ücretin sadece 5-6 bin lira üstü... Evindeki her bireye ayrı araba alan, koca binalar diken patronlar, bizim sırtımızdan kazandıkları parayı bize hayrına veriyormuş gibi davranıyor. Taban maaş hakkımız elimizden alındığından beri tamamen patronların insafına terk edilmiş durumdayız.
İşte bu çaresizliğin ortasında, Ankara’da direnen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasını gördüğümde içimde büyük bir umut doğdu. Bizi korkutmak için yapılan o sert polis müdahaleleri, aslında hakkını arayan tüm işçi ve emekçilere verilmiş bir gözdağıydı. Ama o meydanlar bize gösterdi ki bizden çalınan hakları geri almak yine bizim elimizde.
Fotoğraf: 89stocker
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















