Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Bakan Yusuf Tekin’in imzasıyla yayımlanan “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu genelge 81 ile gönderildi.
Her eğitim-öğretim yılının başında yayımlanan benzer genelgelerde olduğu gibi bu yıl da mevzuatta öğretmenlerden okul yöneticilerine, velilerden öğrencilere kadar pek çok başlık yer alıyor. Velilerden kayıt ücreti talep edilmemesinden tutun da öğretmen ve idarecilere yönelik çeşitli hatırlatmalara kadar…
Örneğin şöyle deniliyor: “Velilere maddi yük oluşturacak her türlü uygulamadan kaçınılmalı.”
Kaçınalım elbette.
Bir öğretmen ve aynı zamanda veli olarak ben de isterim ki velilerin sırtındaki yük, biraz olsun hafiflesin. Ama kırtasiye ürünlerinin fiyatları almış başını gitmiş; 50 liraya kurşun kalem bulmak bile mesele olmuş. Sanki bütün bu ekonomik sıkışmışlığın sorumlusu öğretmenlermiş, velileri bu dar boğaza öğretmenler sokuyormuş gibi bir dil kurulmasını da kabul etmek mümkün değil.
Alım gücü erimiş. İşçisinden emeklisine, memurundan asgari ücretlisine kadar milyonlarca insan ay sonunu getirmekte zorlanıyor. Kredi kartı borçlarıyla hayatımızı döndürmeye çalışıyoruz. İnsanların borç batağına sürüklendiği bir ekonomik düzenin sonuçlarını konuşmak yerine, öğretmenlerin velilere maddi yük oluşturup oluşturmadığını tartışmak kolay elbette.
Eğitimdeki sorunlar ‘kılık kıyafet yönetmeliği’ ile mi düzelecek?
Genelgenin asıl can alıcı noktalarından birine gelelim: öğretmenin kılık kıyafeti.
Bakanlık diyor ki eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanları görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu ve öğrencilere örnek olma niteliğini gözetmeli; kılık ve kıyafetlerinde mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket etmeli ve önlük giymeli. Bununla ilgili öğretmenler kurulunda bilgilendirme yapılacak, uygulama milli eğitim müdürlüklerince takip edilecek ve mevzuata aykırı davranışlara izin verilmeyecek.
İşte burada insanın gerçekten “Allah başka dert vermesin” diyesi geliyor.
Eğitimin onca kangrenleşmiş sorunu dururken, eğitim sisteminin en önemli meselesi yine öğretmenin kılık kıyafeti olmuş.
Çocuklarımızın nitelikli eğitime erişimi tartışmalı. İnsanlar çocuklarını istedikleri okullara gönderemiyor. Adı devlet okulu ama adresiniz tutmuyorsa, sistem size aslında şunu söylüyor: “Kaderinde hangi okul varsa oraya.”
Üstelik aynı mevzuat, bir yandan okullarda kayıt ücreti alınmayacağını söylüyor. Kargalar buna güler.
Önceki yıl çocuğumu adresimin tuttuğu bir okula kaydettirmek istedim. Orada bile “Fatura getirmeniz gerekiyor, yoksa kayıt ücreti istiyoruz.” denildi. Israr edince, ekonomik olarak zor durumda olduğumuzu ifade ettiğimizde bu kez “Çocuğu not alalım, okul aile birliğinden destek olalım” şeklinde nazikçe zorbalandık.
Bu, içten gelen bir yardım ve destek değildi.
Bu, kamusal eğitimde “Kayıt ücreti olmaz” diyen memur bir veliye cevap veremeyen idarenin, canımızı acıtma çabasıydı.
Evet, yoksuluz.
Bu ülkenin öğretmenleri de yoksul.
Ailesinden kalan bir geliri, evi, arsası, dükkanı olmayan; 80 bin liralık maaşının 30 bin lirasını kiraya veren; market alışverişini, giyimini, çocuklarının ihtiyaçlarını ve ay sonunu kredi kartlarına borçlanarak karşılayan öğretmen de ekonomik olarak sıkışmıştır.
Bunu söylemekten utanmıyoruz.
Tekrar dönelim öğretmenin kılık kıyafetine.
Bir öğretmen arkadaşım şöyle diyor:
“Normalde önlüksüz derse girmeyen bir insandım. Kendimi daha rahat hissediyordum; çanta, kalem taşımam gerekmiyordu. Bu önlüğü zorunlu kılmaya çalıştıkları için birkaç senedir giymiyorum. Artık vazgeçseler de tekrar önlük giysem.”
Ne kadar ironik değil mi?
İnsanların gönüllü olarak yapmak isteyebileceği bir uygulamayı zorunluluğa dönüştürdüğünüzde, o uygulamaya karşı tepki doğuruyorsunuz.
Çünkü mesele önlük değil. Mesele dayatma.
Öğretmen ne giyeceğini size mi soracak?
Üstelik bunun altında nasıl bir zihniyet olduğunu biz kadınlar gayet iyi tanıyoruz.
Kıyafetim benim kararımdır. Beni, bedenimi, görünüşümü ve kıyafetimi devletin belirlediği bir kalıba sokamazsın. Biz kadınları tek tipleştiremezsiniz.
Üç yıl önce önlük dağıtılacağı söylendiğinde beden ölçülerimiz alındı. Bırakın bedeni XL olan meslektaşımın beden ölçüsünü yazdırırken yaşadığı çekingenliği; biz bu uygulamayı sendikal kararımızla geri çevirdik. Beden ölçülerimizi vermedik.
Hakkımızda tutanaklar tutuldu.
Şaka değil.
Direndik. Yine direneceğiz.
Öğretmenin mesleki saygınlığını kıyafet üzerinden tarif etmek yerine, öğretmenin çalışma koşullarına, ekonomik durumuna, mesleki itibarına ve eğitim sisteminin gerçek sorunlarına bakın. Çocuklarımızın geleceksizliğine kafa yorun.
Sınıfların kalabalıklığına bakın. Eğitimde fırsat eşitsizliğine bakın. Okullar arasındaki uçuruma bakın. Velinin kayıt sırasında yaşadığı çaresizliğe bakın. Öğretmenin ay sonunu nasıl getirdiğine bakın. Ataması yapılmayan öğretmenlere, ücretli öğretmenliğe, liyakat tartışmalarına, eğitim emekçilerinin giderek ağırlaşan çalışma koşullarına bakın.
Öğretmenin önlüğüyle uğraşacağınıza eğitimin kangrenine bakın. Öğretmeni kalıba sokarak eğitimi düzeltemezsiniz.
Bizden istediğiniz tek tipleşme değil, nitelikli eğitim olmalı. Ve biz, bedenimize de mesleğimize de geleceğimize de dair söz hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.
Fotoğraf: Unsplash
İlgili haberler
Beyaz önlük eğitimin sorunlarını çözmüyor
Bazı sendikalara ve Mili Eğitim Bakanlığına göre bir öğün ücretsiz yemek ekonomik bir yük fakat öğretmenleri tek tipleştirmek için beyaz önlük hediye edilmesi ekonomik olarak göze gelmiyor.
Beyaz önlükten öğretmenler günü hediyesi olur mu?
'Eğitim emekçilerinin yaşadığı ekonomik mağduriyet giderilmeli ve adaletli bir ücret artışı sağlanmalıdır. Öğretmenlerin ek ders ücretleri günün şartlarına göre düzenlenmelidir.'
Sanki eğitimin tek eksiği beyaz önlük
'Adım adım gelen tehlikenin farkında olmalıyız. ÇEDES uygulaması, önlük dayatması karanlığa doğru bir kapı açıyor bizlere. Bizlerin bu kapıyı kapatmak gibi bir görevimiz var.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























