Bizim kıymetimizi kim bilecek?
'Bize dayatılan düşük ücretler, ev içi sorumluluklara eklenen yaz tatilleri; çoğumuzun üç ay işi bırakmasıyla sonuçlanıyor.'

Bizler günlükçü kadınlarız. Geçmişte öğretmen, aşçı, fabrikalarda makinacı, esnaf olarak çalışsak da ağır ekonomik krizin sonucu aylık 15 bin liraya şükretmemiz istenen üretken kadınlar olarak buradayız.

Bize dayatılan düşük ücretler, ev içi sorumluluklara eklenen yaz tatilleri; çoğumuzun üç ay işi bırakmasıyla sonuçlanıyor. Yerimize eleman alınmamışsa ders zili çaldığında bizler de iş başı yapıyoruz.

Bahar ayları geldiğinde patronumuz ihtiyaç olur diyerek elemanlar alır. Biz biliriz ki masamızı yeni gelen kadınlara bırakacağız. Yine de kızamayız yenilere işimize ortak oluyorlar diye. Her gün aynı kaderle şükretmemiz salık verilir bizlere, "Bu yaşta iş bulmuşsunuz kıymetini bilin" derler. Peki bizim kıymetimizi kim bilecek?

Kızı şiddet gördüğü için boşanmış ve iki küçük çocuğu ile aile evine dönmüş bir ablamız var. Yaşı 65, yaşlı babasına da o bakıyor. Özbekistan’dan gelmiş burada bir yaşam kurmuş üç kızını üniversitede okuturken parmaklarına poşet bağlayarak çalışmış tüm zorluklara karşı direnen; Ukrayna Rusya savaşından kaçıp Türkiye'ye savaşın göbeğinde ailesini bırakarak gelmek zorunda kalan; çocuğunun bakımı için memleketten abisini getirten kadınlar var aramızda. Ve bunlara rağmen şükretmemizi isteyerek çalışmamızı istedikleri bir durumdayız. Soframızdan ekmeğimiz azalmasın diye yaşamlarımızdan vazgeçmişken NATO zirvesi için yapılan hazırlıkları görerek isyan ediyoruz. Savaşta kullanılan bir füzenin masrafıyla kaç kreş, kaç okul, kaç hastane yapılacağını ya da kaç yıl daha borçlu ve işsizlik korkusuyla yaşayacağımızı da çok iyi biliyoruz. Tezgahlarımızdan kalkamasak da, fabrikalarda üretimi durduramasak da, alanları dolduramasak da bizler NATO’ya ve onun yarattığı savaşlara karşıyız.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden