Korku her yerde... Neredeyse ölümü göstererek sıtmaya razı ettirdiler. Kadın cinayetlerinden, toplumsal baskıdan, ekonomik şiddetten önümüzü göremez olduk. Kadınların ezilmişliği sorunu halı altına saklanmaya çalışılan sorunlardan biri. Sanal gündemler, devasa problemler arasında kadınların ezilmişliği sorunu yalnızca şiddet ve cinayetlerle gündem oluyor. Oysa kamuda, toplumsal yaşamda, evde, soluk alınan her yerde bu ezilmişlik devam ediyor. Gerçekte kadının adı var mı?
Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok romanı, toplum tarafından “makbul kadın” kalıplarına sıkıştırılan, kendi varlığını ve öznelliğini keşfetmeye çalışan genç bir kadının hikayesidir. Anlatıcı, aile içinde başlayan ve toplumun tüm katmanlarına yayılan baskı ortamını hem kişisel bir deneyim hem de evrensel bir kadın meselesi olarak işliyor. Eser, daha ilk sayfadan itibaren bir kadın karakterin toplumdaki görünmezliğini sorgulamasıyla başlıyor. “Adı olmamak” metaforu, birey olma hakkının elinden alınmasını temsil ediyor. Bu uyanış, roman boyunca bir iç hesaplaşma ve direniş sürecine dönüşüyor.
Çocukluktan itibaren ailenin “namus” ve “itaat” üzerinden kurduğu baskı, oyun alanlarının ve arkadaşlarının belirlenmesi, eğitim alma mücadelesi olay örgüleri üzerinden anlatılır. Eser kadının cinselliği üzerindeki kontrol, evlilik kurumunun kadını tanımlayan bir kimlik olarak dayatılması, bağımsızlık, ekonomik özgürlük ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesiyle devam ediyor; ataerkil düşüncenin norm haline geldiği bir toplumda, kadınların nasıl “isimlerinin silindiğini” anlatıyor.
Romanda kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik yalnızca davranışlarda değil, dilin kendisinde de ortaya çıkıyor. Kahraman ekonomik özgürlüğünü kazanmak istese de toplumsal yapı onu sürekli evcilleştirmeye ve “makbul kadın” kalıbına sıkıştırmaya çalışıyor. Çalışma hayatındaki mobbing, sevgilisi tarafından baskılanması, ailesinin onu kontrol etme ihtiyacı da kadın kimliğinin sistematik olarak bastırılmasının örnekleri.
Kadının Adı Yok yalnızca bireysel bir özgürleşme hikayesi değil, aynı zamanda düzenin kadınları nasıl benzer biçimlerde kuşattığının politik bir ifşasıdır. Anlatıcının orta-üst sınıfa yakın olduğu gerçeğinden hareketle metinde geçen tüm baskılara ek olarak işçi ve emekçi kadınların sorunu daha katmerlidir. Kadın kimliğinin geri alınması, yalnızca kültürel ön yargıların kırılmasıyla değil; sınıfsal ve ekonomik ilişkilerin dönüşmesiyle mümkündür.
Fotoğraf: Nebat Bukrek
İlgili haberler
Bir kitap önerisi: Alman Proletaryanın Önderi Ernst Thaelmann
Hamburg ayaklanması yöneticisi, Almanya Komünist Partisi lideri Ernst Thaelmann’in yaşamı, mücadelesi, Nazi toplama kampında direnişi bugün de uluslararası işçi sınıfına rehberlik etmeye devam ediyor.
Bir kitap: Alçakgönüllü Bir Öneri
Bu bir uyarı, çok zorlu bir yolculuk. İki güçlü elin boğazımızı sıkma, soluksuz kalma; dipsiz kuyularda boğulma hali. Başımızdan aşağı kaynar suyun dökülme durumu.
Kız çocukları için cinsiyetçi izleri aşan bir kitap: Dream Big
Amerikalı Psikolog Stephanie Tabashneck hazırladığı boyama kitabıyla kız ve oğlan çocuklarına yönelik toplumsal cinsiyet rollerinin dayatılmasına karşı çıkıyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























