Türkiye’de rejimin yeni eşiği: Çocukluğun ilgası
Devletin çocukları ‘değerli’ ve ‘değersiz’ diye ayırması, bazı çocukların harcanabilir görülmesini meşrulaştırır. Bu anlayış, karanlık bir gelecek ve toplumsal çöküş getirir.

Suça sürüklenen çocuklarla ilgili cezalandırmayı ve cezaevi koşullarını yetişkinlerle eş değer hale getiren teklif, uzun tartışmalar ve bilim insanlarının, uzmanların, hak savunucularının, emek ve meslek örgütlerinin itirazlarına rağmen Meclis gündemine geldi. Daha önce toplumda yaratılan infial ve açıkça “İletişim Başkanlığı operasyonu” olarak desteklenen sosyal medya kampanyaları ile geldiğimiz noktada, toplumun bir kesimi çocukların da yetişkinler gibi cezalandırılması, cezaların topyekûn arttırılması ile çocukların suç işlemesinin engelleneceği, bunun suçu azaltacağı kanaatine vardı.

Yasa teklifi, “Toplumsal talepleri karşılayacağız, çeteler çocukları tetikçi gibi kullanıyor” gibi gerekçelerle karşımıza getirildi. Oysa bugün çocukların daha ağır cezalandırılmasıyla suçun azalacağı yönündeki toplumsal “talep” kendiliğinden oluşmadı. Çocukları yoksulluğa, eğitimsizliğe, şiddete ve suç döngüsüne iten politikaları hayata geçiren iktidar, şimdi de bu sorunların sözde çözümünü daha fazla cezada gösterdi. Yani iktidar bu fikre katkı sundu, hatta bizzat bu fikri örgütledi. Çünkü iktidar, suçun kaynağını bizzat çocukların kendisi gibi göstermediği durumda asıl failin kendisi olduğu, temsil ettiği düzenin bu suçları da suçluları da ürettiği daha fazla ortaya çıkacaktı.

Bir gedik daha...

Bu yasanın en temel sorunu çocukların çocuk olmaktan kaynaklı özgün ve dokunulmaz haklarına dayanan çocuk hukukunu, çocuk koruma anlayışını, çocuklar için geliştirilen özel adalet sistemini ve devletin çocuklara karşı en temel sorumluluklarını bütünüyle askıya alacak bir gedik daha açıyor olması. “Bir gedik daha...” diyoruz, çünkü iktidar bunu daha önce de çeşitli girişimler ve hayata geçirdiği uygulamalarla yaptı.

• 2016 yılında Boşanmaların Önlenmesi Komisyonunda çocuk istismarcısının istismar ettiği çocukla beş yıl boyunca “sorunsuz ve başarılı bir evlilik sürdürmesi halinde” denetimli serbestlikten yararlanması için yasal düzenleme yapılması önerilmişti. Bu korkunç öneri, bugünkü gibi “masumlaştırılarak” gerekçelendirilmişti. Aslında yetişkin bir erkek 18 yaşın altında bir çocukla “evlenirse” ya da iki çocuk ailelerinin onayı ve teşviki ile evlenirse bunlar suçtur. Ancak iktidar, “Ne yapalım? Bizim toplumumuzda var böyle evlilikler, bu aileler mağdur oluyor” diyerek esasen çok da yüksek sayıda olmayan “mağdur” hikayesini kullanıp, 15 yaşı bir kriter olarak koyup, 15-18 yaş arasındaki tüm evlilikleri, yani istismarı yasal bir zemine kavuşturmaya çalışmıştı. Daha öncesinde Milli Eğitim Bakanlığı, yönetmelik değişikliği ile lise ve ortaokul öğrencilerinin nişanlanmasını serbest bırakmıştı. Daha sonra da evlenecek öğrencilerin açık öğretime yönlendirilmesine izin vermişti. Bugün devletin elinde kaç çocuğun bu suçların mağduru olduğu; kaç çocuğun evlilik, nişan gibi nedenlerle eğitimden uzaklaştırıldığına ilişkin veri yok. Varsa da kamuoyundan saklanıyor, soru önergelerinin cevabı olarak bile gelmiyor. 

• 2020’de Türk Ceza Kanunu 103. maddede yapılmak istenen değişikliklerle çocuk istismarında “rıza” yaşını mevzuata sokmaya çalışmışlardı. “15 yaştan 18 yaşa kadar yaşanan istismar vakalarında çocuğun rızası var mı, buna bir değerlendirme kriteri koyalım” demişlerdi. Kadın hareketinin ve toplumsal muhalefetin çabalarıyla bu önerge geri püskürtülmüştü. Ama o tartışmadan bu yana, özellikle ceza sisteminde adı konulmamış bir “indirim” gerekçesi olarak “Çocuğun rızası vardı” söylemi daha fazla karşımıza çıkmaya başladı. 

• 2022 itibarıyla MESEM’lerin tümüyle yaygınlaştırılmasıyla devlet eliyle çocuk işçilik “yasallaştırıldı.” Çocuk işçi yaşı 14’e kadar düşürüldü. 

Bunların hepsi “çocukluk” kavramının içini boşaltmak, çocukluğu güvence altına alınması gereken, devletin özel olarak sorumlu olduğu bir dönem olmaktan çıkarmak içindi. 

Çocuklar özel olarak korunması gereken, özgün ihtiyaçları olduğu gözetilerek hakkında özel düzenlemeler yapılması ve devletin her anlamda sorumluluk alması gereken bir toplumsal kesim. Bunun toplumsal nedenleri olduğu kadar fizyolojik, psikolojik, nörolojik, sosyolojik, gelişimsel nedenleri var ve bu nedenlerin hepsi bilimsel yöntemlerle ortaya konmuş durumda. Eğer çocukluk çağını bu eksende ele almaz ve çocuğu çocukluktan çıkarırsanız, çocuk evlilikten çocuk işçiliğe kadar her şeye bir kılıf bulmanın yolu açılır. Çocuk hakları ve devletin ödev ve sorumlulukları açısından kazanılmış tüm haklar tartışmaya açılmış olur. Devletin çocukları “değerli olanlar ve olmayanlar” diye ayıran bir toplumsallığı beslemesi, sınıfsal ve kültürel olarak “Harcanabilir, yok edilebilir” gösterilen çocuklara her şeyi yapmanın mübah hale getirildiği bir anlayışı kurumsallaştırır. Bu, karanlık bir gelecek, topyekûn bir çöküş demek olur.  

İktidar bunu daha önceki girişimlerinde tam anlamıyla yapamadı. Ama şimdi adaletsizliğin yarattığı toplumsal hınç ve şiddeti ortamı, intikam duygusu, kısasa kısas anlayışına sırtını yaslayarak daha ileriden yapmak istiyor.

Çocuklara dönük hınçla bir rejim inşa etmek 

Bu girişimler, Saray’ın inşa etmeye çalıştığı faşist düzenin toplumu zapturapt altına alma stratejisinin de bir parçası. Toplumun en yumuşak karnı olan çocuklar ve güvenlik duygusu üzerinden yaratılan öfke ortamında halkın “huzur, güvenlik, gelecek” taleplerinin üstü kutuplaşma ile örtülsün. Kısa vadede faşist yöntemlerle atılacak intikam adımları öfkeyi soğursun ve düzen içi hale getirsin; orta ve uzun vadede tüm toplumu, özel olarak da çocukları daha büyük bir şiddet sarmalı içine çeksin. 

Bilimsel yaklaşım itibarsızlaştırılsın, hak temelli mücadele aşağılansın. Şiddet arttıkça ve güvenlik ihtiyacı hukukla karşılanmadıkça faşizan yöntemler toplum nezdinde daha meşru hale gelsin. Ne olursa olsun bu şiddeti ve cezasızlığı yaratan düzen hedefe konmasın. Bu yasanın içeriğiyle, ruhu ve lafzıyla, tartışılma ve topluma sunulma biçimiyle, sonuçlarıyla olması istenen bu. Asla çocukları korumak, güvenlik ve adaleti tesis etmek gibi bir dertleri yok! 

Tam da bu yüzden TBMM Adalet Komisyonunda, bu teklifin suçu azaltmak yerine orta ve uzun vadede artıracağını bilimsel verilerle, uzman görüşleriyle ve sahada bu çocuklarla çalışan meslek örgütleri ile hak savunucularının deneyimleriyle anlatma çabamız; AKP’li teklif sahipleri tarafından öldürülen çocukların isimleri ve ailelerin acıları üzerinden yürütülen, toplumun hınç duygusuna yaslanan bir manipülasyonla püskürtülmeye çalışıldı. Ceza artırımı ve çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının hiçbir ülkede olumlu sonuç vermediğini ortaya koyan araştırmalar ve raporlar görmezden gelindi. Bilim, uzmanlık ve bilimsel öngörü “Toplumu tanımamakla”, “Milletin ihtiyaçlarını gözetmemekle”, “Pembe gözlüklü olmakla” itham edildi. Yasa teklifinin teknik yönleri hukukçu vekiller tarafından sorgulandığında ise teklif sahipleri, sonuçlarına ilişkin her eleştiriyi “gereksiz, anlamsız ve yanlış” diyerek geçiştirdi.

Yasa görüşmeleri yapılırken, sosyal medyada bu yasanın çocukları korumayacağını, güvenliklerini sağlamayacağını anlatmaya çalışanlara yönelik sistematik bir saldırı başlatıldı. Bu saldırıda çocuklara karşı işlenen suçlara duyulan saf öfke kadar çocukları çocuk olmaktan çıkaran; ırkçı, milliyetçi, gerici söylemlerle “idam ve itlaf” çağrıları yapan; yetinmeyip tüm muhaliflere de aynı şeyin yapılması gerektiğini acuze bir dille savunan bir trol ağı var. Tartışmayı anlamsız ikiliklere hapsederek esas zemininden koparan, konunun özünü değil; sadece görünen yüzündeki yanlış sonuçları itibarıyla tartışmaya zorlayan bu zihniyet, otoriter zihniyetin ta kendisi.

Son noktada bütün tartışmalara rağmen oldubittiye getirilerek komisyonda oylanan, cezaların artması ve çocukların yetişkin gibi cezalandırılmasını içeren 2. maddede bir revizyon yapılması gereği AKP’li komisyon başkanı tarafından bile ifade edildi. Tümüyle bir oldubittiyle geçirilmek istenen teklif, şimdilik salı günü yine büyük bir tartışmanın gündemi olacak Mecliste. Biz de bu süreçte çocukları, çocukluk hakkını korumaya; çocukları ve çocukluğu korumak için devletin görev ve sorumluluklarını hatırlatmaya; tüm saldırılara rağmen doğru olanı söylemeye ve yapmaya devam edeceğiz.

Görsel: Canva Pro yapay zeka

İlgili haberler
Çocuk ‘koruma’ kanunu TBMM Adalet Komisyonunda

Çocukların yetişkinler gibi yargılanmasını ve ağır cezalar almasını öngören yasa teklifi yangından mal kaçırırmışçasına TBMM Adalet Komisyonuna getirildi. Komisyon tartışması 21 Temmuz'a ertelendi.

Suça sürüklenen çocuklar Meclis komisyonu tartışmaları | Uzmanlar önlem, kolluk ceza istedi

Meclis’te suça sürüklenen çocuklar için yapılan 13 toplantıda çocukların suça sürüklenmesinde hangi sebepler öne çıktı, çocuk hakları açısından neler tehlikede?

Duygular, algılar, gerçekler

'Çocuklara, kadınlara karşı suç işleyen yetişkinlerin cezasız kaldığı onlarca örnek, sorunun ceza miktarından çok adalet sisteminin işleyişinde olduğunu gösteriyor.'


Editörden