Tarihin tozlu sayfalarından bugünün sokaklarına: Ekmek ve Gül
'Ekmek ve gül', eşitsizliklere karşı ortak bir hat kurmanın, dayanışmayı büyütmenin ve sözümüzü güçlendirmenin ifadesi olarak bizim için hayati önemde.

İşçi kadınların insanca yaşanacak ücretler ve insanca çalışma koşulları için harekete geçtiği 20. yüzyılın başlarından miras kalan “ekmek ve gül” talebi, bugün de dünyanın dört bir yanından kadınların mücadele sloganı olmaya devam ediyor.

“Ekmek”, en temel anlamıyla yaşamak için gerekli olanı temsil ediyor. Emek gücünün yeniden üretimi için zorunlu maddi koşulları, yani işçinin hayatta kalabilmesi ve ertesi gün yeniden çalışabilmesi için gereken minimum yaşam standartlarını… “Gül” ise bunun ötesine geçiyor. Yalnızca hayatta kalmayı değil, insanca yaşamayı sembolize ediyor. Saygı görmeyi, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmayı, özgürce kendini gerçekleştirebilmeyi… Kapitalist üretim ilişkilerinin insanı sadece çalışan bedene indirgemesine karşı bir itiraz olarak kendini ortaya koyuyor.

Ekmek ve gül talebi hâlâ güncel

Türkiye’de kadınların yaşam ve çalışma koşulları, “ekmek ve gül” talebinin neden hâlâ güncel olduğunu açık biçimde gösteriyor. TÜİK verilerine göre kadınların istihdama katılım oranı yaklaşık yüzde 31–32 seviyesinde kalırken erkeklerde bu oran yüzde 66’nın üzerinde. Yani her Kadınların yalnızca yaklaşık üçte biri çalışma hayatında yer bulabiliyor. Aynı eğitim düzeyindeki kadınlar, erkeklerden ortalama yüzde 17 daha düşük ücret alıyor. Kadın işsizlik oranı erkeklerden belirgin biçimde yüksek. Kadınlar ayrıca büyük ölçüde yarı zamanlı, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşıyor. Bakım emeği yükü nedeniyle işgücünden tamamen çekilmek zorunda kalanların sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Nitekim çalışma çağındaki kadınların önemli bir bölümü “ev işleri ve bakım sorumlulukları” nedeniyle işgücüne dahil olamıyor.

Türkiye’de kadınların yaklaşık dörtte biri yaşamlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete, çok daha yüksek oranlarda kadın ise psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalıyor. Kadın cinayetlerinin büyük çoğunluğu kadınların en yakınındaki erkekler tarafından işleniyor. Koruma kararları etkin uygulanmıyor, şikayet mekanizmaları işlemiyor, keyfi cezai indirimler failler açısından fiili bir cezasızlık algısı yaratıyor. Pek çok vakada daha önce koruma, uzaklaştırma, vb. başvurusu yapılmış olmasına rağmen gerekli önleyici tedbirlerin alınmadığı görülüyor. 

“Ekmek ve gül” sloganı, bu tabloda bizim için açık bir mücadele hattı çiziyor. Kapitalizmin emeğimize yönelen baskısı ile siyasal müdahalelerin hak alanımızı daraltan etkisi, hayatlarımızda aynı anda ve iç içe hissediliyor. Ekonomik bağımsızlığımızın zayıflatılması, güvencesizliğin yaygınlaşması ve şiddet karşısında yeterli korumanın sağlanmaması, bizi her açıdan daha kırılgan bir konuma itiyor. Bu nedenle “ekmek” ile “gül”ü birbirinden ayırmadan düşünmek, hem geçim koşullarımıza hem de yaşamımızın niteliğine birlikte sahip çıkmak anlamına geliyor. Emeğimizin değersizleştirilmesine ve haklarımızın daraltılmasına vereceğimiz yanıtın bu bütünlükten beslenmesi gerekiyor. “Ekmek ve gül”, tam da bu yüzden, eşitsizliklere karşı ortak bir hat kurmanın, dayanışmayı büyütmenin ve yaşamın tüm alanlarında söz sahibi olma iddiamızı güçlendirmenin ifadesi olarak bizim için hayati önem taşıyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden