Bu yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Türkiye’nin dört bir tarafında kadınların hem mücadelelerini kutladıkları hem de yaşadıkları yoksulluk ve şiddet koşullarına karşı öfkelerini düne göre çok daha kitlesel olarak birlikte haykırdıkları bir gün olarak tarihe geçti. Geçtiğimiz seneye göre kutlamalar çok daha kalabalık ve coşkuluydu. Yoksullaşma, kadınlara dönük esnek ve güvencesiz çalışma politikaları, kadına yönelik şiddetin önünün açılması ve Ortadoğu’daki savaş koşullarının yarattığı kaygı kadınları sokaklara akıttı. Kadınlar aynı zamanda savaş bölgelerindeki kız kardeşleriyle kurdukları dayanışmayı da alanlara taşıdı.

İl merkezleri ve ilçelerde gerçekleşen 8 Mart eylemleri genel olarak kitleseldi. Ancak iş yeri eylemleri ve kutlamaları görünür olmadı. Metal işçilerinin, sağlık işçilerinin bulundukları alanlarda gerçekleştirdikleri birkaç açıklama ve eylem dışında ne iş yerlerinde kutlamalar gerçekleşti ne de sendikalar 8 Mart alanlarında belirgin bir varlık gösterebildi. Eylemlerde yoksulluk ve güvencesizlik sık sık dile getirilse de kadın işçiler taleplerini sendikalarıyla 8 Mart alanlarına taşıyamadı. Buna rağmen kadınlar, Şık Makas, Temel Conta, Dardanel işçileri gibi direnişte olan emekçilere selam göndermeyi de ihmal etmedi.

Kadınlar şiddete karşı alandaydı
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri 8 Mart’ta ana tepki konularından biriydi. Geçtiğimiz haftalarda kızının istismara uğraması karşısında mücadele eden Fatma Nur Çelik’in ve kızı Hifa’nın ölü bulunmasına karşı kadınlar duydukları öfkeyi hem dövizlerine hem de sloganlarına yansıttı. Bu ölümlerin devletin sorumluluklarını yerine getirmiyor oluşu nedeniyle gerçekleşmiş olması, kadınların öfkesini büyüten bir noktada duruyordu. Aynı şekilde şüpheli kadın ölümlerine yönelik, “Bahar Taş’a ne oldu?”, “Rojin Kabaiş’e ne oldu?” ifadeleri de hem sloganlarda hem de kadınların dövizlerinde yer aldı. Kadınlar gittikçe yaygınlaşan ve yetkililerce de cesaretlendirilen şiddete karşı daha büyük bir öfke ile alanlardaydı. Aile politikalarına yönelik tepkiler de yaygınlaştırılmaya çalışılan eşitsizlik, şiddet ortamının beslenmesi ve LGBTİ’lere yöneltilen saldırılar üzerinden ele alındı.

8 Mart alanlarında da bu politikaların etkisi, özellikle LGBTİ’lere yönelik kısıtlamalar ve polis şiddeti ile görünür oldu. Kocaeli’de LGBTİ bayrağı sallayan bir gencin gözaltına alınması, İstanbul’da LGBTİ konulu ya da gökkuşaklı dövizlerin yasakla miting alanına alınmaması ve ardından iki LGBTİ’nin gözaltına alınması bunu gösteren örneklerdendi. Aynı zamanda bu saldırılar o kadar ileri gitti ki Eskişehir’de polis, küçük bir kız çocuğunun yaptığı gökkuşağı çizimi olan bir dövize dahi el koydu.
Savaş bütçesi büyüyor, yoksulluk derinleşiyor
8 Mart’ta öne çıkan bir diğer gündem ise savaştı. İsrail ve ABD’nin Filistin’e yönelik soykırımı kadınlarca unutulmadı; özellikle İran’a dönük saldırılar kadınlar açısından büyük öfkeyle karşılandı. İran’ın bölgedeki NATO üslerini vurması ve Türkiye’nin olası bir hedef olması da kadınlardaki güvenlik kaygılarını büyütürken “Üsler kapatılsın” sloganına güçlü bir zemin hazırladı. Kadınlar sıcak bir savaş içinde olmasalar dahi, halk için harcanabilecek bütçenin “savunma” adı altında savaş için ayrıldığını ve bunun yoksulluğu da kadına yönelik şiddeti de büyüttüğünü vurguladı. Keza bayramda verilmesi planlanan emekli ikramiyesinde “savaş koşulları” nedeniyle artış olmayacağının duyurulması, kadınların kaygısının somut karşılığıydı.

Savaşa karşı barış ve enternasyonel kadın mücadelesi eylemlerde sıklıkla vurgulandı. Ancak kadınların sınırları aşan dayanışma çağrıları polis engeliyle ya da eylemlerdeki provokasyonlarla karşılaştı. İstanbul’da bir grubun eylemi provoke etmeye çalışması, Eskişehir’de Jin Jiyan Azadi dövizinin kolluk kuvvetleri tarafından yırtılması, Antalya’da saç örgüsü şeklinde tasarlanan pankartın alana alınmaması bunlara örnek oldu.
Tüm yaşanan olumsuzluklar ve engellemelere rağmen bu 8 Mart kadınların, yaşamları ve emekleri üzerinde söz sahibi olmak için önümüzdeki dönem daha güçlü bir duruş sergileyebilme potansiyelini gösterdi. Bu potansiyelin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, kadınların talepleri üzerinden kurdukları ortak söz ve eylemleri ne kadar örgütleyebildiğiyle ve bu söz ve eylemlerin, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün karakterinin temeli olan, sömürüye karşı mücadeleyle ne kadar birleştiği ile belli olacak.
Fotoğraflar: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















