İki işçi kadın, ezen tek sömürü çarkı
Çocuk yaşta tekstilde çalışmaya başlayan, şimdi bir hastanede temizlik işçisi olan Handan ve Belediye İşçisi Asuman hem iş yerinde mobbingle hem evdeki ağır sorumlulukların yüküyle mücadele ediyor. “H

İki kadın… Biri bir hastanede işçi, diğeri belediyede çalışıyor. Yıllardır hem iş yerlerinde hem sokakta hem de evlerinde mücadele veriyorlar. İkisi de çocuk yaşta çalışmaya başlamış; ilk çalıştıkları yer ise tekstil atölyeleri olmuş.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bu iki kadınla yaşam mücadelelerini konuşuyoruz. Kadınların adlarını, işlerini kaybetme kaygısı nedeniyle değiştiriyoruz.

‘Evin bütün yükü benim omuzlarımda’

İstanbul’da bir hastanede temizlik işçisi olarak çalışan Handan, henüz 35 yaşında… İki oğlu var. Biri 5 yaşında ve kreşe gidiyor, diğeri 8 yaşında ve ilkokulda. Sabahları onları okula götüren de okuldan alan da Handan.

Eşinden söz ederken şöyle anlatıyor Handan: “Çalışıyor ama bana desteği yok. Nasıl diyeyim, kumar bağımlısı. Sonuçta eve bir desteği olmadığı sürece tek başımayım. Şiddet yok ama bu da farklı bir şiddet değil mi? Evin ve çocukların bütün yükünü benim omuzlarıma verdi. Kendi hayatını yaşıyor.”

Handan’ın günü çok erken saatlerde başlıyor: “Sabah kalkıyorum, çocuklarımı uyandırıyorum. Onlara hazırlık yapıyorum. Kendim de hazırlanıp birini okula bırakıyorum, birini kreşe. İş yerine geçip terli terli direkt işe başlıyorum. Söz gelmesin diye işlerimi bitirmeye çalışıyorum. Akşam yine aynı tempo. Çocukları alıyorum kreşten, okuldan. Onlarla biraz nefes almak istediğimde parka götürmeye çalışıyorum. Bütün hayatım iş, okul ve çocuklar. Çok zor. Ama ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.”


‘Hastanedeki mobbing dayanılacak gibi değil’

Haftanın altı günü çalışıyor. Buna rağmen aldığı ücretin geçinmeye yetmediğini söylüyor. Yaklaşık 14 yıldır aynı hastanede çalışan Handan, son bir yılda yaşadıklarının hayatını altüst ettiğini anlatıyor:

“Çalıştığım hastanede 13-14 yılıma girdim. Son bir yılda gördüğüm mobbing beni intihara sürükledi. Hastanenin çatısına çıktım. Çünkü artık dayanılacak bir durum değildi. Hiçbir sebep yokken çalıştığım bölümü değiştirdiler. Müdürlere yalan şeyler söylediler. Kendi isteğimle gittiğime dair zorla imza attırdılar. Atmak istemedim ama ‘Atmazsan işten çıkarırız’ dediler.”

O imzadan sonra hayatının kabusa döndüğünü söyleyen Handan, “Geceleri uyuyamadım. İki çocuk… Çok kötü günlerdi” diye anlatıyor.

Üç dört aydır kendini toparlamaya çalıştığını anlatan Handan, “Beni göndermeye çalıştıkları yerleri benden önce arayıp tutanak tutmalarını istiyorlar” diyor. Bunların nedeni içinse şunları söylüyor:

“Çünkü hakkını arıyorsun. Bir kadın olarak doğruyu söylüyorsun. Sesin yüksek çıkarsa kısmaya çalışıyorlar. Temizlik personeli 300 kişiyse fiilen temizlik yapan 100 kişidir. Diğerlerini farklı yerlere çekiyorlar, yük bizim üzerimize kalıyor. Buna itiraz edince tehdit ediyorlar. ‘Avcılar’a göndeririz, Murat Dilmener’e göndeririz’ diyorlar.”

‘Hayatımda sinemaya, tiyatroya gitmedim’

Handan için hayat neredeyse tamamen çocuklarından ibaret. “Sinemaya, tiyatroya gitmiyorum. Kendime vakit ayırmıyorum. Hayatımda hiç gitmedim diyebilirim. Vaktim yok. Kendimden vazgeçtim. Sadece çocuklar için yaşıyorum; ayaktaysam onların sayesinde.”

Eşiyle birlikte bir kafeye ya da restorana gitmediklerini söyleyen Handan, “Fotoğraflarıma bakarsanız hep ben ve iki oğlum var. Eşimle el ele dışarı çıktığımız bir hayatımız hiç olmadı, yok. Eşime sorsanız çocukların yaşını bilmez. Kaç numara ayakkabı giydiklerini bilmez,” diye anlatıyor.

Handan, evlilik ile ilgili duygularını ise şöyle aktarıyor: “Şimdiki aklım olsa evlenmezdim. İnsan evlenirken hayaller kuruyor ama evliliğin içine girince ‘Evlilik bu muydu?’ diye soruyorsun kendine.”

Handan işçiliğe çocuk yaşta başladığını anlatarak şunları söylüyor: “Tekstilde yedi yıl çalıştım. Sonra hastaneye girdim. Liseyi dışarıdan okudum. Evlenmeden önce modelistlik kursuna gittim. Aslında çok atılgan bir insandım ama evlendikten sonra bütün hayallerim bitti.”

Kendi ihtiyaçlarını ise hatırlamıyor bile: “En son kendime ne zaman kıyafet aldım hatırlamıyorum. Siz sorunca kendimi hatırladım.”

‘Yemeğimi oğluma götürüyorum’

Bir dönem yemekhaneden aldığı yemeği oğluna götürdüğünü anlatan Handan şunları söylüyor: “Öğle arasında yemeğimi alıp oğluma götürüyorum, yediriyorum. Ben ya bütün gün aç kalıyorum ya da bazen evden ekmek arası yapıyorum, bütün gün onunla idare ediyorum. Çoğu zaman gün boyu aç kalıyorum ama alıştım artık.”

Handan, “Kreş ücreti ve faturalardan sonra elimde kalan 10 bin lirayla geçinmeye çalışıyorum. Aldığım para ya okula ya kreşe ya da çocukların ihtiyaçlarına gidiyor,” diyor.

Kadın cinayetlerinin yarattığı korkuyu da anlatan Handan şunları söylüyor: “İnsan korkuyor. Sokağa çıkmaya bile korkuyorum. Bazen sokakta yürürken bile ‘Birisi gelip bize zarar verir mi?’ diye düşünüyorum. Şu an yaşadığımız ortam böyle. Türkiye’de adalet yok. Devlet kadınları korumak istese koruyamaz mı, elinde o güç yok mu? Korkmamızı istiyorlar, sokağa çıkmayalım istiyorlar.”

İş yerinde mücadele etmeye devam ettiğini söyleyen Handan, 8 Mart için kadınlara şu çağrıyı yapıyor: “Güçlü olsunlar. Pes etmesinler. Bugün değilse yarın mutlaka kazanacağız.”

‘Kılı kırk yararak yaşıyoruz!’

Asuman’ın çalışma hayatı da çocuk yaşta başladı. 12-13 yaşlarındayken yaz aylarında ablasının yanında tekstil atölyesine giderek çalışmaya başladı. Bir süre sonra çalışma hayatı kalıcı hale geldi.

Asuman, “19 yaşında tekstil atölyesinde devamlı çalışmaya başladım. Bir iki sene tekstilde çalıştım. Sonra Beko’ya girdim. Orada da iki üç yıl çalıştım. Evlenince işten ayrıldım. Birkaç yıl çalışmadım,” diyor. Daha sonra yeniden çalışmaya başlayan Asuman, bir süre çocuk bakıcılığı yaptıktan sonra belediyede temizlik personeli olarak işe girdiğini anlatıyor; 2019’dan beri burada çalışıyor.

42 yaşındaki Asuman iki çocuk annesi. Eşi çalışmak için Muğla’da, kendisi ise İstanbul’da çocuklarıyla birlikte yaşadığını dile getirerek, “Ben 24 yaşında evlendim. İki oğlum var. Evimiz şu an kayınpederimin evi, onlarla birlikte oturuyoruz. Eşim Muğla’da çalışıyor, ben İstanbul’da çocuklarla birlikteyim. Kılı kırk yararak yaşıyoruz. Borçla harçla yaşıyor, kredi kartlarıyla ay sonunu getirmeye çalışıyoruz.”

‘Kendime ait bir hayatım yok’

Asuman çalışma saatlerinin düzensiz ve uzun olduğunu anlatıyor; sabah sekizde işbaşı yaptığını, akşam sekiz dokuzda evde olduğunu dile getiriyor. İşten sonra evde de sorumluluklarının bitmediğini anlatan Asuman şöyle konuşuyor:

“Eve gidiyorum, çocuklarla uğraşıyorum. İzinli olduğum günlerde onların yemeği, temizlik, çamaşırı… Dışarı çıkma pek olmuyor. Kendime ait bir hayatım yok.”

Eskiden çocuklarıyla sinemaya gittiğini anlatan Asuman, artık buna bile imkan bulamadığının altını çiziyor: “Siz söyleyince aklıma geldi, ben uzun zamandır sinemaya gitmemişim. Eskiden iki ayda bir de olsa çocuklarla giderdik. Artık hiç gitmiyoruz. Her şey çok pahalı.”

Artan hayat pahalılığının kadınların günlük hayatını doğrudan etkilediğini söyleyen Asuman, “Önce faturalar, yiyecek, çocukların ihtiyaçları… Başka bir şeye para kalmıyor. Bir kafede arkadaşlarla oturmak, sinemaya ya da tiyatroya gitmek… Bunlar bile artık yapılmıyor,” diyor.

Kendi ihtiyaçlarından vazgeçtiğini anlatıyor Asuman: “Mesela saçımı ne zamandır boyatmıyorum. Hep ‘boyatayım’ diyorum ama vazgeçiyorum. O parayı başka bir şeye veririm diye düşünüyorum. Kendine bir şey alırken iki kere düşünüyorsun artık. Saçını boyatmak şimdi ihtiyaç mı lüks mü diye bakıyoruz.”

Asuman evliliğinde mutlu olduğunu ancak genel olarak hayat karşısında umutsuzluk hissettiğini söylüyor: “Evliliğim iyi ama genel olarak çok mutsuzum. Çok umutsuzum. Gelecekten kaygılıyım. Hayatım boyunca hep çalıştım, buna rağmen çok kaygılıyım. Ben bu yaşıma geldim ama iki çocuğum var. Onlar için endişeleniyorum.”


‘Kendimi sokakta güvende hissetmiyorum’

Asuman, “Ben artık televizyon izlemiyorum, haber bakmıyorum. Çünkü psikolojim bozuluyor. Gece kafamı yastığa koyduğumda öldürülen çocukları düşünüyorum. Kadın cinayetlerini görünce çok öfkeleniyorum. Birini öldürüyorlar, sonra kravat taktı diye iyi hal indirimi alıyor. Adalet sistemi çökmüş gibi geliyor,” diyor.

Toplumda kadınlara bakışın da değişmesi gerektiğini söyleyen Asuman, “Kadınlara bakış açıları yok. Bizi birey olarak görmüyorlar. Sadece ‘Çocuk doğur, evde otur’ gibi görüyorlar.”

Uzun çalışma saatleri nedeniyle çoğu zaman eve geç saatlerde döndüğünü belirten Asuman, özellikle kış aylarında sokakta kendini güvende hissetmediğini dile getiriyor:

“Akşam sekiz, dokuz gibi işten çıkıyorum. Kışın sokaklar erken boşalıyor. Eve giderken korkuyorum. Telefonu elime alıp biriyle konuşuyormuş gibi yapıyorum. Biri takip ediyormuş hissine kapılıyorum. Bazen arkamdan biri gelince durup onun önden geçmesini bekliyorum. Çok korktuğum oluyor ama yapacak bir şey yok. Mecburen gidip geliyoruz. Artık Allah’a emanet yaşıyoruz gibi hissediyorum.”

Kadınların gece dışarıda olmasının sorgulanmasına da tepki gösteren Asuman, “Bu kadının bu saatte ne işi var?’ diyorlar. Peki erkeğin ne işi var? Kadın çalışmak zorunda olabilir, gezmek isteyebilir. İstediğini yapabilir. ‘Kadın tahrik etti’ diyorlar. Böyle bir şey yok. Biz istediğimiz gibi giyinebiliriz. Erkekler kendini kontrol etmeyi öğrenmeli,” diyor.

Sorunun çocukluktaki yetiştirme biçiminden başladığını düşünüyor: “Erkek çocuklarına farklı davranılıyor. Ayrımcılık küçük yaşta başlıyor. Kadınların bedeni üzerinden sürekli bir şeyler söyleniyor. Bunları gördükçe çok sinirleniyorum. Çünkü kadınlar sürekli hedef haline getiriliyor.”

‘Haklarımız için mücadele edelim’

Sendikal mücadele yürüttüğünü anlatan Asuman, kadın olduğu için bu süreçte sık sık engellerle karşılaştığını ancak asla vazgeçmediğini söylüyor. Hem kendi hakları hem de diğer işçilerin hakları için mücadele ettiğini dile getiren Asuman şöyle konuşuyor:

“Kadın olduğumuz için sürekli arkada durmamız isteniyor. Ama ben arkada durmayacağım. Ben de çalışıyorum, erkeklerle aynı işi yapıyorum. Neden sendika yöneticisi olmayayım? Buna engel olmaya çalışıyorlar ama ben haklarım için mücadele edeceğim, hakkımı yedirmem. 8 Mart’ta kadınlara çağrım şu: Asla arkada durmayın, haklarınız için mücadele edin.”

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden