8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne giderken Esenyalı’da kurulan iftar sofrası, yalnızca ekmeğin değil, sözün ve mücadelenin de paylaşıldığı bir buluşmaya dönüştü. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği ve BİRTEK-SEN’in ortak düzenlediği etkinlikte çok sayıda işçi kadın bir araya geldi. Gecede hem tekstil işçisi kadınların örgütlenme deneyimlerini içeren BİRTEK-SEN raporu hem de derneğin 2025 yılına ilişkin şiddet raporu paylaşıldı. Anlatılanlar, işçi kadınların ağır çalışma ve yaşam koşullarını bir kez daha gözler önüne serdi.
‘Sendikayı bugün olduğu yere kadınlar taşıdı’
Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) adına konuşan Özlem Temena, sendikanın Antep’te tekstil işçileri tarafından kurulan bağımsız bir sendika olduğunu hatırlattı. Urfa, Maraş, Malatya ve Adana’da örgütlendiklerini belirten Temena, özellikle tekstil işçisi kadınlar arasında yürüttükleri çalışmanın altını çizdi. “Sendikayı bugün olduğu yere taşıyan, güçlendiren en büyük çoğunluğumuz kadınlardan oluşuyor” diyen Temena, 150 kadın işçiyle yaptıkları görüşmelerin sonuçlarını paylaştı. Kadınlara dertlerini, örgütlenme önceliklerini ve hayatlarını sorduklarını aktaran Temena, anketlerin bazen iki gün sürdüğünü söyledi: “Kadınlar hem 10-12 saat çalışıyor hem çocuklarına bakıyor. Bir günde anketi bitiremiyorlar.”
Görüşülen 150 kadından beşinin hâlâ konteyner kentte yaşadığını belirten Temena, bir işçi kadının hikayesini şöyle aktardı: “Boşanmış, sürekli fazla mesaiye kalıyor. ‘İyi bir anne değilsin’ denilerek suçlanan kadın, ‘Günde 10 saat çalışıyorum, eşim ve çocuklarım beni terk etti, konteynerde tek başıma yaşıyorum. Nasıl iyi bir anne olayım?’ diye soruyor."
Devlet teşviki patrona, 20 saat mesaide kadınlara
Temena’nın aktardığına göre kadınlar bin kişilik büyük fabrikalarda çalışıyor. Bu fabrikaların bir kısmı devlet teşvikleriyle kuruldu; patronlar yıllarca elektrik, su, doğal gaz faturası ödemedi, sigorta primleri devlet tarafından karşılandı. Bütün kazanç sermayeye giderken kadınlar ağır koşullarda çalışmaya devam etti.
Kadın işçilerin üretim yaptığı markalar arasında uluslararası şirketler de var. Reklamlarında “güçlü kadın” imgesi yaratan bu markaların üretim sahasında ise başka bir tablo var. Rapora göre günde 20 saate varan çalıştırma, iş yerinde uyumaya zorlama ve sistematik baskı yaygın. Görüşülen kadınların yüzde 50’si iş yerinde tacize uğradığını ifade etti. Güneydoğu Anadolu’da aile, polis ve yargı mekanizmalarına başvurmanın zorluğu nedeniyle kadınların yarısı sessiz kalıyor.
BİRTEK-SEN’in üç yıl önce bir öz direnişle kurulduğunu hatırlatan Temena, Özak işçisi kadınların içerideki sendikaya ve çalışma koşullarına karşı başlattığı direnişin belirleyici olduğunu vurguladı. Kadınların hayatlarının mücadeleyle nasıl değiştiğini örneklerle anlattı:
“19 saat çalıştırılan, ikinci sınıf görülen bir kadın, bugün Urfa il temsilcisi olarak yüzlerce işçiyi örgütlüyor. Ailesi tarafından baskı gören, eyleme gitmesi engellenen bir başka genç kadın ise bugün üniversite öğrencisi ve Erasmus hakkı kazanmış durumda. Bir direniş, bir eylem kadının hayatını değiştirebilir. En imkansız dediğimiz yerden başlıyor.”
Kadınların iş yerinde yalnız bırakılmadığını, tuvalete dahi tek başına gönderilmediklerini belirten Temena, “Kadınlar mücadele ederek haklarını kazandılar. Kadınların elinin değdiği her şey değişiyor” diye konuştu.
2025 yılında 8 bin 349 kadın şiddetten kaçıp derneğe başvurdu
Dernek başkanı Adile Doğan ise 8 Mart’a giderken kadınların kendi tarihlerini kendi elleriyle var ettiklerini hatırlattı. 2025 yılı raporunu kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Doğan, yalnızca bu yıl 8 bin 349 kadının şiddetten kurtulmak, yaşadıklarını anlatmak ve destek almak için derneğe başvurduğunu söyledi.
Kadınların adliyeye gittiklerinde dahi çözüm bulamadığını, uzaklaştırma kararlarına rağmen cezasızlığın sürdüğünü ifade eden Doğan, yoksulluğun da temel başvuru nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. “6 bin kadın ‘evimde ekmek yok’ diyerek geldi” dedi. Asgari ücretle çalışanların yoksul sayılmadığını söyleyenlere dikkat çeken Doğan, 12-16 saat çalışmasına rağmen çocuğunun beslenme çantasına kuru ekmekten başka bir şey koyamayan kadınların olduğunu anlattı.
Okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek talebiyle iki buçuk yıldır mücadele ettiklerini ve Milli Eğitim Bakanlığına dava açtıklarını belirten Doğan, Danıştay’ın “Bu iş dengeyi bozar, Milli Eğitim Bakanlığında bu para yok” gerekçesiyle davayı reddettiğini söyledi.
'Molada oturacak yerimiz bile yoktu'
Söz alan işçi kadınlar ise yaşadıklarını doğrudan anlattılar. Bir işçi, “Oturacak yerimiz bile yoktu, karton üstünde oturuyorduk. Yemeklerimizden böcek çıkıyordu. İşçiler işimizden oluruz korkusuyla ‘ses çıkarmayalım, biz memnunuz’ diyorlar” dedi.
Bir diğer işçi kadın, iş yerinde güvensizlik iklimine dikkat çekti. “Hiçbirimiz birbirimize güvenmiyoruz. Fabrikada durumlardan şikayet eden işten atıldı” diyerek bozuk, böcekli yemekleri belgeleyen bir işçinin görüntüyü yönetime ileten aşçıbaşı nedeniyle kaydı sildirmek zorunda kaldığını anlattı. “Malzeme bozuksa sadece seni sorguya çekiyorlar” sözleriyle baskıyı özetledi. Temena ise bu koşulların teşhir edilmesi gerektiğini vurguladı.
'Onurumuz için direndik, birbirimize güvendik'
Doğan, TKIS Perde Fabrikasında örgütlenme çalışması yürüten işçilerin işten atıldığını, yedi sekiz ay süren grev ve çadır direnişi sırasında kadınların ciddi sağlık sorunları yaşadığını anlattı. Ancak mücadeleyle yemeklerin ve dinlenme alanlarının kısmen düzeldiğini, tazminat hakkı için dava süreçlerinin başlatıldığını aktardı.
Bir diğer işçi ise, “Onurumuz için direndik. Birbirimize güvendik. Üretimde dibimizdeki kişiye güveniyoruz” dedi. Sekiz yıl alüminyum fabrikasında çalışan bir başka işçi ise iş kazası geçirdiğini, ilacının dahi alınmadığını belirterek “Önemli olan birleşmemiz” diye konuştu.
Kadınlar, patronların bilinçli olarak işçiler arasında güvensizlik yarattığını, “Kadın kadının kurdudur, işçi işçinin düşmanıdır” sözlerinin dayatıldığını söyledi. Ancak kadınlardan yükselen bir itiraz vardı: “Öyle değil. Kadın kadının yurdudur.”
Kadın işçilerden erzak dayatmasına tepki
Ramazan ayında çalışma saatlerinde düzenleme yapılmadığını, işçilerin işe aç gidip aç döndüğünü, serviste iftar açtıklarını anlatan kadınlar; erzak kolilerinde dahi tek tip dayatmaya maruz kaldıklarını dile getirdiler: “Makarna, bakliyat, bulgur… ‘Ben sana ne dersem onu yiyeceksin’ diyorlar.”
İftar sofrasında paylaşılan hikayeler, Türkiye’de işçi kadınların mirasını da hatırlattı. Kadınlar 12 yıl önce var olmayan derneğin bugün yaraları sardığını, umut verdiğini söyledi. Aynı vardiyada dokuz on saat yan yana çalışan kadınların birbirine daha çok güvenmeleri gerektiğinin de mücadelenin parçası olduğu vurgulandı.
İftar buluşmasından 8 Mart’a çağrı
İftar buluşmasında kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde alanlarda olacaklarını vurguladı. 8 Mart günü Kadıköy’de işçi kadınların talepleriyle birlikte meydanlarda olma çağrısı yapıldı.
Ayrıca Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nin 28 Mart’ta gerçekleştireceği 8 Mart etkinliğine de tüm kadınlar davet edildi. “Yan yana gelmekten, sözümüzü kurmaktan ve mücadeleyi büyütmekten başka çaremiz yok” diyen kadınlar, dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği: Filistin halkının yanındayız
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği yaptığı basın açıklamasıyla ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını protesto etti.
EMEP Milletvekili Karaca ve Malatyalı kadınlar seslendi: Savaşa hayır, Kürecik Üssü kapatılsın
Emek Partisi Milletvekili ve yayın kurulu üyemiz Sevda Karaca, 8 Mart için buluştuğu Malatyalı kadınlarla birlikte bu sabah ABD ve İsrail'in İran'a gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin açıklama yaptı.
BİRTEK-SEN raporunun gösterdikleri: Şiddet üretimin can simidi
BİRTEK-SEN’in, Güneydoğu Anadolu Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı Raporu, kadın işçilerin yaşadığı şiddet ve sömürü döngüsünü çarpıcı bir şekilde ortaya seriyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























