Çocukların kahvaltı menüsü tek kaleme düşüyor: ‘Patates kızartması, belki zeytin’
Okullarda yeni dönem başlarken ailelerin en büyük kaygısı beslenme çantaları oldu. Görüştüğümüz kadınlar, 15 tatilde çocukların karbonhidrat ağırlıklı ve patates kızartmasıyla beslendiğini anlattı.

Okullarda ara tatil neredeyse bitti. Yeni dönem başlarken ailelerin bitmeyen kaygısı beslenme çantaları oluyor. Çocukların beslenmesi bir yandan okula giderken yanında götürdüğü gıdalarla sınırlı değil. Görüştüğümüz kadınlar, ailelerde öğünlerin genel olarak ikiye düştüğünü ve 15 tatil boyunca çocuklara karbonhidrat ağırlıklı, hatta bazen sadece patates kızartması ile sınırlı olan kahvaltılar yedirebildiklerini anlatıyor. İstanbul Küçükçekmece’den Fadime ve Melek, Kocaeli’den Suzan ile konuşuyoruz.

İstanbul Küçükçekmece’de yaşayan ve iki çocuk annesi olan Melek Boztepe, “Evde tek kişi çalışıyor. Çocuklarımı düzenli besleyemiyorum. 15 tatilde sabahları kahvaltı hazırlarken bile zorlandım. Bir gün yumurta verdiğimde yanına süt koyamıyordum. Peyniri versem zeytin koyamıyorum, zeytin koysam ekstra yanında bir şey yapamıyorum” diyor.

Geçmiş dönemlerde Evrensel’e çocuklarının günlük menülerini gönderen işçi ve emekçi aileleri, çocukların beslenme tablosunu ortaya seriyordu. Kocaeli’de kuaförlük yapan Suzan, çocuklara bazen sadece patates kızartması hazırlayabildiğini söylüyor: “Kahvaltılarımız okul dönemi ile aynıydı. Daha özel, farklı bir şey yapamadım. Yumurta veya peynir yedirmeye özen gösterdim. Arada sadece patates kızartması yaptım. Peynir köyden geliyor zaten. Şu an dışarıda peynir almak imkansız.”

Fadime ise çocukların gelişimi için ihtiyaç duyulan temel besinleri alamadığını ifade ediyor: “Benim iki küçük çocuğum var. Geçinemediğimiz için bir buçuk yıldır çalışıyorum. Genel olarak zeytin alıyorsam peynir alamıyorum. Peynir alıyorsam yumurta ya da başka çeşit kahvaltı ürünü alamıyorum. Çocuklarımın her istediğini alamıyorum. Biz iki kişi çalışıyoruz. Eşim ve ben çalıştığımız halde iki tane çocuğun sabah kahvaltısını, temel beslenme ihtiyaçlarını karşılayamıyoruz. Mevsiminde yetişen meyvelerin her çeşidinin tadına bakamıyor bizim çocuklarımız.”

Aralıkta tek bir çocuğun bir öğün kahvaltısı asgari ücretin yüzde 6’sıydı

Dünyadaki sağlık örgütleri ve diyetisyen uzmanlar; çocuklar için gerekli kahvaltı menüsünün en az 1 adet yumurta, 40 gram beyaz peynir, 2 dilim tam buğday ekmeği, 6 adet zeytin, 2 adet ceviz içi, 80 gram söğüş sebze çeşitleri ve 1 bardak sütten oluşması gerektiğini vurguluyor. Haziran 2025’ten aralık 2025’e kadar TÜİK’in açıkladığı tüketici fiyat endeksini de göz önünde bulundurursak, bu tabağın maliyetinin hazirandan aralık ayına kadar yaklaşık 9.50 lira arttığını görüyoruz. Haziran ayında bu tabağın maliyeti 54 lira iken aralık 2025’te 63.50 lira olduğunu hesaplamamız mümkün.

Geçtiğimiz sene 22 bin 104.67 lira olan asgari ücretle hesapladığımızda ve bir evde tek bir asgari ücretli olduğunu düşündüğümüzde; tek bir çocuğun sağlıklı beslenmesinin aylık maliyeti haziran ayında 1620 lira iken aralık ayında 1902 liraya çıkıyor. Yani aralık 2025’te sadece tek çocuğun bir öğün kahvaltısı, geçmiş asgari ücretin yüzde 8.61’ine denk geliyordu.

Ancak bugün birçok işçi ve emekçi ailesinin, yani Türkiye’nin çoğunluğunun böyle bir menüyü karşılayamadığını biliyoruz. O yüzden konuştuğumuz kadınların genelde hazırladığı kahvaltı menüsü üzerinden bir hesaplama daha yapalım.

Bir adet sade poğaça, 40 gram peynir, 6 adet zeytin ve bir bardak meyve suyundan oluşan bir menüyü hesapladığımızda; bu menü haziran 2025’te 38 liraya mal olurken, aralık 2025’te 44.45 liraya mal olmuştur. Yine aralık ayında tek bir çocuğun tek bir öğününün, geçmiş asgari ücretin yüzde 6.03’üne denk geldiğini hesaplamamız mümkün.

Yeni dönem zamlanmış asgari ücretin de kadınlar açısından farklı bir tablo getirmeyeceği görülüyor. 28 bin 75 lira olarak belirlenen 2026 asgari ücretinin hemen akabinde Türk-İş, ocak 2026 dönemine ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasını açıklamıştı. Verilere göre dört kişilik bir ailenin gıda harcamasındaki artış, bir önceki aya kıyasla yüzde 3.58 olmuştu. Sebze fiyatlarındaki artış genel ortalamayı yukarı çekti. Sebzede özellikle patates ile yeşil yapraklı ürünlerdeki zamlar öne çıktı. Yani kadınlar çocukları için patates kızartması yaparken bile artık iki kere düşünecek. Açlık ve yoksulluk sınırı ile elde edilen gelir arasındaki farkın büyümesinin; hızlı bir biçimde işçi ve emekçi ailelerinin sofralarına, yani en temel insani ihtiyaç olan yiyeceğe yansıdığı da açıkça ortada.

Beslenme kutularındaki 4 bölmeden sadece 1 veya 2 bölmesi doluyor

Küçükçekmece’den Fadime, “Genel olarak et çok pahalı olduğu için tavuk eti alabiliyoruz. Balığı da çok nadir yedirebiliyoruz. Her geçen yıl daha da yoksullaşıyoruz. En çok çocuklarımızın yemesinden kısıyoruz. Beslenme kutuları genelde 3 ya da 4 bölmeden oluşuyor. Bu yıl daha yeni başlayacak ama bizim çocuklarımızın beslenme kutularının 1 veya 2 bölmesi boş bir şekilde okula gidecek” diyor.

Kocaeli’den Suzan, yeni yılda gelen zamların doğrudan gıda ihtiyaçlarına yansıdığını vurguluyor: “Eşim de ben de serbest meslekte çalışıyoruz. Daha yıl yeni başlamışken peş peşe zamlarla boğuşuyoruz. Her şeyin fiyatı arttı. İki çocuk her gün bir yumurta yese ayda iki koli yumurta eder. Bunu karşılamamız çok zor.”

Yıllar içinde sofralardan buharlaşan ürünler

Kadınlar yıldan yıla, kendi çocukluklarından itibaren Türkiye’de işçi ve emekçi ailelerin küçülen, buharlaşan sofralarını somutluyor.

Küçükçekmece’den Melek, “Babam tek başına çalışıp bizi geçindirebiliyordu. Sabahları yumurtamızı, peynirimizi, tereyağımızı yerdik. Sütümüzü alabiliyorduk. Düzenli besleniyorduk. Okullarda arada bir bize süt ve fındık dağıtıyorlardı. Ben şimdi yetişemiyorum. Beslenmelerine eksik koyuyorum. Okulda, kantinde canı bir şey istediğinde harçlık bile veremiyorum” diyor.

Fadime ise, “15-20 yıl önce çocukluk yıllarımda babam, her türlü ihtiyacımızı tek başına çalışmasına rağmen karşılayabiliyordu. Yedi kardeştik ama balından peynirine, yumurtasından sebzesine kadar her şeyi yiyebiliyorduk” diyor.

15 tatilde karın derdi ağır bastı, kültürel etkinlik lükse dönüştü

Konuştuğumuz kadınlar “tüm sorun karın derdi” diyerek; bir yandan çocukların kültürel ve sosyolojik gelişiminin çok nadir gündeme geldiğini söylüyor. Kocaeli’den Suzan, 15 tatilde sadece bir kez kızını tiyatroya götürebildiğini söylerken; İstanbul’da yaşayan Melek, “Tatilde çocuklarımı dışarıda yemek yediremedim. Evde yemek yapıp sırt çantasına doldurarak, bütün gün ağırlık taşıyarak çocuklarımı sosyalleştirmeye çalıştım. Sularımızı bile evde doldurup götürdüm. Gezdirdiğimde bir şeyler isterler diye korkuyorum” diyor.

Sinemalar, tiyatrolar ve çocuklar için sosyokültürel faaliyetler geri planda kalarak bir lükse dönüşmüşken; kadınlar çocuklar için en büyük kaygının açlık olduğunu ifade ediyor.

Özel okul öğretmeni: Devlet ve özel okullar arasındaki uçurum
MEB’in 2026 bütçesinde çocukların bir öğün sağlıklı yemek hakkına pay ayrılmazken; farklı kesimlerden işçi ve emekçi kadınlar bize ulaştırdıkları günlük beslenme listeleriyle çocuklarına haftada bir kez et yedirebildiklerini gösteriyor. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Üyesi Nejla Akyıldız, 2023’ün kasım ayında MEB’e açtığı bir öğün ücretsiz yemek davasında MEB’in kendisini savunurken; zengin aileler üzerinden savunmasını kurup “Zenginler istemez, çocuklarının zehirlendiğini düşünür” minvalinde bir savunma yaptığını belirtmişti.
İstanbul Esenyurt’ta özel okulda çalışan bir kadınla yaptığımız görüşmeler; özel ve devlet okullarında okuyan yoksul ve orta-üst gelirli ailelerin çocuklarının beslenmesindeki farkı da ortaya seriyor: “Üç yıl evvel Esenyurt’ta bir öğün ücretsiz yemek kampanyasına ilişkin belirlediğimiz bir pilot bölge ve birkaç okul vardı. Gözlemlediğimiz şuydu; beslenmek değil artık bunun adı, sadece ertesi güne ölmemiş olmak. Et yok, süt yok, balık yok, meyve yok... Makarna, hamur, çorba; eti anca gramla bir sulu yemeğin içinde yiyebiliyorlar. Özellikle devlet okullarında okuyan çocukların beslenememeleri, erken yaşta çocukların çokça sağlık sorunuyla baş etmek zorunda kalmalarına neden oluyor. Ki özel okullarla arasında uçurum var.”
‘Para ödense de yine çocuklar sağlıksız besleniyor’
“Gelelim özel okullara; özel okulların çoğu yemek parası olarak velilerden ayrıca para talep ediyor. Bu ücretler de oldukça yüksek ve bazı veliler gerçekten kredi çekerek, büyük borçlar altına girerek çocuklarının bir nebze de olsa ‘iyi’ eğitim alabilmesi için çocuklarını özel okullara göndermek zorunda hissediyor. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve ikindi öğünü olarak üç ayrı öğünde yemek yiyor çocuklar ama bu yemeklerin de besleyiciliği tartışılır. Sabah kahvaltıda verilen peynir en ucuz peynirlerden, zeytin deseniz aynı şekilde. Tahin, pekmez, reçel; hepsi zaten fabrikasyon ve envai çeşit katkı maddesi var. Haftada 2 kez çıkan biri omlet, biri haşlanmış yumurtanın da organik olmadığını düşünürsek; zaten geriye kalan da sallama çaylarla yapılan bitki çayları ve ekmek. Bakıldığında belki ‘En azından ucuz da olsa bir peynir, zeytin geçiyor çocukların boğazından’ denilebilir ancak çocukların sabahtan akşama kadar okulda olduğu ve çıkan yemeklerdeki yağdan tutun da ete kadar sağlıklı olmadığı düşünülünce, o yemeği de yemiş olmasının bir yerde faydası dokunmuyor. Yani orta gelirli aileler de yüksek meblağlar ödemesine rağmen çocuklarını besleyemiyor. O yüzden ‘Çocuklar zehirlenir’ argümanı tamamen içi boş bir savunma hali.”
Bir öğün ücretsiz yemek talebinde ısrar

Kadınlar Türkiye’de 4 yılı aşkın bir süredir çocuklar için bir öğün ücretsiz yemek için mücadele ediyor. Çocukların sadece yüzde 30’u günlük sebze tüketebilirken sadece yüzde 10’u her gün et, tavuk, balık gibi farklı protein türlerine ulaşabiliyor.

Melek, bir öğün ücretsiz yemek talebine dair, “Türkiye’de de bir öğün ücretsiz yemek için bütçe ayırabilirler çocuklara. Bir öğün ücretsiz yemek talep ediyorum. Neden çocuklarımız fiziksel ve zihinsel sorunlar yaşasın? Biz çocuklarımızı sağlıklı büyüyebildikleri okullara göndermek istiyoruz” diyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden