Bir öğün ücretsiz yemek: Milyonlarca işçi-emekçi çocuğunun davası
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği üyesi tarafından ücretsiz yemek uygulamasını kaldırmasına karşı MEB’e açılan dava 3 Aralık’ta görülecek.

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği üyesi tarafından Milli Eğitim Bakanlığının ücretsiz yemek uygulamasını kaldırmasına karşı açılan dava, 3 Aralık 2025 Çarşamba günü saat 09.30’da Danıştay 8. Dairesinde görülecek. Bakanlığın tasarruf tedbirleri ve kaynak yetersizliği gerekçeleriyle savunduğu karara destek veren nitelikte bir görüş bildiren savcılık, okul öncesi eğitimin zorunlu olmadığı iddiasıyla davanın reddini istedi. Ancak kadınlar davada ısrarcı.

TÜİK’in yayımladığı “Türkiye’de çocuklar 2024” raporuna göre, günde en az bir kez taze meyve ve sebze tüketimi yapamayan çocukların oranı yüzde 10, günde en az bir kez et/tavuk/balık içeren yemek tüketemeyen çocukların oranı ise

yüzde 23.1. Bu tabloya karşı üç yılı aşkın bir süredir kadınlar, okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek için çeşitli yöntemlerle mücadele ediyor. Bu yöntemlerden biri de hukuki yolları kullanmaktı.

Hatırlayalım, Ekmek ve Gül’ün çağrısıyla başlatılan, “Okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı” kampanyası ile geçtiğimiz yıllarda çeşitli illerden derneklerin, meslek örgütlerinin, sendikaların ve kadınların katılımıyla imza kampanyaları, basın açıklamaları yapıldı. 2022-2023 eğitim-öğretim yılının ikinci yarısında ise MEB, yalnızca okul öncesi eğitime devam eden çocukları kapsayacak şekilde okullarda bir öğün ücretsiz yemek uygulamasını başlattı. Bir dönem süren uygulamanın ardından Milli Eğitim Bakanlığı hiçbir açıklama yapmadan uygulamayı yalnızca deprem bölgesi ile sınırlandırdı.

Kampanya kapsamında toplanan imzalar, 2024 merkezi yönetim bütçe görüşmelerinde EMEP Milletvekili Sevda Karaca tarafından Milli Eğitim Bakanına teslim edildi. Ancak MEB, bunlara rağmen kendi bütçesinde ve daha sonra açıkladığı strateji planında okullarda ücretsiz yemeğe yer vermedi. MEB’in bu hakkı sağlaması için hukuki süreçler de başlatıldı. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Üyesi Nejla Akyıldız 2023’ün kasım ayında MEB’e dava açtı. Çocukların açlığını önlemek üzere hızla verilmesi gereken yürütmeyi durdurma kararı Danıştay 8. Dairesi tarafından aylarca sürüncemede bırakıldı, sekiz ay sonra ise yürütmeyi durdurma talebi reddedildi.

Danıştay yürütmeyi durdurma talebinin reddinde kaynakların kısıtlı olduğu gerekçesini öne sürdü. Davanın açılmasından iki yıl sonra da duruşma tarihi 3 Aralık olarak bildirildi.

Duruşma tarihinin bildirildiği gün elimize ulaşan savcılık görüşünde; okul öncesi eğitimin “isteğe bağlı” olduğu, bu eğitimin amaçları arasında çocuklara ücretsiz beslenme sağlanmasının bulunmadığı, ayrıca mali kaynakların yeterliliği de gözetilerek bir denge kurulması gerektiği ifade edilerek davanın reddi isteniyordu. Savcılık aynı zamanda MEB’in daha önce açtığımız davadaki “Orta ve üst sosyoekonomik düzeye sahip ailelerin okul yemeği istemediği”, “Kaynak olmadığı”, “Okul öncesi eğitimin zorunlu olmadığı” gibi gerekçeleri ise yeniden hatırlatılıyordu.

MEB’in savunmalarına karşı tek tek yanıtlar üretelim. Öncelikle okul yemeğinin çocukların gelişimi ve eğitimi için neden hayati olduğunu hatırlamak gerekir.

Bir öğün yemek çocuk sağlığı için temel haktır

Ankara Tabip Odasının (ATO), OECD’nin “hayat nasıl?​” 2024 raporunu temel alan 

açıklamasına göre, Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 20’si haftada en az bir gün yemek yiyemiyor. Konuştuğumuz TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubundan Dr. Gülgün Kıran’a bu verileri ve okul yemeğinin gerekliliğinin soruyoruz. “Okul çağı bedensel ve zihinsel gelişimin en hızlı olduğu çağdır. Bu çağda beslenme; genetik faktörler ve beslenme koşulları, hastalıklar, sosyal ortam gibi çevresel faktörler ile şekillenir ve çocuğun büyüme-gelişmesini, vücut yapısı ile vücut bileşimlerini etkiler” diyen Kıran, “Okul çağı çocuklarının yeterli ve dengeli beslenmesi, büyüme ve gelişmenin ideal olarak sağlanmasını, immün fonksiyonların gelişmesini, okul başarısının artmasını sağlar. Ayrıca okul çağının doğru yaşam alışkanlıklarının kazanıldığı dönem olması nedeniyle çocukların sağlıklı yaşam alışkanlığı edinmesi de önemlidir. Okul çağı çocuklarında büyüme, gelişme ve öğrenmeyi olumlu yönde etkilemesinin yanı sıra, doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması özellikle ergenlik döneminde sağlıksız besin seçimleri yapılmasını da engellemek açısından önemlidir” dedi.

‘Sağlıklı beslenmeyen çocukların okul başarısı düşer’

Kıran’a okul yemeğinin verilmemesinin çocuklar için nasıl bir risk taşıdığını sorduğumuzda ise şu yanıtı aldık: “Çocukların fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimleri hızlıdır, yaşam boyu devam edebilecek davranışları büyük ölçüde bu dönemde oluşur. Bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları dönemdir. Yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Hızlı büyüme ve gelişimin sağlanabilmesi için çocukların enerji ve besin gereksinimlerinin yeterli ve dengeli bir şekilde sağlanması gerekir. Yetersiz ve dengesiz beslenen çocuğun; büyüme ve gelişmesi etkilenir, sık hastalanır, hastalığı ağır seyreder. Okula devamsızlık nedeniyle okul başarısı düşer. Algılama, dikkat ve bilişsel yetenekler etkilenir.”

‘İtibardan tasarruf olur, çocuklardan olmaz’

Kıran devletin sorumluluğuna hatırlatma yaparak, “Çocuk sağlığındaki hiçbir şey ertelenebilir değildir. Gıda enflasyonu önceki yıllık yüzde 100 üzerinde artış gösterdiği ülkemizde, özellikle dar ve orta gelirli hanelerdeki çocuklar için yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya erişimin zorlaştığının bir dönemde ‘İtibardan tasarruf olur, çocukların sağlığından ve yemek hakkından tasarruf olmaz’ diyoruz. Ve biliyoruz ki bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek bir lütuf, bir yardım değil, en temel haktır” dedi.

Okul öncesi eğitim lüks değil, temel haktır

MEB’in üzerinde durduğu savunmalardan bir diğeri ise okul öncesi eğitimin zaruri olmamasına ilişkin. Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme Derneği’nden Sosyal Hizmet Uzmanı Zeynep Mutlu, okul öncesi eğitimin bir ayrıcalık değil, her çocuğun hak ettiği güçlü bir başlangıç ve temel hak olduğunu vurguladı. 

“Okul öncesi eğitim dönemi çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminin en hızlı gerçekleştiği aşamadır. Beyin gelişiminin yaklaşık yüzde 80’i 0-6 yaş arasında tamamlanıyor. Yani çocuklara bu dönemde sağlayacağımız her destek, onların tüm eğitim yaşamını ve yetişkinlik sürecini doğrudan şekillendiriyor” diyen Mutlu, “Bir çocuğu okul öncesi eğitime ulaştırmak, ona sadece harfleri, renkleri ya da sayıları öğretmek değildir. Akranlarıyla anlaşmayı, sıra beklemeyi, paylaşmayı, duygularını tanımayı, incinmeden çatışma çözmeyi öğrenmesi demektir. Okul öncesi eğitim alan çocuklar, akranlarıyla iletişim kurma, paylaşma, problem çözme, duygu düzenleme ve öz güven geliştirme gibi becerileri çok daha sağlıklı bir şekilde kazanıyor. Bu yalnızca akademik başarıya değil; hayata daha güçlü, daha dayanıklı ve sosyal açıdan daha uyumlu başlamalarına da imkan tanıyor” diye vurguladı.

Mutlu, okul öncesi eğitimin vazgeçilemez bir hak olduğunun altını çizdi: “Bugün okul öncesi eğitimi bir lüks gibi görmek; aslında çocukların potansiyellerini, meraklarını ve hayallerini küçümsemek demektir. Erken çocukluk dönemine yapılan her yatırım, uzun vadede eğitimden sağlığa, istihdamdan toplum kalkınmasına kadar toplumun pek çok alanında katlanarak geri dönüyor. Yani daha güçlü öğrenme, daha iyi ruh sağlığı, daha yüksek istihdam, daha az suça sürüklenme… Bu yüzden okul öncesi eğitim çocukların potansiyellerini ortaya çıkaran, aileleri destekleyen ve toplumun geleceğini güçlendiren çocuklar için eşit ve adil bir başlangıç sağlayan vazgeçilmez bir haktır. Bu nedenle erişilebilir, nitelikli ve ücretsiz olmalıdır.”

MEB zenginlerin safında, yoksul aileler perişan

TÜİK’in yayımladığı “Türkiye’de çocuklar 2024” raporunun verilerine göre, 7 milyon 39 bin çocuk, yani her üç çocuktan biri yoksulluk içinde. Yaklaşık her 10 aileden 1’i çocuklarına yeni giysiler alamazken MEB’in bir avuç zenginin görüşünü öne sürerek, “Orta ve üst sosyoekonomik düzeye sahip aileler okul yemeği istemiyor” savunması bu memleketin eğitimden sorumlu olan Bakanlığının kimin yanında saf tutuğunun açık örneğidir. 

Okullarda bir öğün ücretsiz yemek için İstanbul’un işçi, emekçi semti İkitelli’de çalışma sürdüren Küçükçekmece Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneğine MEB’in savunmasını soruyoruz. Derneğin Başkanı Neslihan Karyemez, “Son bir yılda ailler daha da yoksullaştı. Markete, pazara gelen günlük, saatlik zamlar emekçilerin elindekini kuşa çevirdi. Kuş olan parayla ancak kira ve fatura ödeniyor. Bizim semtte yaygınlaşan şeylerden biri ise ek işlere gitmek. Anneler, babalar daha çok çalışmalarına rağmen yine de çocuğun beslenmesine sağlıklı olmayan bir poğaça ve meyve suyunu bile koyamıyor” dedi.

“MEB’in zenginleri savunması tesadüf değil”

Karyemez MEB’in savunmasına karşı mahalledeki gerçek tabloyu şöyle anlattı: “MEB zengin aileleri değil, gelip yoksulluğun dibini yaşayan çocuklarının sadece karnı doysun diye çırpınan işçi ailelerini görsün. Çöp konteynerinden ekmek çıkaran annenin boğazına düğümlenen çaresizliği görsünler. Emekçi mahallelerinde akşam pazarını bekleyen, ezik çürük sebze ve meyveden almak için birbirini ezen insanları görsünler. Bugün bu hak devlet tarafından verilmiyor ancak devlet okullarında ücretli yemek menülerini görüyoruz. Mahallemizdeki okullarda günlük 165 ila 230 liraya çocuklara yemek satılıyor. Demek ki okullarda çocuklara yemek verilebiliyor. Ancak bunun maliyeti ailelere her çocuk için aylık en az 3 bin 300 lira oluyor. Yani iki çocuklu bir ailenin, okul yemeği masrafı asgari ücretin yüzde 30’una denk geliyor. Aileyi tüm politikalarına siper eden iktidar ve bakanlıkların işçi ve emekçi ailelerin her gün bir lokma ekmek bulamadığı bir gerçeğe karşı zenginleri savunması tesadüf değildir.” 

Son olarak Karyemez ülkedeki tüm velileri, demokratik kitle örgütlerini duruşmaya çağırdı: “Eğitimin her kademesinde okullarda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek verilene kadar durmayacağız. 3 Aralık’ta görülecek mahkemeden çıkan karar, bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Bu yüzden çocuklar için hepimiz orada olmalıyız.”

MESEM’lerde çocukların yemeği patron insafına terk

2024-2025 eğitim-öğretim dönemine ait milli eğitim istatiklerinde ise Türkiye’de zorunlu eğitimde olması gereken 611 bin 612 çocuğun okul dışında olduğu görülüyor. Ortaokul ve ortaöğretimde net okullaşma oranı azalıyor. TÜİK’e göre 15-17 yaş aralığındaki çocukların ise yaklaşık yüzde 25’i iş gücüne katılmış durumda.

Bunun en önemli yanı da yine MEB eliyle yaygınlaşan MESEM’lerde çocukların çalışma ve beslenme koşulları ise patronun insafına terk edilmiş durumda.

Fişek Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Taner Akpınar, MESEM’lerdeki çocuklara, mesleki eğitim adı altında ağır işçilik yaptırıldığını hatırlatarak, “Hem çalışırken, çalışma koşulları itibarıyla, hem sağlık koşulları itibarıyla hem de beslenme koşulları itibarıyla MESEM’deki öğrenciler bütünüyle oradaki patronların insafına terk edilmiş durumda. MESEM’deki çocuklar yasaya aykırı bir şekilde haftada en az 50 saat çalışıyorlar. Çalışma koşulları ve yıllık ücretli izin gibi hakları için, uygulanmasa da çocuklar için bir yasa var. Ama beslenmelerine dair yasalarda hiçbir şey yok. Dolayısıyla beslenme bütünüyle patronun insafına terk edilmiş durumda. Yemek veren iş yerlerinde de çocuğun beslenmesi için düzenli bir saat yok. Ayrıca en önemlisi çocuklar hijyenik bir ortamda yemek yiyemiyor” dedi.

Ülkede yüz binlerce MESEM’li çocuk aç

“Türkiye’de MESEM öğrencilerinin sayısı yıl içerisinde sürekli değişiyor. Bu yıl 600 bin kişiyi buldu. Bazı büyük firmalarda çalışan çocuklar iş yerinde yemek yiyebiliyor. Bazen oradaki uygulamaların sanki Türkiye genelinde böyleymiş gibi reklamı yapılıyor. Bunun sayısı ortalama 2 bin kişiyi geçmiyor. Dolayısıyla yüz binlerce çocuk çalışırken aç kalıyor”diyen Akpınar, MESEM’lerde çocukların beslenmesi için yasa düzenlenmesi ve denetlenmesi gerektiğini vurguladı. 


Editörden