Sitemizde sizlere tanıtmaya çalışacağım kitap, yazarının arkadaşım olması vesilesiyle hazırlık aşamasının bir kısmına da tanıklık ettiğim bir çalışma. O nedenle ufacık bir bilgi kırıntısının peşine düşülüp kilometrelerce yollar gidilerek yapılan 10 yıllık bir araştırmayla, adeta iğne ile kuyu kazarcasına elde edilen bilgi, belge ve tanıklıkların derlenmesiyle oluşan bu eserin ne yoğun bir emekle hazırlandığını biliyorum.
Burçin Gerçek’in kaleme aldığı Akıntıya Karşı, Türkiye’de yüzleşilmesi en zor başlıklardan biri olan Ermeni Soykırımı üzerine, alışılmış anlatıların dışında bir yerden söz kuran bir çalışma. Bu yönüyle kitap, yalnızca geçmişe dair bir anlatı değil; bilakis bugünün hafıza ve adalet tartışmalarına da doğrudan temas eden politik bir metin niteliği taşıyor.
Kitap, Ermeni Soykırımı sırasında, egemen politikalara ve açık ölüm fermanlarına rağmen Ermenileri korumaya çalışan insanların hikâyelerini anlatıyor. Bu anlatıyı kavrayabilmek için, kitabın bizi götürdüğü tarihsel arka planı da hatırlamak gerekiyor.
24 Nisan 1915’te, dönemin Dahiliye Nazırı Talât Paşa’nın talimatıyla, aralarında siyasetçi, yazar ve aydınların bulunduğu yüzlerce Ermeni evlerinden alınarak sürgüne gönderildi ve katledildi. Bu tarih, Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler açısından bir yok etme sürecinin başlangıcı oldu. Ardından yüz binlerce insan Suriye çöllerine doğru ölüm yürüyüşlerine zorlandı; sürgün yollarında katledildi. Bu süreç yalnızca bir tehcir değil, aynı zamanda yağma ve mülksüzleştirmeyle tamamlanan çok katmanlı bir imha politikasıydı.
Akıntıya Karşı, tam da böyle bir tarihsel zeminde, “başka türlü davrananların” izini sürüyor. Devlet memurları, din adamları, aşiret reisleri, köy ağaları ve sıradan insanlar… Farklı konumlarda bulunan bu kişiler, kimi zaman dini inançları gereği, kimi zaman onur ve itibar anlayışıyla, kimi zaman da yapılanları açıkça kabul edilemez buldukları için, ölümün sıradanlaştırıldığı bu düzene karşı çıkmayı seçtiler. Bir çocuğu saklayan, bir aileyi kaçıran, bir kafileyi geciktiren ya da bir emri uygulamayan bu insanlar, tarihin akışını bütünüyle değiştirememiş olabilirler; ama tek tek hayatlar için belirleyici oldular.
Kitabın en çarpıcı yanlarından biri de bu insanların büyük ölçüde unutulmuş olması. Bugün çoğunun adı bilinmiyor; kimileri bir mezardan bile yoksun, kimilerinin hikâyesi kendi aileleri tarafından dahi hatırlanmıyor. Yaşadıkları şehirlerin, görev yaptıkları kurumların belleğinden silinmiş yüzlerce insan… Oysa onlar, “binlerce masum çocuk, kabahatsiz ihtiyar, aciz kadın” yokluğa sürüklenirken, akıntıya karşı durmaya çalıştılar.
Burçin Gerçek, bu hikâyeleri anlatırken ne kolaycı bir kahramanlık anlatısına sığınıyor ne de bu örnekleri birer “istisna” olarak sunuyor. Aksine, bu anlatılar üzerinden önemli bir etik soruyu gündeme getiriyor: En ağır baskı koşullarında bile vicdani bir tutum almak mümkün müdür? Kitap, bu soruya tekil ama güçlü örneklerle yanıt veriyor.
Öte yandan Akıntıya Karşı, yalnızca geçmişe dönük bir anlatı kurmakla kalmıyor; bugünün politik iklimine de ışık tutuyor. Hrant Dink suikastı, bu yüzleşmeme halinin günümüze uzanan en çarpıcı örneklerinden biri. Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de gazetesi Agos’un önünde katledilmesi ve bu cinayetin arkasındaki yapıların korunması, inkâr ve cezasızlık politikalarının sürekliliğini gösteriyor. Yüz yılı aşkın süredir bu tarihsel suçla gerçek anlamda yüzleşilmemiş olması, yalnızca geçmişi karanlıkta bırakmıyor; aynı zamanda yeni adaletsizliklerin de önünü açan bir zemin yaratıyor.
Bu nedenle kitap, hafızanın politik bir mesele olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kimin hikâyesi anlatılıyor, kiminki unutturuluyor? Hangi acılar tanınıyor, hangileri yok sayılıyor? Bu sorular, yalnızca tarihçilerin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin soruları.
Ekmek ve Gül okurları açısından Akıntıya Karşı’nın bir diğer önemi de, en karanlık dönemlerde bile dayanışma ve direnme imkânlarının varlığını hatırlatması. Egemenlerin halkları birbirine düşman ederek kurduğu düzen karşısında, farklı kimliklerden insanların birbirini koruduğu, hayatı savunduğu örnekler, bugün için de ilham verici.
Akıntıya Karşı, tarihin akışını değiştiremese de ona teslim olmayan insanların hikayesi. Aynı zamanda, yüzleşmeden kurulamayacak bir geleceğin hatırlatıcısı. Çünkü bu topraklarda halkların eşit, özgür ve birbirlerine güven duyarak yaşamaları ancak geçmişin ağır yükleriyle sahici bir yüzleşme gerçekleştiğinde mümkün olabilir.
Künye
Akıntıya Karşı: Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler
Yazar: Burçin Gerçek
Yayınevi: İletişim Yayınları
272 sayfa
Burçin Gerçek kimdir?
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Fransızca Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra Strasbourg’da Robert Schuman Üniversitesinde gazetecilik yüksek lisansı yaptı. Fransa’da yayımlanan L’Express dergisi ve Ouest-France gazetesinin İstanbul muhabirliği ile Repair online dergisinin Türkiye editörlüğünü yürüttü. Le Figaro ve Le Matin gazeteleri ile L’Hebdo dergisine haberler yaptı. “Aynı Sudan İçtik” ve “İstanbul Sokak Köpekleri” belgesellerinde yönetmen Serge Avédikian ile birlikte çalıştı. Clark Üniversitesi’nde Holocaust and Genocide Studies programında doktora yapmaktadır.
Kolaj: Canva pro
İlgili haberler
ERMENİ SOYKIRIMI: Gerçek hâlâ ortada ve hâlâ görmezden geliniyor!
106 yıl geçti 1915’ten bu yana. Ayrımcılık hâlâ devam ederken, bu gerçeği kabul etmemek ve görmezden gelme hali tüm nefretiyle koruyor yerini.
GÜNÜN BELLEĞİ: Ermeni kadın portreleri...
1915 yılından beri soykırım gerçeğini kabul etmezlik ve görmezlik tüm nefretiyle koruyor yerini. O dönemin Ermeni kadınlarını unutmamak adına yaşamlarını hatırlayalım.
GÜNÜN FOTOĞRAFI: Evini koruyan 106 yaşındaki Ermeni kadın
Bazen fotoğraflar çok şey anlatır. Bu da o ‘çok şey’ anlatan fotoğraflardan... 1990 yılına ait olan bu fotoğrafta 106 yaşındaki Ermeni bir kadın Dağlık Karabağ savaşında bir kalaşnikofla evini koruyor
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























