
Yeni eğitim-öğretim yılı yarın başlıyor. Kadınlar her eğitim yılının başlangıcını “maraton” olarak nitelendiriyor. Yeni eğitim yılının masrafları işçi ve emekçi ailelerinin belini bükerken çocukların beslenmesi kadınlar için kabusa dönüşmeye devam ediyor. İktidarın aile yılında veriler çocukların açlığını ortaya sererken kadınların kaygısı büyüyor. Sözde aileyi önceleyen iktidar, çocukların okullarda bir öğün sağlıklı beslenmesi için gereken bütçeyi ayırmıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Ocak-Haziran 2025 dönemini kapsayan yoksulluk verilerine göre ailesinin yanında temel ihtiyaçları karşılanamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocuk sayısı 171 bin 895'e yükseldi. Bu tablonun en önemli ve tehlikeli sonuçlarından biri de çocukların yeterli ve gerekli gıdalara ulaşamaması. Türkiye’de her beş çocuktan biri yeterli beslenemezken, her dört çocuktan biri okula aç gidiyor. Her 5 çocuktan biri et tüketemezken, her 10 aileden 1'i çocuklarının gün içinde taze meyve ve sebze tüketmesini karşılayamıyor.
Yıllardır çocukların okula aç gitmesine dair haberler, örnekler tablonun vehametini gösterse de her yıl bir önceki yıldan daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. MEB’in beslenme için verdiği listeler tek bir çocuk için asgari ücretin dörtte birine tekabül ederken okula aç giden, bayılan, daha sık hastalanan çocukların sayısı artıyor. Ankara Sincan’da konuştuğumuz kadınlar yeni döneme dair kaygılarını dile getiriyor.
'Sayıyla ceviz aldım'
Tek çocuklu, sigortasız çalışan bir anne olan Serpil, yeni döneme dair kaygılarını şöyle dile getiriyor: “Verilen listeye uymak zorundayız. Aslında liste mantıklı; çocuklar arasında ayrımcılık olmasın diye hazırlanıyor. Ama bu ekonomide evdeki dolap listeye göre dolmuyor. Benim çocuğum geçen sene anaokulundaydı, ilk defa bu beslenme stresini yaşadım. Mesela haftada bir gün ceviz isteniyordu. Kırşehirli olmama rağmen temin edemedim, çünkü çok pahalıydı. Az az marketten aldım, sayıyla koydum; sırf çocuğumun gözü arkadaşınınkinde kalmasın diye. Çocukların iyi şeyler yemesini kim istemez? Ama yoktan var edemiyoruz. Her geçen sene bir öncekinden daha zor oluyor.”
İşçi ailesi için çocuk eğitimi gerçeği: Her gün fazla mesai
İşçi ve emekçi aileler için her geçen sene eriyen ücretlerinin karşısında artan fiyatlar simidi bile lükse dönüştürüyor. Eşi metal işçisi olan Semra, eşinin çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için her akşam fazla mesaiye kaldığını anlatıyor: “Tabii ki okullarda devletin bir öğün yemek vermesi bizim için çok iyi olurdu. Süt pahalanmış, meyve suları pahalanmış, simit bile çok pahalı ve lüks artık. Benim dört çocuğum var, yetiştiremiyorum. Devletin artık elini taşın altına koyması gerekiyor.”
Fabrikada çalışan Nermin, beslenme hazırlamanın ekonomik yüküne dikkat çekerken bu yükün kadınların sırtına yüklendiğine vurgu yapıyor: “Kırtasiye, forma gibi şeyler daha pahalı oluyor ama en azından bir kere alıp dönemi kapatıyoruz. Ama beslenme konusu her gün ayrı bir dert. Özellikle çalışan anneler için çoğu zaman malzeme olsa bile zaman olmuyor hazırlamaya. Düzenli market alışverişi yapmak da hem ekonomik hem de zaman açısından mümkün değil.”
‘Beslenme eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır’
Konuştuğumuz birçok kadın, okul kantininden de mecbur kalmadıkça çocukların alışveriş yapmasının mümkün olmadığını ifade ediyor. Hatırlayalım; 2024-2025 eğitim öğretim yılı için İstanbul Kantinciler Esnaf Odası tarafından kamu okulları için belirlenen kantin fiyatları açıklanmıştı. Açıklamaya göre İstanbul’da pastane veya simitçi arabalarında 15 TL’ye satılan simit okul kantinlerinde 20 TL’ye satılıyordu. Simidin yanı sıra açma ve poğaça da 20 TL, 0.5 mililitre su 10 TL, çay 20 TL, kaşarlı tost ise 50 TL’den satılıyordu. Hamur ve karbonhidratın bile lükse dönüştüğü okul sıralarında öğretmenler de çocukların açlığına ve açlıklarının eğitimlerini nasıl olumsuz etkilediğine şahit oluyordu. Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube Yürütme Kurulu Üyesi Sultan Saygılı, bir eğitimci olarak geçmiş dönem ve önümüzdeki döneme dair gözlemlerini paylaştı.
“Beslenme eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır ama bu hak görmezden geliniyor” diyen Saygılı, “Eğitim sadece ders kitaplarıyla değil öğrencinin bedensel ve zihinsel olarak öğrenmeye hazır olmasıyla mümkün. Geçen yıldan bu yana alım gücü daha da düştü. Depremden sonra hiçbir açıklama yapılmadan mücadeleyle kazandığımız bir öğün ücretsiz okul yemeği kesildi. Kesilmesi bir yana İstanbul’da İBB’den okullara verilen yemeği kabul eden okul idarecisine sürgün kararı verildiğini hatırlıyoruz” dedi.
Açlık ve yetersiz beslenmenin çocuklarda odaklanma sorunu, eğitimde anlama ve öğrenme becerilerinde engeller oluşturduğunu vurgulayan Saygılı, “Bunu bile bile eskiden olduğu gibi devam etmek ise her yıl yoksulluğun çaresizliğine çocukları atmaktır. MEB yoksulluğun yarattığı bu başarısızlığa çözüm yolu olarak da MESEM’leri ortaokul düzeyinde açma yolunu seçiyor. Başım ağrıyor diyen, başını açlıktan kaldıramayan öğrencilerimize, ‘öğrencimiz bayıldı’ diyerek kantinden aldığı bisküviyi öğrencilere yetiştirmeye çalışan öğretmenlerimizin telaşına bizzat tanık olduk. Öğrencilerimizin bazıları o kadar yoksul ki beslenme getiremiyor, kendi aramızda para toplayarak beslenmesine koyuyoruz.” dedi.
‘Senin de mi yiyecek bir şeyin yok?’
Saygılı, geçen sene öğretmenlerin tanık olduğu ve yaşadıklarından somut örnekler vermenin önemli olduğunun altını çizdi: “‘Bir öğrencim, hep beslenme saatinde yanıma geliyordu, benim de masamda mutlaka atıştırmalık bir şey olurdu ve ben de gelen öğrencilere sunardım’ diyen rehber öğretmeninin, “bir gün yiyecek bir şeyler almaya zamanım olmadı, rehberlik servisine aynı saatte gelen öğrencim ‘senin de mi bugün yiyecek bir şeyin yok?’” sözleri ise ne kadar can acıtıcı olduğunu bizzat yaşayandan dinledik.”
Saygılı, çocukların birbiriyle beslenmelerini paylaştıkları ama son yıllarda beslenme getirmeyen çocukların sayısının da arttığı için beslenme getiren çocukların aç kalmamak için yangın merdivenlerinde yemeklerini yediğini anlattı.
'Okullarda bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek verilmeli'
“Yoksul öğrencilerin sağlıklı beslenme imkânı olmadığı gibi içme suyu ihtiyacını da tuvaletlerden, çoğu okulda altyapısının çok sağlıklı olmadığı, paslı akan sulardan gidermeye çalışıyorlar” diyen Saygılı “Her okulda öğrencilerin yoksulluklarına dayanışma ile çözüm bulunmaya çalışılıyor ki bu da devletin kendi sorumluluğunu vatandaşa, vicdan sahibi kişilerin üzerine yıkması demek oluyor. Beslenme eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir” dedi.
“Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak açıklanan dengeli beslenmenin çocukların hakkı olduğu ve verilmesi gerektiği çağrısı bu sene de daha güçlü bir şekilde dile getirilmelidir.” diyen Saygılı, Ekmek ve Gül’ün üç yıldır başlattığı ve birçok kesime yayılan okullarda “Bir Öğün Ücretsiz Sağlıklı Yemek” mücadelesine de dikkat çekti: “Geçen yıllarda ülke genelinde dile getirilen devlet okullarında Bir Öğün Ücretsiz Yemek talebi bu eğitim yılında da geçerliliğini koruyor. Çocuk Hakları ve Uluslararası sözleşmeler, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmeleri her çocuğun yeterli beslenme ve sağlıklı gelişim hakkına sahip olduğunu belirtir. Bu nedenle devletin okul ortamında ücretsiz yemek ve su sağlaması yalnızca sosyal bir tercih değildir aynı zamanda uluslararası bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesi gerekir. Türkiye’de daha önce kapsamını genişletme hedefiyle başlatılan ama sonra bir açıklama yapılmadan vazgeçilen bir öğün ücretsiz okul yemeği uygulamasına giderek artan, derinleşen yoksullukla birlikte amasız, fakatsız kapsamı genişletilerek geri dönülene kadar bu çağrılara devam edilmelidir.”
610 bin çocuğa elde edilen kârdan bir öğün verilebilirdi
Kadınların üç seneyi aşkındır çocuklar için bir öğün ücretsiz yemek mücadelesi her sene farklı biçimleriyle sürdü ve ilerledi. Devletin ve Bakanlıklarının sığındığı ilk şey ise ''bütçemiz yok'' yanıtıydı. Haberin başında belirttiğimiz gibi her 5 çocuktan birinin et ve yeterli proteine ulaşmadığı ortada. ''Bütçemiz yok'' söylemlerinin bahane olduğuna dair onlarca örnek sayabiliriz. Bir somut örnek verelim: Geçtiğimiz hafta Evrensel'de Andaç Aydın Arıduru'nun haberinde, ''Açlığın Tanzimi'' haberinde devlete ait Et ve Süt Kurumunun kârlarına dikkat çekilmişti. Kısaca özetleyelim; Et ve Süt Kurumu kamu tarafından işletilmekte. İki kurum da enflasyon ile mücadele kapsamında ucuz gıda arzı konusunda sorumluluk aldıklarını beyan ediyor. İndirim haberlerinin ardından iki kurumun da şubeleri önünde uzun sıralar oluşmakta. Kamunun gıda enflasyonu ile mücadelesi bir yandan da kârlı geçiyor. 2024 yılı faaliyet raporuna göre 2023 yılında 13,4 milyar TL değerinde net satış yapan Et ve Süt Kurumu 2024 yılında 55,6 milyar TL değerinde net satış yaptı. Kurumun 2023’te net dönem kârı 550 milyon TL iken, net kâr 2024 yılında 11 milyar TL’ye çıktı. Et ve Süt Kurumunda net kâr 22 katına çıktı.
Şimdi haberden yola çıkarak şunu söylemek mümkün; MEB'in listesini incelediğimizde ve fiyat karşılaştırması yaptığımızda her çocuğun 3 öğün beslenmesi için aylık gereken miktarın 8 bin 700 TL olduğunu hesaplamamız mümkün. Öğrencilerin bir öğün sağlıklı beslenmesi için aylık gereken ortalama miktarın ortalama 2 bin TL olduğunu hesaplamamız mümkün. Devletin Et ve Süt Kurumu'nun 2024 yılında elde ettiği kâr ile yaklaşık 610 bin öğrenciye MEB listesine uygun okulda bir öğün ücretsiz yemek verilebilirdi.
5 milyon 220 bin öğrenciye bir öğün yemek verilebilirdi
Devlet veya kamuda yapılan harcamalar veya elde edilen kârlar üzerinden binlerce öğrenciye beslenme sağlanması mümkünken geçtiğimiz senelerde devletin en acil ihtiyaçlardan biri olan beslenme yerine farklı kurumlara para akıttığı da ortadaydı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na 2024 yılı ilk bütçesinde teklif edilen ödenek 91 milyar 824 milyondan yüzde 41 oranında artışla 130 milyar 119 milyona yükseldi. Bu, 2023 yılındaki bütçeye nazaran yaklaşık 94 milyar lira fark anlamına geliyor. Bu miktar artış, 5 milyon 220 bin öğrencinin her gün bir öğün sağlıklı yemek yiyebilmesi anlamına geldiğinin altını çizmek lazım.
Üç yıldır çocukların sağlıklı beslenmesi için süren mücadele
Ekmek ve Gül'ün çağrısıyla başlayan ve farklı kesimlere yayılan, sahiplenilen bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek talebi üç yıldır mücadeleyle ilerliyor. Kadınlar okul okul geziyor, topladıkları imzalar Meclis'e sunuluyor, çocukların karın tokluğu için davalar açılıyor. İktidarın aile yılı ilan ettiği 2025 yılında kadınlara ''çocuk doğur'' çağrılarının gerçekle örtüşmediği ortada. Çocukların doğduktan sonra sağlıklı büyümesi, nitelikli eğitim almasına dair devletin planı veya ayırdığı bir bütçe yok. Ancak kadınların mücadele serüveni ve talepleri baki. Üç yılda süren mücadeleyi kısaca hatırlayalım;
◾️ Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), ‘Okullarda 1 öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek verilsin’ kampanyamız kadınların ve velilerin mücadelesiyle ülke geneline yayılınca adım atmak zorunda kalmıştı. MEB, şubat 2023’ten itibaren okul öncesi ve yatılı okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verme kararını sadece yarı dönem sürdürdü. MEB, yeni eğitim öğretim yılında okul öncesinde bir öğün ücretsiz yemeği kesti.
◾️ Aydın, Denizli, Elazığ, İzmir, Kocaeli, Ankara, İstanbul daha adını sayamadığımız şehirlerde okul önlerinde bildiri dağıttılar kadınlar, imza stantları açtılar. Standa gelen kadınlar imza atmakla yetinmeyip imza toplamaya başladılar.
◾️ EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca 2024 Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmeleri öncesi "1 öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek" kampanyasını Meclis gündemine taşıdı. "Bütçeden kendi hakkımızı, çocukların hakkını istiyoruz" diyen Karaca, dayanışma ağlarıyla okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek için bütçe talebini yükseltme çağrısında bulundu.
◾️ Ankara Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği, okullarda bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek hakkı için Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açtı.
◾️ Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği’nin 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek için MEB’e açtığı davada mahkeme “Devletin çocuklara ücretsiz yemek sağlama gibi bir pozitif yükümlülüğü bulunmadığına” karar verdi.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
Editörden
Bültenimize abone olun!
E-posta listesine kayıt oldunuz.