Geçtiğimiz hafta sonu, Anneler Günü için hazırlanan bir elektrikli süpürge reklamı, iktidarın hedefi oldu. İktidar medyası, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş bu reklamı “Anneliği değersizleştirdiği” gerekçesiyle hedefe aldı. Bunlar yaşanmadan kısa bir süre önce de Resmi Gazete’de Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi yayımlanmıştı. Bu genelgede, başta kamu kurumları olmak üzere tüm kurumların aile değerleri çerçevesinde uygulamalarını yeniden şekillendireceği söyleniyordu.
Pazartesi günü ise Yeni Şafak’ta Ahmet Ünlü, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yapması gereken kritik işler” başlıklı bir köşe yazısı yazdı. Bu yazıda en öne çıkan şey, 6284 sayılı Kanun’un hedef alınmasıydı. Ünlü, “duygusal bakmadan” bu yasanın ele alınması gerektiğini, “Kadınların beyanının esas alınmasının çeşitli facialara kapı aralayabileceğini” ifade etti yazısında. Ancak Ünlü yazısında 6284 sayılı Kanun’u tartışırken “Hem aileyi hem kadını koruyalım” diyerek Kanun’un aileyi tehdit ettiğini, hatta “Şiddeti artırdığını” ima ediyordu. Hatırlayalım İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışın zeminini de “aile değerlerine karşı” diyerek inşa etmeye çalışmışlardı.
Peki Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi yayımlandıktan hemen sonra yaptırımlar başlarken, Aile Bakanı kimin anne olup olamayacağına dair naralar atarken, Ünlü doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 6284 sayılı Kanun’a saldırması için çağrı yaparken neler oldu?
2024 yılında katledilen Başmüfettiş Serap Doğan’ın ölümüne ilişkin detaylar ve yargı süreci EMEP soru önergesi ile ortaya kondu. Serap Doğan’ın ölümü 6284 sayılı Kanun’un nasıl uygulanmadığını bir kez daha gösterdi. Serap, kendisini katleden Selahattin Özdemir’e karşı koruma kararı aldırmıştı. Ancak Ankara’ya geldiğinde karakolda “O karar burada geçmez” denilerek geri gönderildi; fail hakkında verilen elektronik kelepçe kararı da uygulanmadı. Serap, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi ŞÖNİM’e, karakola ve yargıya başvurdu. Rehin alındığında Kadın Destek Uygulaması KADES’i kullandı, yakınları polisi aradı. Serap her yolu tüketse de ne 6284 sayılı Kanun uygulandı, ne de Serap’ın ve ailesinin “beyanı” ve ortada bariz olan kanıtlar dikkate alındı. Serap, Selahattin Özdemir tarafından öldürüldü.
5 Mayıs’ta, Zeytinburnu sahilinde şüpheli şekilde ölü bulunan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra için çok önemli bir dava vardı. İkra’ya ve Fatmanur’a istismarda bulunan Ayhan Şengüler’in yargılandığı dava... Sanık tutuksuz yargılanıyordu, mahkemeye bile gelmedi. Mahkeme heyeti, savcılığın talebine rağmen Şengüler’in tutuklanma talebini reddetti. Fatmanur ve İkra toprağın altında, kendilerini savunamayacak durumdayken barolar, kadın örgütleri, siyasi partiler davaya katılmak istediler; mahkeme bu talebi de reddetti. Fatmanur Çelik 6 yıldır adalet mücadelesi veriyordu. Mahkeme 25 kere sormuştu İkra’ya istismara uğrayıp uğramadığını. İstismarın kanıtları vardı. Yargı bunu dikkate almadı. Fatmanur Çelik, hayatları için korkuyordu, korunmak istiyordu ama devlet onu dinlemedi ve bu durum bir “faciaya kapı araladı.”
Peki ülkede durumumuz böyleyken genelgeyi, Göktaş’ın naralarını, Ünlü’nün köşe yazısını nasıl okumalı?
Kadınların ve çocukların hayatlarını koruyabilecek en ufak bir hak, bir yol dahi önümüzdeki süreçte “Ailenin korunması, nüfusun korunması” denilerek yok edilmeye çalışılıyor. Bunlar, Türkiye’de kadınların yıllardır mücadele ederek korumaya çalıştığı kazanımlar. Ancak önümüzdeki süreçte bu hakların bir bütün olarak kullanılabilir olmasını bir kenara bırakalım, bunların en ufak kırıntısına dahi tahammül edilmeyeceği açıkça görünüyor. Bunu yaparken “anneliğin kutsallığı” savı kullanılmaya çalışılıyor. Ancak bu savı kullananlar, Fatmanur Çelik başta olmak üzere yüz binlerce anneyi ölüme terk etmekten, ölen bir anneyi suçlamaktan geri durmuyor. 6284 sayılı Kanun’un ve kadınların şikayetlerinin soruşturmanın başlatılması için temel alınmasını “facia” olarak görenler, Serap ve Serap gibi binlerce kadının başına gelenlerin hesabını vermeye yanaşmıyor. Güçlendirmek istedikleri “aile” tam da böyle bir “aile.” Bunu yaparken de işçi ve emekçi kadınların ve çocukların en büyük düşmanlarından biri olduklarını her geçen gün daha açık gösteriyorlar.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















