8 Mart 2026 | Kadınlar İzmir'den haykırdı: ‘Savaşa, yoksulluğa, şiddete karşı mücadeledeyiz’
İzmir’de 8 Mart’ta yüzlerce kadın yürüdü. İzmir Kadın Platformunun çağrısıyla yapılan eylemde yoksulluğa, savaşa ve şiddete karşı mücadele vurgusu yapıldı; güvenceli iş talebi yükseldi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde İzmir'de de yüzlerce kadın sokaklardaydı. İzmir Kadın Platformunun (İKP) çağrısıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya gelen kadınlar, “Savaşa yoksulluğa şiddete karşı mücadeledeyiz” yazılı pankart ile Penguen Kitap kafenin önüne yürüdü. 

Yürüyüşte kadınlar, sık sık “Yaşasın 8 Mart yaşasın kadın mücadelesi”, “Sermayeye değil kadınlara bütçe”, “Krizin yükü patronlara”, “Kadınları değil katilleri yargıla”, “Katil ABD, Ortadoğu’dan defol” sloganları attı. Kadınlar, AKP iktidarının ülkeyi içine sürüklediği yıkım politikalarına karşı, açlığa, yoksulluğa, şiddete, savaşa karşı alanlarda olduklarını ifade etti. 


Kadınlar haklarından vazgeçmeyeceklerini dile getirirken, DIGEL Tekstil’den Temel Conta’ya, Migros Depo işçilerinden, Şık Makas’a kadar daha kısa çalışma saatleri, daha iyi çalışma koşulları, insanca yaşanacak ücretler ve sendikal hakları için direnen işçilerin yanlarında olduklarını söyledi. 

Kadınlar, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da savaş çığırtkanlığı yaptığını, Filistin’in ardından İran’a yönelik saldırılarla bölgeyi kana buladığını belirterek AKP iktidarına seslendi; “Hamaseti bırakın, harekete geçin. NATO ve Amerikan üsleri derhal kapatılsın, ABD emperyalizmiyle ilişkiler kesilsin.” 

Eyleme DEM Parti Milletvekili Gülistan Koçyiğit de katıldı. Ortak basın açılmasının Türkçe metnini Ilgın Çeribaş ve Zerin Korkmaz, Kürtçe metni ise Emine Bozdağ okudu. Platform adına yapılan açıklamada 8 Mart’ın tarihsel olarak işçi kadınların eşitlik ve özgürlük talepleriyle ortaya çıkan bir mücadele günü olduğu hatırlatıldı. Kadınlar, bu mücadelenin bugün fabrikalardan sokaklara, direniş alanlarından kampüslere kadar geniş bir alanda sürdüğünü belirtti.

Açıklamada sermaye politikalarının yarattığı ekonomik krizin kadınları daha derinden etkilediği vurgulanarak, “Derinleşen yoksulluk kadınların hayatını çok yönlü bir kuşatma altına almış durumda. Biz boş tencerelerimizi kaynatmanın derdindeyken onlar kârlarını büyütmenin hesabını yapıyor” denildi.


‘Güvenceli iş ve insanca yaşamaya yetecek ücret istiyoruz’

Esnek ve güvencesiz çalışmanın “çözüm” olarak dayatıldığı, sosyal hakların budandığı ve bakım yükünün kadınların omzuna bırakıldığı dile getiren açıklamada, çocukların da MESEM projeleri kapsamında erken yaşta çalışma hayatına itildiği ifade edildi. 

Açıklamada, “Eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma istiyoruz. Ücretsiz ve nitelikli kreşler istiyoruz. Taşeron ve esnek çalışma değil, güvenceli iş, insanca yaşamaya yetecek ücret istiyoruz. Bakım yükünün kamusal sosyal politikalarla paylaşılmasını istiyoruz. Çocuk emeği sömürüsüne son verilmesini, MESEM’lerin kapatılmasını istiyoruz. İş yerlerinde şiddete, mobbinge ve baskıya karşı caydırıcı yaptırımlar istiyoruz. ILO 190 sayılı sözleşmenin etkin uygulanmasını istiyoruz. Kadınların ekonomik bağımsızlığını güvence altına alan sosyal politikalar istiyoruz” denildi. 

‘Grev hakkımız güvence altına alınsın’

İzmir’de ve Türkiye’nin farklı kentlerinde süren işçi direnişlerine de değinilen açıklamada, “Temel Conta ve DIGEL Tekstil işçileri başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında işçi ve emekçi kadınlar emek kavgasını aynı zamanda onur kavgasına; iş yerinde şiddete, tacize ayrımcılığa karşı direnişe dönüştürüyor, Migros gibi kazanımlar elde ediyor. Bu kavga bizim kavgamız; sendikal örgütlenmeler önündeki barikatları yıkana, grev hakkımızı güvence altına alana, taleplerimiz karşılanana kadar durmayacağız” ifadelerine yer verildi. 

‘Bu düzene karşı eşit, özgür insanca bir yaşamı hep birlikte kuracağız’

Açıklamada kadınlara yönelik şiddetin artarak devam ettiğine dikkat çekildi. 2026 yılının ilk iki ayında en az 45 kadının öldürüldüğü, 43 kadının ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği hatırlatılan açıklamada, İzmir’de de Sibel Külah, Gözde Akbaba ve Mihriban Yılmaz’ın uzaklaştırma kararlarına rağmen öldürüldüğü dile getirildi. 

Ayrıca istismar davasıyla gündeme gelen Fatma Nur Çelik ve kızı İkra’nın ölümüne ilişkin soru işaretlerinin giderilmediği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Soruyoruz öz babası tarafından istimara uğrayan kızı Hifa İkra için adalet arayan ‘Başıma bir şey gelirse intihar demeyin’ diyen Fatma Nur Çelik ve kızının ölümünde şüphe nerede? Neden istismar faili Ayhan Şengüler serbest? Rojin Kabaiş’in, Dilan Geyik’in Fatma Nur Çelik ve İkra’nın ölümüne intihar, Bahar Taş’ın ölümüne kalp krizi diyerek üzerini örtmeye çalışanlara sözümüz var; gerçekleri mücadelemizle ortaya çıkaracağız. Şüpheli ölümler aydınlatılana, failler yargılanana, kadın cinayetleri son bulana kadar susmayacağız. 6284’ü uygulatacağız. Kadına yönelik şiddeti sürekli yeniden üreten bu düzene karşı eşit, özgür insanca bir yaşamı hep birlikte kuracağız.” 

‘Haklarımızdan vazgeçmiyoruz’

“Yargı paketleri altında kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı kurumsallaştırılmak isteniyor. Torba yasalar 6284 Sayılı Kanun’u fiilen zayıflan, yasadaki İstanbul Sözleşmesi’nin ruhunu hiçe sayan, LGBTİ+’ların kimliklerini kriminalize eden ve sağlık hizmetlerine erişimini engelleyen düzenlemelerle dolduruluyor” denilen açıklamada, nefrete inat dayanışmayı güçlendirerek, kazanılmış medeni haklarından, parasız bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkından, yaşam ve sağlık hakkından vazgeçmeyecekleri ifade edildi. 


‘NATO’dan çıkılmalı, Amerikan üsleri kapatılmalıdır’

Açıklamada Ortadoğu’daki gelişmelere de değinildi. Emperyalist savaşların bölge halklarına yıkım ve yoksulluk getirdiği belirtilerek, kadınların ve çocukların bu savaşların en ağır bedelini ödediği ifade edildi. Filistin’den Suriye’ye uzanan çatışmaların İran’ın bombalanmasıyla derinleştiği belirtilen açıklamada Türkiye’nin emperyalist güçlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.
Kadınlar şu çağrıyı yaptı; “Ortadoğu’yu kana bulayan emperyalist savaş politikalarına karşı açık tutum alınmalıdır. NATO’dan çıkılmalı, Amerikan üsleri kapatılmalıdır. Emperyalist savaşlara ortak olan politikalardan vazgeçilmelidir.”

Açıklamada, “Bugün Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçi kadınlar olarak; grevlerde, direniş çadırlarında, sokaklarda mücadeleyi büyütüyoruz. Rojava’dan Filistin’e Afganistan’dan İran’a Latin Amerika’ya kadar emperyalist saldırganlığa ve gerici otoriter rejimlere karşı direniyoruz. 8 Mart’ta bir kez daha ilan ediyoruz, sömürü düzeninizin, savaşın ve gericiliğin bedelini kadınlar ödemeyecek. Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmiyoruz. Yoksulluğu reddediyor, baskı ve şiddetinize boyun eğmiyoruz. Yaşasın işçi ve emekçi kadınların birleşik, anti-emperyalist mücadelesi” denildi.
Açıklama sonrası Harmonia müzik grubu sahne aldı. 

Fotoğraflar: Eda Aktaş/Evrensel

Aliağa

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

Aliağa Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen Aliağalı kadınlar, Petrol İş Aliağa Şubesi önünde toplanarak Aliağa Demokrasi Meydanı’na yürüdü. Meydanda okunan basın açıklamasında işyerindeki güvencesiz çalışma koşulları, kadına yönelik şiddet, yoksulluk ve savaş politikalarına karşı mücadele çağrısında bulunuldu. Basın metnini Ebru Er ve Tuğba Çınar okudu.

Açıklamada kadınların fabrikalarda güvencesiz, denetimsiz ve esnek çalışma koşulları altında yaşamını yitirmeye devam ettiği vurgulanarak yaklaşık dört ay önce yaşanan Dilovası yangınına dikkat çekilerek, “Bugün kadınlar hala güvencesiz, kuralsız, denetimsiz, kötü koşullar altında, esnek çalışma süreleri içinde fabrikalarda yanmaya devam etmektedir. Yaklaşık dört ay önce Dilovası’nda ikisi çocuk yaşta altı kadın yanarak can verdi” denildi.

"Kadınların her türlü şiddeti kabullenmesi isteniyor"

Yoksulluk ve şiddetin iç içe geçtiğine dikkat çekilen açıklamada, “Mutlak bir yoksullaşma süreci yaşanırken, ücretler düşürülmekte, çalışma koşulları daha ağırlaşmakta, esnek, kuralsız çalışma yaygınlaşmakta, işsizlik artmaktadır. Isınmayan evler, boş tencereler, ödenemeyen kiralar, okula aç giden çocuklar. Kendi geçimini sağlayamayan kadınların ev içinde her türlü şiddeti kabullenerek suskun kalması sağlanmak istenmektedir” ifadelerine yer verildi.

Aliağa’da 2021’de Ayten’in oğlu tarafından, 2025’te ise Fatma Şentürk’ün boşanmak üzere olduğu eşi tarafından katledildiği hatırlatılan açıklamada, “Bunlar bireysel suçlar değil, bir sistemin, iktidarın kadına yönelik politikasının sonucudur. Bu nedenle ‘Kadın Cinayetleri Politiktir’ diyoruz” denildi.

“Aile Yılı” adı altında yürütülen politikalara değinilen açıklamada, “Kadınları koruyoruz maskesiyle bizlerden fedakarlık, sabır, aile düzenini her şartta korumak, çocuk, hasta ve yaşlı bakımını üstlenmek ve daha çok çocuk yapmak beklenmektedir” ifadeleri kullanıldı.

"Emperyalist politikalar kadınların yaşam haklarını elinden alıyor"

Ortadoğu ve dünyadaki savaş tablosunun kadınların yaşam haklarını ellerinden aldığı kaydedilen açıklamada, “Afganistan’da Taliban kız çocuklarına eğitimi yasaklamakta, İran’da kadın bedeni devlet denetimine tabi tutulmakta, Suriye’de IŞİD Kürt, Alevi ve Ezidi kadınları savaş ganimeti olarak görmektedir. Emperyalist, siyonist ve gerici tüm politikalar dünyada kadınların ve çocukların yaşam haklarını elinden almaya devam ediyor” denildi.

Açıklama, güvenceli çalışma, İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmesi, 6284 sayılı Kanun’un uygulanması, ücretsiz sağlık ve eğitim, HPV aşısının ücretsiz yapılması ve sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere bir dizi talebin sıralanmasıyla son buldu. “Mücadelemiz tek tek hak taleplerinin toplamı değil, yoksulluğa, şiddete ve savaşa dayanan bu düzenin bütününe karşı bir yaşam mücadelesidir” ifadelerine yer verildi.​​​​​​​​​​​​​​​​


Editörden