Uzaktan izlenen bir savaş görüntüsü değil: Hikayeleri olan canlı bir coğrafya
‘Kitap, Filistin’i uzaktan izlenen bir savaş görüntüsü olmaktan çıkarıp insanları, hikayeleri olan canlı bir coğrafya olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.’

Filistin denildiğinde aklımıza gelen ilk imgeler uzaktan şahit olduğumuz, sosyal medyada bir nevi “içerik” olarak sunulan savaş görüntüleri… Savaşın dehşetini, yaşattığı acıları ve şiddetin boyutunu silikleştiren bu kareler arkasında birçok öykü barındırıyor.
Sheikha Helawy’nin Filistinli kadınların günlük yaşamlarına ışık tutan “Arıların Yolu” öykü kitabı; görünmez ayrıntıları, dört duvar arasındaki çatışmaları ve kadınların hem işgale hem de erkek egemen düzene karşı kendi içlerinde verdikleri mücadeleyi görünür kılıyor.
Yazar, bizi siyonist İsrail’in Filistin topraklarını işgali ile, birkaç kilometre ötedeki köyüne bile gitmesi yasaklanan bir dünyaya götürüyor. Aynı zamanda emperyalist sömürge planı bir bir uygulanırken en ağır faturanın kadınlara kesildiğini gösteriyor.
Kitaptaki kadınların ortak noktalarından biri kendi adlarıyla değil; hep birlerinin kızı, kardeşi ya da eşi olarak tanımlanmaları. Hayatlarından küçük parçalar okuduğumuz her bir kadının kendine ait küçücük bir alan açmaya çalışması dahi çevresindeki erkeklere ve ailenin yerleşik düzenine kendini kabul ettirmesiyle mümkün kılınıyor. Bu kabulün şartı ise sınırları gelenek tarafından çizilmiş “makul kadın” kalıbına sığmak. Bu sınırın dışına çıkma ihtimali devasa bir şiddet mekanizmasını tetikliyor.
Kitaptan anlatmak için seçtiğim öykülerin önemi tam da bu ortaklık. Birbirinden farklı hayatlara ve kadınlara bakarken aslında aynı denetim mekanizmasının farklı biçimlerini görüyoruz. Bu yüzden bu öyküler yalnızca bireysel olarak kadınların hikayelerini anlatmıyor, kadınların hayatlarını kuşatan toplumsal ve siyasi koşulları da görünür kılıyor. İşgalin yarattığı kuşatılmışlık ile kadınların bedeni ve yaşamı üzerindeki denetim, birbirinden bağımsız iki mesele gibi değil, kadınların gündelik hayatında birbirine kenetleniyor.

Ölümden sonra da devam eden denetim

Kitapta yer alan ve bir abinin gözünden anlatılan "Fahişe" öyküsü, bu denetleme arzusunun ulaştığı hastalıklı boyutu gösteriyor. Üniversiteye giden kız kardeşinin her adımını kuşkuyla izleyen, zihninde sürekli "yoldan çıkma" senaryoları kuran abi, sahilde tanımadığı hamile bir kadına sırf kız kardeşine benzettiği için saldırıyor. Gerçekle yüzleştiğinde, kardeşini başında ağlarken gördüğünde bile içindeki o paranoya sönmüyor; kadına kendi zihninde çoktan hükmünü vermiş oluyor. Bu öykü, kadına yönelik şiddetin kaynağının kadının eylemlerinden ziyade, erkeğin kadını denetleme ve onu cezalandırma hakkını kendinde görmesi olduğunu gösteriyor. Yafa sahilindeki bu erkek sanrısı ile Türkiye’de her gün en yakınındaki erkekler tarafından katledilen kadınların hedef olduğu zihniyet aynı yerde buluşuyor.
Helawy, bir diğer öyküsünde; düğün için pembe elbise giyen bir kız çocuğunun belirginleşen göğüslerini saklamak için kambur durması anlatılıyor. Annesinin ise kızının bacağındaki kılları kendi “cazibesini” erken fark edip çocuk ruhunun zedelenmesinden endişelenerek aldırmaması üzerinden, büyüme evresinde maruz kaldığı erken denetimi ve kaygıyı gösteriyor. 
Kitapta yer alan bir diğer öyküde ise gasilhanede yıkanırken sırtındaki yılan dövmesi yüzünden ayıplanan bir kadının, ölümünde bile cansız bedeninin "ahlaksız" bulunarak yargılanışına tanık oluyoruz. Helawy, Filistin’deki Bedevi kadınların yaşamını anlatırken bu denetimin sadece hayattayken değil, ölümden sonra bile yakalarını bırakmadığını gösteriyor. Bedeninin üzerindeki en küçük detayın hesabının sorulduğu bu gasilhane sahnesi, Türkiye’de katledilen veya şüpheli şekilde ölen kadınların ardından "O saatte orda ne işi vardı?", "Ne giymişti?" diye soran yaklaşımla ortaklaşıyor.
Arıların Yolu’nun sosyal medyada karşımıza çıkan Filistin görüntülerinden ayrıldığı yer tam olarak burası. Kitap bize savaşın yalnızca bombaların düştüğü anda yaşanmadığını, şiddetin gündelik hayatın ayrıntılarına kadar nasıl sızdığını gösteriyor. Bir kadının nereye gidebildiğinde, nasıl giyindiğinde, ailesi tarafından nasıl tanımlandığında ve hatta öldükten sonra nasıl hatırlandığında bile coğrafyanın izlerini görüyoruz. Bu nedenle kitap, Filistin’i uzaktan izlenen bir savaş görüntüsü olmaktan çıkarıp insanları, hikayeleri olan canlı bir coğrafya olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kolaj: Canva pro


Editörden