Ücretler yazın sıcağında erirken ek zam şart: Hafta içi metal işçisi, akşam garson, haftasonu ev işçisi
İşçi kadınlar başta olmak üzere emekçiler, bulundukları alanlarda birleşmedikleri sürece sefaletten kurtulamayacaklarının farkındalar. Geriye yalnızca, ‘Nasıl ve nereden başlayacağız?’ sorusu kalıyor.

“Yalnız yaşıyor olmama rağmen geçinemiyorum. Gündüz fabrikada çalışıp, akşam ise ek işlere gidiyorum” diyor Sema. Evde çalışan tek kişi olan Fatma ise çürük meyve ve sebzelerle beslendiklerini anlatıyor. Bu iki kadının yaşadıkları, Türkiye'de milyonlarca işçi ve emekçi kadının karşı karşıya bırakıldığı koşulları gözler önüne seriyor. Derneğimizin de dahil olduğu 15 kadın derneği, 23 Ekmek ve Gül Grubu ile birlikte yaptığımız anket sonuçları da yoksulluğun bu sonucunu ortaya koydu: “Kadınlar geçim sıkıntısına bağlı olarak beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor. Et ve süt ürünlerinin azaltılması, öğün atlama, daha ucuz ürünlere yönelme ve sürekli indirim takibi en yaygın baş etme yöntemleri arasında yer alıyor.”

Kadınların hayali borçsuz bir güne uyanmak

Sema, bir metal fabrikasında asgari ücretin biraz üstünde bir maaşla çalışıyor. Evi kira ve sağlık sorunları yüzünden edindiği borçları ödeyemiyor. Fabrikanın çalışma koşulları ise tek kelimeyle berbat. İşçiler tuvalete günde bir defa gidebiliyor ve en ufak hatalarında primleri kesiliyor. Sema’nın bu hayatta tek hayali, borçsuz bir güne uyanmak. Bunun için de gece gündüz çalışıyor. Akşamları düğün salonunda garsonluk, hafta sonu ev temizliği işine gidiyor. Yeterince uyumadığı için gözlerinde seğirme ve regl düzensizliği başlamış.

‘Bir ay kazandığımla çocuklarım doymazken...’

Aynı fabrikada çalışan Fatma da yalnız başına ev geçindirmek zorunda kalan binlerce kadından biri. Eşi iş bulamayınca umudunu kesip çocuklara bakmaya başlamış. Evin geçim yükü Fatma’nın omuzlarında. “Hani kreş ya da ücretsiz bakım evleri olsa ikimiz de çalışır, geçiniriz” diyor. Fatma, köyüne dönmek istiyor fakat taşınmak için paraları yok. Kazandığı para kiraya gidiyor ve ancak ucu ucuna faturalar ödeniyor. “Ne yiyip ne içiyorsunuz?” diye sormaya çekiniyorum. İnsan, insan onuruna yakışmayan bu yoksulluğun dayattığı çaresizliği düşünmeden edemiyor.

Fatma, pazardaki çürük sebze ve komşuların yardımları ile boğazlarından bir şeyler geçtiğini anlatıyor. Fabrikada “Fatma, performansın düşük, hızlan biraz” diyen vardiya amirine “Benim bir ay kazandığımla çocuklarım doymazken, benden sürekli yüksek performans isteyen patronumun acaba çocukları neler yiyor?” diye sormak istediğini söylüyor.

Özellikle yaz aylarında ücretlerin buz gibi eridiği koşullarda, ek zam ve insanca yaşanacak bir ücret talebinin ne kadar acil olduğunu iki örnekte de görüyoruz. Mücadele etmeden hiçbir şey alamayacağımız bir zamandan geçiyoruz. Aslında işçi kadınlar başta olmak üzere emekçiler, bulundukları alanlarda birleşmedikleri sürece bu sefaletten kurtulamayacaklarının farkındalar. Geriye yalnızca, “Nasıl ve nereden başlayacağız?” sorusu kalıyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden