Toz, paletler ve gelecek arasında: Fabrikadaki genç kadınların sesi
Ekmek ve Gül olarak gerçekleştirdiğimiz ‘Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması’ araştırması üzerine bir akademisyen Sincan’daki işçi kadınlarla buluştu.

Ekmek ve Gül’ün "Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması" çalışmasının verilerini heybeme alıp, Ankara’nın Sincan ilçesinde bir fabrikada çalışan yaklaşık 30 kadın işçiyle buluşmak üzere yola koyuldum. Bu buluşmada sadece rakamları değil, birbirimizin hayatını konuşacağımızı biliyordum. Rakamlar kuru ve mesafeliydi; oysa fabrikanın o odasında bir araya geldiğimiz kadınların gerçeği alabildiğine sıcak, öfkeli ve canlıydı.

Çoğu gençti kadınların; 18-30 yaş arası, hayatın tam da başında, enerjisinin en yüksek olması gereken yaşlarda… Birçoğunun ilk iş yeriydi burası. Ama yüzlerindeki, seslerindeki o derin yorgunluk yaş sınırlarını çoktan aşmıştı. En yaşlıları 46 yaşındaydı; yani genç işçiler aslında kendi geleceklerini o ablalarının yüzünde okuyor gibiydiler. Toplantı başladığında, anket sonuçlarından çok kadınların kendi kelimeleri doldurdu odayı. Ortak his, bir "sıkışmışlık" haliydi.

‘Sesin kötü’, ‘Gücün yetmez’, ‘Hamile kalırsın!’

Kadın olmak, bu fabrikada daha kapıdan girerken bir "risk unsuru" olarak kodlanmak demekti. İşe alım aşamasında yüzlerine vurulan, "Hamile kalırsın" bariyeriyle başlıyordu ayrımcılık. İçeri girdiklerinde ise bitmiyordu; "Sesin kötü", "Gücün yetmez" gibi tamamen keyfi, kadınlığı hedef alan gerekçelerle ince ince işlenen baskılarla baş etmeye çalışıyorlardı. Üstelik bu ağır mesainin ardından eve döndüklerinde, eşleri ev işlerine yardım etse bile kendilerine ayıracak tek bir dakikalarının kalmadığını anlatıyordu kadınlar. "Halimiz kalmıyor" diyorlardı. Birçoğu, bu yoğun tempoda geçinebilmek için gecesini gündüzüne katıp ek iş yapan diğer kadınların bunu nasıl başarabildiğine hayretle, biraz da dehşetle bakıyordu. Çünkü insanca yaşamak bir yana, sadece fiziksel olarak ayakta kalabilmek bile bir mucizeye dönüşmüştü onlar için.

‘Artık kim çalışmak ister ki?’

Sohbet derinleştikçe anladım ki ekonomik kriz sadece bugünü değil; bu genç kadınların geleceğe dair kurabileceği tüm hayalleri ve planları da gölgelemiş. Örneğin, kadınların evlenip çocuk sahibi olma fikirleri, "Kim bakacak?" sorusuyla büyüyen kocaman bir kaygı yumruğuna dönüşmüş durumda.

Çocuk deyince, eğitimden açıldı söz. Bir işçi kadının “Eğitimin bir anlamı kalmadı” deyişi odadaki herkesin başını öne eğdirdi. Çocuklarının geleceğinden endişelilerdi. Sırf yoksulluk yüzünden çocuklarını MESEM kıskacına, o güvencesiz çarka teslim etmek istemiyorlardı. Kreş meselesinde ise tavırları o kadar netti ki. Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) içinde, fabrikaların, o ağır kamyonların, tozun, dumanın ve ahşap paletlerin arasında sıkıştırılmış bir kreş istemiyorlardı. Devletin mahallelerde, insani koşullarda kreş hizmeti vermesi gerektiğini savunuyorlar; kreşin kamusal bir hak olduğunu söylüyorlardı.

Sermayenin ve iktidarın adaletsiz gelir dağılımı, fabrikadaki kadınlar için artık tahammül edilemez bir sınıra dayanmış durumda. Tam da bu yüzden, ekonomik talepler sahadaki kadınların en net ikna olduğu maddeler haline gelmiş. Çözümü biliyorlar: "Yoksulluk sınırının altındaki ücretlerden vergi alınmasın, bunun yerine gidin zenginlerden servet vergisi alın" diyorlar. Kendi sırtlarındaki vergi yükünün, holdinglerin silinen borçları olduğunu biliyorlar.

Bizim arzumuz, bizim geleceğimiz

Buluşmanın sonunda ulaştığımız yer, derin bir fiziksel ve ruhsal tükenmişlik tablosuydu belki. Emeğin bu kadar ucuzlatıldığı, bu kadar değersizleştiği bir düzende, içlerinden birinin sorduğu o soru hepimizin aklında asılı kaldı: "Zaten artık kim çalışmak ister ki?" Fakat bu soru bir vazgeçiş değil, aksine mevcut düzene bir itirazdı. Raporların, anketlerin bize söylediğini fabrikanın o odasında kadınlar tek bir sesle özetledi: “Bizler; servet vergisiyle finanse edilen, yoksulluk sınırındaki işçiyi vergi baskısıyla ezmeyen ve kreş gibi hayati hizmetleri kamusal bir hak olarak sunan bir sistem istiyoruz.”

Ekmek ve Gül’ün "Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması" raporunu incelemek için tıklayın.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül



Editörden