Berivan bayram görsün diye
‘Anası babası hayvancılık yapıp hayvansal gıdalardan mahrum kalan çocukların memleketi burası. Hükümetler değişse de yoksulluktan ölen Berivanlar ne yazık ki hâlâ var.’

Tüm mutlu ailelerin birbirine benzediğini yazar Tolstoy. Bayramlarda tüm aileler birbirine benzer. Elbette kötü bir anıları yoksa...

Bu bayram, birçok bayram olduğu gibi “üç nesil” buluştuk. Bu bayram Diyarbakır’da olmanın tam zamanıydı. Her ne kadar ara mevsimler buzullar misali hayatımızdan buharlaşıp gitse de; yapımı ikinci neslin çocukluğuna denk gelen koca bir baraj, sıcağı erken getirse de gökyüzü mavi, dallar yeşil, çocuklar şendi. Erkekler gün ağarmadan düştü yollara, bayram namazı sonrası köyün varlıklı bir ailesinin verdiği yemeği yediler. Ondan önce bütün köyü gezdiler ve babalar ceplerinde iki avuç şekerle döndü. O şekerler çocukların gün içinde toplayacakları şeker torbasının açılış parçaları oldu. Farklı farklı markaların şekerleri birikti o torbalarda. Dağıtılan şekerler evvelden beri insanın ekonomik gücünü yansıtır çünkü kaliteli bayram şekeri alacaksanız cebiniz yanabilir.

Sabah akşam tavuk

Artık Kurban Bayramında tek ailenin küçük baş hayvan alıp kesmesi her babayiğidin harcı değil. Kaliteli şeker misali o da artık yalnız varlıklıların işi. Gelenekler, dini değerler bazı bölgelerde kurban kesmeyi hâlâ dayatsa da Kulp’un bazı köylerinde zaman tersine akıyor. Bir süredir kimse kimsenin kestiği kurbanın hesabını tutmuyor. Hesabı tutulan ve yaşatılan, ilk gün durumu diğer köylülere göre daha iyice olan bir ailenin verdiği sabah kahvaltısı. Sonrasında herkes kendi sofrasından sorumlu. Karnını doyuran erkekler yavaş yavaş eve dönerken kadınların açlığı artıyor. Kahvaltı niyetiyle yeni bir sofra kuruluyor. Etsiz olmasın denilerek içine tavuk eti doğranan sarma, yanında ayranla sofraya geliyor. Sarmalar sindirilince bu defa da kadınlar için bayram gezmeleri başlıyor. Yeni gelinler altın takılarıyla katılıyor bu gezmelere. Düğünlerde borç harçla alınan, üç beş ay sonra da borçlar bitmişse bir arabanın peşinatı olacak altınlarla. Orta yaşlılar, yani ilk neslin kadınları ilçedeki eşya fiyatlarından konuşurken yeni halılar ilişiyor gözlere. Metrekare fiyatı üstüne tartışmalar ve tatlılar bitince ziyaretler de bitiyor. Akşama da yine tavuk haşlama... Akşam yemeği sonrası çayın yanındaysa ayçiçek çekirdeği var. Yoksulluk göze batmıyor, herkes mutlu çünkü daha kötü günlerimiz olmuş...

Mutluluk benzer, mutsuzluk da bir

Bu evlerin içinde 90’lardan kalma kötü bir esinti var. Mutlulukları benzer ama mutsuzlukları da bir. Hep beraber boşaltmak zorunda kalmışlar bu köyü. Şehir merkezinde kimsenin güzel bir anısı yok, herkes yoksulluğun dibini görmüş. “Bu halimize şükür” dercesine 30 yıl evvel ölmüş bir çocuğun hatırası düşüyor çay sofrasına. Kıvırcık saçlı güzel Berivan bu akşam hatırlanan. Hastalanınca hastaneye yatırmışlar, taburcu olacaklarında borç çıkmış, hastanede rehin kalmışlar. Çözümse akşam firar etmek olmuş. Bir süre sonra ölmüş yaklaşık iki yaşındaki Berivan. Diyarbakır’da mezarı evinden kilometrelerce uzakta ve anası her istediğinde ziyaret edemiyor onu. Ölümünün nedenini kimse tam olarak bilmiyor. Hastaymış işte, hem o sene akrabalardan Berivan’ın yaşıtı başka bir çocuk daha ölmüş. Nedensiz ölüyormuş çocuklar o zaman... Yoksulluktan aslında!

Eskiden miymiş sağlık hizmetine ulaşamamak?

Aile Bakanlığının bayram haftasındaki “üç kuşak bir sofra” programından habersiz, ilk bayram gününü tavuk etiyle kapatan sofralar... Muhtemelen hükümet cenahının tavuk etli sofralarda haberi yok dersek, buna artık bu köyün çocukları dahi inanmaz.

Her yıl kışa hazırlık olsun diye kilolarca yapılan kavurmalar yerini domates, biberden yapılan konservelere, buzluğa atılan yeşil fasulyelere bırakıyor. Hayvancılık her geçen gün zorlaşırken yıllardır çözülemeyen su sorunuyla tarım yapmayı bir kenara bırakın, konserve yapacak biberi pazardan alıyorsunuz. Neyse ki üzüm, kayısı, armut gibi meyveler her sene ürün veriyor da bazı mevsim meyvelerini es geçmemiş oluyorsunuz. Yine de çocuklar haftanın iki günü et yiyemedikleri gibi her gün de meyve yiyemiyorlar. Düzensiz beslenmenin yaratacağı sağlık sorunlarını takip edecek sağlık hizmeti ise yine çok uzaklara düşüyor. 1. basamak sağlık hizmeti alabilmek için bazı evlerin epey yol yürümesi gerekiyor ama tek sorun bu değil. Sağlık evi her gün açık olmuyor. İlçe hastanesine gitmek isteyene özel araçla 20 dakikalık mesafe söz konusu. Malumunuz köy yerinde sürekli toplu taşıma olmaz. “Eskidenmiş o sağlık hizmetine ulaşamamak” cümleleri zihnimizde çok taze ama bakınız örnekleri mevcut.

Kameralar önüne kurulan sofralar gerçeği değiştirmiyor

Hükümet günleri, haftaları, hatta on yılları “milli” projelerle süslerken yetersiz ve sağlıksız beslenen çocukların her tür hakkı askıda kalmaya devam ediyor. Kaliteli menülerle kameralar önünde kurulacak sofralar, bir sonraki pazartesi gününde çocukların okulda aç olacağı gerçeğinin önüne geçemiyor. Oysa nitelikli eğitim hakkından tutun da o eğitimlerde çocukların aç kalmamasını sağlamak, onları okullarda güvenle korumak devletin birincil sorumluluğu.

Anası babası hayvancılık yapıp hayvansal gıdalardan mahrum kalan çocukların memleketi burası. Hükümetler değişse de yoksulluktan ölen Berivanlar ne yazık ki hâlâ var. Biz istiyoruz ki artık devlet politikalarından çocuklar zarar görmesin. Göstermelik projeler değil, yaşanılabilir bir ülke istiyoruz ve mümkün olduğunu biliyoruz.

Görsel: Canva pro yapay zeka görsel oluşturma aracı


Editörden