Pasaportsuz dünya turu
‘Artık dünyanın her yerini görebiliyoruz. Biz de birileriyiz. Gidemesek de ortamlarda satacağımız yurt dışı deneyimlerimiz var.’

30 yaşındayım.

Çocukluğumdan beri kurduğum en büyük hayallerden biri dünyayı gezmekti.

Pasaportumdaki damga sayısı pek iç açıcı değil (hatta hiç yok...). Ama Google Haritalarıma bakarsanız dünyanın yarısını gezdiğimi sanabilirsiniz.

İsviçre'de tren bekledim. Portekiz'de denize gireceğim koyu seçtim. Kazakistan'da çeşitli kanyonlara gittim. Amsterdam'da kanal kenarında bisiklet sürdüm. Slovenya'da göl kenarında gün batımının en güzel izlendiği kıyıyı buldum.

Öyle gelişigüzel de gezmiyorum.

Gidersem aç kalmayayım diye restoranları kaydediyorum. Kahvecileri kaydediyorum. Fırınları kaydediyorum. Google Haritalarda dünyanın dört bir yanına yeşil bayrak dikiyorum.

Sanki uçak biletim alınmış, otelim ayarlanmış da tek eksik şey günün gelmesi.

Geçen gün Portekiz'de denize girilecek koylara bakıyorum. Bir tanesi inanılmaz güzel. Tam kaydedeceğim, sonra dedim ki: "Buraya da gitme ya, nasıl ulaşacaksın ki?"

Dedim ve o koydan çıktım.

"Yok," dedim, "burası bana göre değil." Başka koy aramaya başladım.

Gerçekte gitmediğim, belki de hiç gidemeyeceğim bir tatilin içinde bile ulaşımı hesaplıyorum. Hayal kurarken bile gerçekçiyim.

Bir de Instagram var.

Algoritma benim ekonomik durumumu kabul etmiyor galiba.

Ana sayfamın yarısı "İtalya'da gidilebilecek 10 koy", "Karadağ'da mutlaka yemeniz gereken 7 lezzet", "İsviçre'de arabayla yapılacak en güzel rota", "Slovenya'nın gizli kalmış gölü" videolarıyla dolu.

Telefonumdaki uygulamalar benim benden daha çok seyahat edeceğime inanıyor. Instagram beni her gün başka bir ülkeye gönderiyor. Google Haritalar da rotayı çiziyor. Tek ikna olmayan kişi banka hesabım.

Sonra bizim klasik sohbet başlıyor.

"Abi deneyimleyemiyoruz ya."

"Kendimizi geliştirmiyoruz."

"Hep olduğumuz yerdeyiz."

"Şurada bak üç kahve içiyoruz. Buna vereceğimiz parayı biriktirsek gideriz bu kahveyi Barcelona’da içeriz."

Tam o an aklıma Yaprak Dökümü geliyor. Hani Hayriye Hanım'ın, "Kesenin ağzını açalım" dediğinde Ali Rıza Bey'in verdiği o cevap var ya: "Kese boş Hayriye... Ağzını açsan ne olur, kapatsan ne olur?" Bizim muhabbet de biraz öyle. Sanki sorun kahve parasıymış gibi... Sanki bu ay üç kahve içmesek Schengen vizesi cebimize düşecek, uçak biletleri alınacak, konaklama çözülecek gibi.

Yine de konuşuyoruz.

Çünkü insan bazen daha gidemediği şehirde nereden denize girilmesi gerektiğini konuşmayı seviyor.

Tabii bir de o meşhur yurt dışı tayfası var. Yılda iki üç kez uçak bileti kampanyası kovalarlar. Bir bakmışsın hafta sonu İtalya'dalar, sonra Karadağ, derken Portekiz... Onlarla aynı masadaysanız bilin ki konu bir şekilde mutlaka yurt dışına bağlanır. O kadar ülke gezerler ama dönerken size ne bir çikolata getirirler ne de bir içki.

"İsviçre'de raylı sistem var ya..."

Bu cümleyi duyunca devamını ezbere biliyorum.

"Şu kartı alıp şuradan şu trene biniyorsun zaten."

"Biz Interlaken'den Luzern'e trenle geçtik."

"Zaten çok pahalı değil."

Sonra biri mutlaka şöyle diyor: "Ya zaten şurayla şurası 80 kilometre."

Nasıl biliyorsunuz ya? Ben daha evimle iş yerim arasının kaç kilometre olduğunu bilmiyorum. Siz Portekiz'de iki koyun, İsviçre'de iki kasabanın, İtalya'da iki şehrin arasındaki mesafeyi nasıl ezbere biliyorsunuz? Bir de bunu öyle rahat söylüyorlar ki sanki, "Kadıköy'den Beşiktaş'a geçtik." der gibi.

İşte tam o an sessizleşiyorum.

Sessizliğim İsviçre'yi bilmediğimden değil. Aksine, belki de fazlasıyla bildiğimden.

"Şu sokakta çok güzel binalar var."

"Şurada iyi çakı satıyorlar."

"Şu koya sabah gidin, güneş arkadan vuruyor."

Artık dünyanın her yerini görebiliyoruz. Biz de birileriyiz. Gidemesek de ortamlarda satacağımız yurt dışı deneyimlerimiz var.

Ama fiziki olarak gidemiyoruz tabii. Daha doğrusu, gidebilen gidiyor.

Ama ben yine de gezmeye devam ediyorum. Google Haritalar üzerinden.

Belki biraz komik. Ama en çok da gerçek. Çünkü bazılarımız pasaportunu damgalarla dolduruyor. Bazılarımız Google Haritalardaki mavi bayrakları. O yüzden size küçük bir tavsiye vereyim.

"Param yok."

"İznim yok."

"Vizem çıkmadı" diye üzülmeyin.

Telefonu şarja takın. Google Haritaları açın. Her gece başka bir şehir gezin. İsterseniz Lizbon'da yokuş çıkın. Amsterdam'da kanal kenarında yürüyün. Zürih'te tren bekleyin. Bonus olarak, gerçekten o şehirde kaybolmak isterseniz kulaklığınızı takın. İtalya sokaklarında yürürken L'Italiano dinleyin. Portekiz'de gezerken bir Fado dinleyin. İnanın, bir süre sonra gerçekten oradaymış gibi hissediyorsunuz.

Ben bazen kendimi öyle kaptırıyorum ki...

Tam o sırada içeriden arkadaşım sesleniyor: "Ezgiii, kahve ister misin?"

Bir an duruyorum.

Ve nedense o ses bana Lizbon'da sabah sörften dönmüşüz de arkadaşım sahil kenarındaki küçük bir kafeden bana sesleniyormuş gibi geliyor.

İnanın. Sadece hayal edin.

Sonra kahvelerimizi alıp tavanı dökülmüş balkonumuza geçiyoruz. Rüzgar esiyor. Tavandan beyaz parçalar üzerimize yağıyor. Temu'dan aldığımız denizanası gece lambasını açıyoruz ve tatil planı yapmaya başlıyoruz...

***

Bu arada sevgili Google...

Eğer bir gün bu yazıyı görürseniz bilin ki uygulamanızı bu kadar sadakatle kullanan çok az insan vardır.

Dünyanın dört bir yanına yeşil bayrak diktim. Rotaları hazırladım. Restoranları seçtim. Toplu taşımayı kontrol ettim. Ne olur sponsor olun.

Ben rotayı hazırladım. Siz sadece uçağı bir de tabii konaklamayı halledin.

Ve siz, Ekmek ve Gül okurları...

Google Haritalarda mavi bayraklarınız hiç eksik olmasın.

Fotoğraf: Stani Gref/ Pexels

İlgili haberler
Çocuklar tatile değil atölyeye gidiyor...

3 Mülteci çocuk, ya kendileri okumak için ya da kardeşlerini okutmak için çalışıyorlar. Çocuk işçiler, geleceklerine ilişkin hayal kursalar da asıl olarak bugünü düşünüyorlar

Kreş, lojman, tatil köyü hayal değil gerçek!

Sağlık çalışanları için kreşler, hemşire kadınlar için lojmanlar, kamp alanları... Birçok kamu emekçisinin hayalini kurduğu bu haklar yakın geçmişe kadar vardı. O halde ne bu umutsuzluk, olmazcılık?

Yaz geldi, okullar tatil; anne babaların gözü arkada

Çocukları yaz tatilinde olan çalışan kadınlar, kimi zaman eşleriyle farklı vardiyalarda çalışarak çocukların bakımını sağlıyor. Bakım sorunu nedeniyle işten ayrılan kadınlar da oluyor.


Editörden