Toprak mahsullerinin emekçileri, emektarları. Hayat biter, yoksulluk bitmez; aylık gelir asgari olunca biraz daha yoksullaşan halk çareyi topluca çalışmakta buluyor. Çoluk çocuk, yaşlı genç yollara düşüyor; kimi bin kilometre yol yapıyor, kimi bin 500 kilometre. Kimi çadırda onlarca kişiyle yaşıyor. Kimi bir evi üç dört aileyle paylaşmak zorunda kalıyor, evde bir oda bulanlar şanslı sayılıyor, kimi çadırda kalıyor, zulüm bitmiyor. Kilometrelerce yol, ölüme giden yola dönüşebiliyor. 18 kişilik minibüslerde 30 kişi seyahat ederken risk alıyorlar. Kimi yolda can veriyor, kimi tarlalarda güneşin altında ter döküp yaşam savaşı veriyor. Dört direğe bağlanmış muşambalardan banyo, tuvaletin olduğu; mahremiyetin ortadan kalktığı ortamlarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Sabahın 5’inde uyanan işçiler 5.30’da yola çıkıyor, 6’da tarla başında çalışmaya başlıyor. Okulu bırakıp aileleri ile çalışmak zorunda kalıyor çocuk işçiler ve güneşin altında saatlerce annelerini bekleyen çocuklar tarlalarda perişan oluyor.
Soruyoruz bir kadın işçiye, “Kendi memleketinizde niye çalışmıyorsunuz?” diye. “İş imkanı olsaydı elin memleketinde ne işimiz olurdu? Ailenin bütün fertleri ayrı bir yerde ekmeğinin peşinde. Bölündük. Kızım üniversite bitirdi, iş bulamadığı için Antalya’da çalışmak zorunda kalırken biz de Manisa’da çapa, ot biçme işleriyle uğraşıyoruz. Küçük oğlumu kendimle tarlaya götürmek zorunda kalıyorum, benim gibi olan onlarca kadın oluyor” diye yanıt veriyor. Verilen yalan sözleri de bize hatırlatıyor kadın işçi: “Bize bir ara çocuklar için geçici okul, kreş sözlerini verenler oluyordu, nerede acaba? Çocuklarımız da bizimle tarlalarda sürünüyor. Güneşin altında kavruluyor. Nişanlı bir kızım var, çeyizine tek bir parça alamadım; gece gündüz çalışıyoruz ama elimize bir şey geçmiyor. Kocam kamyon şoförü, her zaman yollarda; çocuklarım babasına hasret kalıyor.”
Gündüz tarla, akşam ev işlerinde...
Kadınların kat be kat daha fazla yük aldığını böyle anlatıyor: “Erkek işçiler iş bitince duşunu alır, hazır çayını içer, yatağına geçer. Kadınların hayatı zorlukla, cefayla geçer. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği... Tarlada ter döken, çapa yapan kadın; eve, çadıra yetişince bir yandan yemek yapma derdinde, bir yandan kazanda su ısıtıp duş hazırlıkları, bir yandan ertesi günün yemeğini hazırlama telaşında. Bir de ekmek yapma işi var; haftada bir kere 15 kilo unu ekmek yapma, kısacası kadın her işte... Gündüz tarla, akşam ev işlerinde.”
Tüm insanların yiyeceğini karşılayanlar, emek verenler açlığa, yoksulluğa mahkum ediliyor. Hayatlarını, düzenlerini, evlerini bırakıp ekmeğinin peşinden gidenler görünmüyor...
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















