Gülistan Doku’nun kaybolmasının üzerinden altı yılı aşkın bir zaman geçti. Bu süre boyunca hem biz kadınlar hem de Gülistan’ın ailesi “Gülistan Doku nerede?” diye ısrarla sormaya devam ettik.
Üç ay önce uzun süredir ilerlemeyen dosyada bir anda pek çok gözaltı olmaya başladı ve Erzurum Başsavcılığının, “karanlık ilişki ağları” olarak ifade ettiği bürokratik ağların varlığını da görünür kıldı. Bu üç aylık süreçte korumalar, sağlıkçılar, emniyet mensupları, korucular, iş insanları ve bilişimcilerin de aralarında bulunduğu onlarca kişi gözaltına alındı.
Soruşturma sürecinde ortaya çıkan ilişki ağları, para trafiği ve alınan terfiler; karşımızda organize, devletin kendisine verdiği güçten beslenen politik bir örgütlülüğün varlığını gösteriyor. Bu örgütlülük; kadınlara yönelik şiddetin, tacizin ve kadın cinayetlerinin arttığı; suçluların cezasızlık politikalarından güç aldığı, iyi hal indirimleriyle cezasız bırakıldığı, kadınları koruyacak yasaların uygulanmadığı ve İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılan bir ülkede varlığını sürdürüyor. Bu yapı, altı yıl boyunca cezasızlık politikasından güç alarak hayatlarına devam etti ve terfi almaya devam etti.
Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku yaptığı açıklamada “Kardeşim bir çembere alınmış; doktora gitmiş yok, polise gitmiş yok, biri görevini yapsa kardeşim hayatta olacaktı belki” diyor. Bu küçük kentte on yıllardır güvenlik, terör adı altında her tarafa kontrol noktası, kalekollar, her sokağa MOBESE’ler koydular.
Böyle bir atmosferde kadınlar için güvenli bir kentten söz edilebilinir mi? Gülistan’ı korumayanların beslendiği bu cezasızlık politikasıyla hesaplaşmadan kaybedilen kız kardeşlerimizin akıbeti gerçek anlamda ortaya çıkabilir mi? Dalga dalga süren ve devamının da geleceği anlaşılan bu operasyonlar, ortaya çıkan ilişki ağlarının nasıl bu kadar rahat hareket edebildiğini sorgulamadan, yalnızca "iyi niyetli" adli makam temsilcilerinin attığı adımlarla adalet sağlanabilir mi? Adil olan; suç örgütü gibi hareket eden, suçu örtbas etmek için elinden geleni yapan bu ilişki ağlarının içindeki kişilerin, altı yıl boyunca ellerini kollarını sallayarak hareket edemeyeceği bir ülke yaratmaktır.
Bedriye Doku, "Ben biliyorum Gülistan gelmez ama başka üniversite öğrencileri ölmesin, başka analar ağlamasın" demişti. Artık gelinen noktada aile, yas hakkını istiyor. Bizler de bu hakkın bir an önce karşılık bulmasını ve "Gülistan Doku nerede?" sorusunun cevabının açıklığa kavuşmasını istiyoruz.
Etkin soruşturulmayan şüpheli ölümler kadın cinayetlerini geçti
Veriler de etkin soruşturulmayan şüpheli ölümlerin failleri cesaretlendirdiğini, kadın ölümlerinin soruşturulmadığını gösteriyor.
◾2026 yılının ilk altı ayında 150 kadın cinayeti, 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.
◾150 kadının yüzde 43’ü evli oldukları, yüzde yedisi boşandıkları erkekler tarafından öldürüldü.
◾Öldürülen kadınların yüzde 61’i evlerinde, yüzde 52’si ateşli silahlarla öldürüldü.
◾Şüpheli kadın ölümlerinin yüzde 61’inde ölüm nedeni tespit edilemedi, yüzde 92’sinde şüpheli ile yakınlığı tespit edilemedi. Şüpheli kadın ölümlerinin yüzde 16’sı yüksekten düşme, yüzde 11’i ateşli silah olarak ölüm nedenleri kayda geçti. Şüpheli ölümlerin yüzde 64’ü evde gerçekleşti.
◾Geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğunun ortaya çıktığı belirtiliyor. Bunun, etkin ve ısrarlı soruşturma sonucu gerçeğin açığa çıkarılıp faillerin tespit edilebilir olduğunu gösterdiği raporda ifade ediliyor.
◾2026 yılının ilk altı ayını kapsayan rapora göre öldürülen kadınların 10’unun 25 yaşından küçük. En az dokuz kız çocuğu öldürüldü. Öldürülen kadınların yüzde yedisi 65 yaş üstündeydi.
◾En az 15 kadın adli sicil kaydı olan erkekler tarafından öldürüldü.
◾10 kadın akrabası, dokuz kadın babası, altı kadın oğlu, iki kadın ise kardeşi tarafından öldürüldü.
Gülistan Doku soruşturmasında neler oldu?
Dosyada toplam tutuklu sayısı, dönemin valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan tutuklanmasının ardından 16’ya çıktı. Son operasyonla gözaltına alınan çoğu polis olan 18 kişinin ise tutukluluk durumu henüz belli değil.
◾Doku’nun kaybolmasının ardından altı yıl sonra 13 Nisan 2026’da, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in, Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı Zaynal Abarakov’un, Sonel’in arkadaşı Uğurcan Açıkgöz’ün, eski polis memuru Gökhan Ertok’un da aralarında olduğu 13 kişi gözaltına alındı. Soruşturmanın Nisan ayındaki bu ilk ayağında, şüpheliler arasında yer alan ve ABD'de bulunduğu tespit edilen Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarıldı ve ABD yetkilileri tarafından tutuklandı.
◾20 Nisan’da Gülistan Doku'nun geçmişe dönük giriş ve sağlık kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir ve 17 Nisan’da dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel gözaltına alındı.
◾21 Temmuz’da 5 ilde eski valinin eşi Handan Sonel, doktorlar ve güvenlik korucularının yer aldığı delil karartma odaklı operasyonda 15 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında üç doktor, bir hemşire, bir bilgi işlem görevlisi, beş veri giriş personeli, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel, Gülistan Doku’nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketinin sahibi, bir iş insanı ve üç korucu bulunuyor.
◾Eski Vali Tuncay Sonel’in dijital materyallerinin incelenmesi sonucunda Ankara merkezli operasyonla iki kişi daha gözaltına alındı.
Ve son olarak soruşturma sürecinde delillere müdahale ettiği şüphesi bulunan emniyet müdürü, amir ve polislerden oluşan kolluk görevlilerine yönelik 15 ilde düzenlenen operasyonda 18 kişi gözaltına alındı.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















