Dünyanın dört bir yanı savaş çığırtkanlığı, yükselen sağ ve otoriter iktidarların zulmü, çatışma ve ölümlerle kuşatılmışken kadınların mücadelesi de dur durak bilmiyor. Kadınlar güvenceli ve insanca çalışma koşulları, insanca ve güvenli bir yaşam ve barış için bir araya gelip sokaklara dökülüyor.
Arjantin: ‘Açlık şiddettir’
Arjantin’de Milei hükümetinin “testere” adı verilen kemer sıkma politikaları; eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi ihtiyaçlara yönelik halkın geniş kesimlerinin yararlandığı uygulamaları törpülüyor. Bununla birlikte çalışma yasasında yapılması planlanan grev hakkının kısıtlanması, esnek istihdamın yaygınlaştırılması gibi düzenlemeler Arjantin halkı tarafından protestolarla karşılandı.
Halkın oldukça geniş bir kesiminin yararlandığı mahalle mutfakları, gıda sevkiyatı kesintilerinin yanı sıra aşçılarının da yıllık ödemelerini alamaması gerçeğiyle karşı karşıya. Daha önce devlet kurumları önünde “halk kazanları” kaynatan Arjantinli kadınlar, bu pratiğe devam etmekle birlikte hayatlarından yapılan kesintilere karşı ön saftalar. Kadınların tek sabit geliri ve mahalledeki binlerce ailenin tek gıda güvencesi ellerinden alınırken kadınlar “Açlık şiddettir!” sloganıyla mutfaklarda çalışan ve büyük çoğunluğu kadın olan gönüllülerin emeğinin tanınması ve kesilen gıda yardımlarının derhal iade edilmesi talebini yükseltiyor.
Bu sene 8 Mart’ta da kadınlar Milei hükümetine karşı ses çıkarttı. Meclis önünde binlerce kadın mor ve Arjantin kadınlarının simgesi haline gelen yeşil fularlarıyla barikat kurdu. İşsizlik ve güvencesizlikle karşı karşıya kamusal haklarını savunan kadınlar, neoliberal politikalara karşı “Ni un paso atrás” (Geriye bir adım bile yok!) sloganı ile taleplerini yükseltti.
ABD: ‘No kings!’
Trump’ın sermayenin krizlerine ilaç olacak biçimde iktidarı yeniden daha otoriter bir yerden kurma çabası, halk nezdinde hızla otoriterleşme, kazanılmış haklara saldırılar ve emperyalist barbarlığın ulusal güvenlik retoriğiyle harmanlanması olarak karşımıza çıktı. Bakım maliyetlerinin sürdürülmesinin imkansız hale gelmesiyle Trump hükümeti de “geleneksel ailenin kutsallığı” söylemiyle bu yükü kadınların omzuna yüklüyor. “Kapsayıcılık” uygulamasının kalkmasından ordudaki tasfiyelere, kamusal alandaki hamleleriyle LGBTİ’lere karşı bir nefret propagandası yürütüyor.
Kamusal sağlığa yönelik talepler dünden daha yakıcı biçimde yineleniyor, sendikal yasakların olduğu yerlerde sağlık emekçileri hastalık izniyle fiilen greve gidiyor. Özellikle kürtaj yasaklarının en sert uygulandığı eyaletlerde kadınlar Meclis binalarının içindeki alanlarını terk etmiyor, klinikleri insan zincirleriyle savunuyor. Kürtaj haplarının eyalet sınırlarını aşan dağıtımının federal güvence altına alınması ve düşük gelirli kadınlar için kürtaj ve doğum kontrol hizmetlerinin kamu destekli olması talepleri etrafında birleşiyorlar.
İçeride, ICE ajanlarının cinayetleriyle de somutlaşan kolluk şiddeti; dışarıda ise Venezuela’da Maduro’ya yönelik kaçırma hamlesi, İsrail’le işbirliği ve İran’a yönelik saldırılarla görünür hale gelen askerî bir barbarlık eşliğinde yürütülen nefret ve yağma stratejisi, ABD’nin uluslararası arenada “demokrasi ihracatı” bahanesine başvurmasını engellemiyor. Buna karşılık, ABD’de kadınlar “Savaşa değil, kamu hizmetlerine bütçe” çağrısını en yüksek sesle yinelemeye devam ediyor. Mart ayı boyunca Kongre binalarının koridorlarında “No War on Iran” pankartlarıyla yapılan oturma eylemleri 28 Mart’ta “No Kings!” (Krallara Hayır!) adını verdikleri kitlesel yürüyüşlerle devam etti.
Yunanistan: NATO’ya karşı sokakta
Sendikal örgütlenme temelli grev geleneğiyle Yunanistan, Avrupa Birliği’nin kemer sıkma politikalarına ve NATO’nun bölgedeki askeri varlığına karşı önemli bir hattı örgütlüyor.
2026 itibarıyla özelleştirme politikaları ve kamu harcamalarındaki kesintiler, halkın geniş kesimlerinde tepkiyle karşılık buluyor. Son yıllarda üniversite öğrencilerinin üniversitelerin özelleştirilmesine karşı yürüttüğü mücadele, köylü direnişleri ve işçi grevleriyle birleşmişti. Benzer şekilde, kamu hastanelerine yönelik özelleştirme girişimleri de kamusal sağlığı tehdit ettiği gerekçesiyle güçlü tepkilerle karşılanıyor.
Sermayenin bütünlüklü saldırılarına karşı, kadınlar taleplerini kitlesel yürüyüşlerde yükseltti. Bu yıl 8 Mart da bu doğrultuda, sömürüye ve emperyalist savaşlara karşı bir mücadele çağrısıyla birleşti. Atina başta olmak üzere birçok büyük şehirde eş zamanlı düzenlenen yürüyüşlerde, özellikle ABD ve İsrail’in Orta Doğu’ya yönelik saldırıları ile NATO’nun Yunanistan’ı lojistik üs olarak kullanmasına tepki ortaya kondu.
Yunanistan Kadınlar Federasyonu (OGE), savaşın nedenini “demokrasi ihracı” ya da “kadın hakları” söylemleriyle açıklayan yaklaşımlara karşı çıkarak, asıl nedenin enerji ve pazar paylaşımı ile sermaye krizi olduğunu vurguladı. Ayrıca savaş politikalarının “ulusal güvenlik” gerekçesiyle halk üzerindeki yükleri artırdığına dikkat çekerek, savaştan en fazla etkilenecek kesimler arasında yer alan kadınlar açısından, barış talebi etrafında antiemperyalist bir tutum almanın öneminin altını çizdi.
İspanya: Barışın gücü kadınlar
İspanya’da kadınlar ABD’nin İran’a saldırılarına karşı ülkelerindeki NATO üslerinin kullanılmasını reddetmeleriyle aldıkları tutumla beraber aşırı sağın yükselişi, savaş çığırtkanlığıyla ve şiddete karşı mücadele temasıyla bir araya geldiler. Bu kitlesel buluşmalarda kadınların küresel bir barış gücü olduğu vurgulandı.
İran: ‘Ne molla, ne monarşi, ne Pentagon’
İranlı kadınlar uzun süredir çok cepheli bir savaşta hayatlarını savunuyor. Kadınlar, “Jin, Jiyan, Azadi” sloganını emperyalist saldırganlığın ve hükümet tercihlerinin kadınların hayatları üzerindeki tahakkümüne karşı yükseltiyorlar. “Ne molla, ne monarşi, ne Pentagon” söylemi her geçen gün yaygınlaşırken dış saldırganlığın içerideki baskıyı meşrulaştırmak için kullanılmasını da aynı sertlikte eleştiriyorlar. Zorunlu başörtüsü ve ahlak yasalarının iptalinden başlayarak kadın bedeninin üzerindeki devlet tahakkümünün kaldırılması, temel gıda ve ilaç erişimini engelleyen ekonomik yaptırımların derhal durdurulması, miras ve boşanma gibi konulardaki cinsiyetçi yasaların iptal edilerek; medeni kanunun laik bir temelde yeniden düzenlenmesi, başta sendikacı kadınlar olmak üzere tüm siyasi tutsakların şartsız tahliyesi talepleriyle mahalle şuraları gibi yerel biçimlerde örgütleniyor, militarizme ve emperyalist barbarlığa karşı yaralarının kaynağını bilerek, savaşın tüm insanlığın savaşı olduğunu hatırlatarak mücadele çağrısını yineliyorlar.
Fotoğraf: MilaComunicacion/ Wikimedia Commons (CC BY 4.0)
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















