Bizim dengemizi bozmayınız
Bizi birbirimizden ayıranın, bizi birbirimize bağlayanın ne olduğunu tüm çarpıcılığı ile anlatan gündemimize sokulan her türden meselenin aslında neyi örttüğünün bir göstergesi olan anekdottan...

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nden Adile Doğan geçen yılın 8 Mart’ını değerlendirirken bir anekdot paylaşmıştı. Dernek olarak yaptıkları 8 Mart etkinliğine sanayii işçilerinden, kibrit işçilerine, tekstil fabrikalarından ev emekçisi kadınlara kadar her alandan emekçi kadınlar katılmıştı.
Etkinliği izlemeye gelen kibrit işçisi kadınlar; savaştan kadın cinayetlerine, kadınların yaşadığı hak gasplarına ilişkin konuşmalarda çözüm olarak dile getirilen “Bizi ezen bu düzeni değiştireceğiz” sözünün ardından etkinliği terk etmişlerdi. Daha sonra kadınlarla buluşup tartışan dernek üyesi kadınlara “Biz bu düzeni zor getirdik, neyini beğenmiyorsunuz?” demişlerdi. “Eskiden kızlarımız üniversiteye giremiyordu, doktor, mühendis olamıyordu” diye anlatmışlardı “yeni düzen”i. “Şimdi olabiliyorlar mı?” sorusuna verilen yanıt manidardı; yine olamıyorlardı, çünkü bir işçinin kazandığı para ve eğitim koşulları çocuklarının üniversiteye gitmesine olanak vermiyordu. Tartışmada görülmüştü ki son dönemin kadınları öfkelendiren pek çok gündemini takip edememişlerdi, çünkü günde 10 saat hiç durmadan çalışıyor, mesaiye evde de devam ediyorlardı. Ne dönemin en önemli gündemi olan Diyanet’in “babanın öz kızına şehvet duyması haram değil” fetvasını ne de kiralık işçilik/ yarı zamanlı çalışma yasasını duymuşlardı. Gündemler tartışıldıkça şaşırmış, özellikle şiddet ve yoksulluk kendi hayatlarından en çok örnekler verdikleri konular olmuştu. Derneğin etkinliğini öfkeyle terk eden kadınlar, bu sohbetten sonra dernek yöneticisi kadınları sarılarak uğurlamış, “Daha çok görüşelim” demişlerdi.
Bizi birbirimizden ayıranın, bizi birbirimize bağlayanın ne olduğunu tüm çarpıcılığı ile anlatan bu anekdot, gündemimize sokulan her türden meselenin aslında neyi örttüğünün de adeta bir göstergesi.
Bugün başörtülü kadınların kamusal alandan dışlandığı dönem geride kaldı. Ama başörtülü kadınların kamusal alandan dışlanmasından beslenen siyasal iktidar, kadınların nasıl yaşayacağı, ne giyeceği, nasıl davranacağı, neye hakları olup olmadığı konusunu, yani kadınların -ister başörtülü olsun ister olmasın tüm kadınların- kamusal yaşamın her alanından nasıl dışlanacağı konusunu bir siyasi proje olarak, her gün yeni bir uygulama ile karşımıza getirmekten geri durmuyor.
Bunu, halkın dini inançları ve muhafazakar yaşam tarzı diye ifadelendirdiği “gerekçelerle” meşrulaştırmaya çalışıyor.
Çocukların istismarcılarla evlendirilmesi gibi en geri fikirleri de, 12 yaşındaki çocukların “istismara rızası olabileceği”ni ifade eden yasayı da, kadınların boşanma haklarına, şiddete uğradıklarında kamusal olanaklardan yararlanarak kendilerine yeni bir yaşam kurma haklarına saldırıyı da “ama halkımızın inançları...” diye geveleyerek kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Müftülere nikah yetkisi tartışması da benzer bir biçimde gündemimize sokuldu.
Bugün ülkemizde her 3 evlilikten biri kadınlar çocuk yaştayken gerçekleşiyor. Ve evliliklerin yüzde 97’si hem resmi hem de dini nikahın birlikte kıyıldığı nikahlarla gerçekleşiyor. Biliyoruz ki kadınların çocuk yaşta olduğu evlilikler dini nikah yoluyla yapılıyor, ancak kadınlar reşit yaşa ulaşıp talepkar olduklarında resmi nikah da gerçekleşiyor. Kimsenin inancı gereği ek olarak bir de dini nikah yaptırmasına karışılmıyor bu ülkede. Hatta suç olmasına rağmen çocuk yaşta evliliklerin dini nikah yoluyla gerçekleştirilmesine de karışılmıyor! Çocuk istismarının evlilikle meşrulaştırılmasını getiren yasa düzenlemesi tartışılırken Adalet Bakanı’nın dediği gibi “Düğünler yapıyorlar, dernekler yapıyorlar ve evlilikler oluyor, savcı kaymakam düğüne geliyor, ama yaş tutmadığı için resmi kıyamıyorlar... Tamamen ailelerin ve küçüğün de rızasıyla yapılmış işler bunlar.”
Bu “işler”in, dini inançlarının gereklerine uygun yaşamaya çalışan kadınların da hayatını kararttığını, tam da bu nedenle kadınların kendi kızları aynı “işlerin” kurbanı olmasın diye ömür çürüten işlerde, gün yüzü görmeden çalıştıklarını, evlerde kocalara, babalara, abilere karşı kızlarına kol kanat gerdiklerini, ama olmazı olur kılamadıkları için aynı kaderi kızlarının da yaşamak zorunda kalmasını hüzünle seyrettiklerini biliyoruz.
Biliyoruz, çünkü bizim dergimiz, inancı, fikri, kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun o emekçi kadınların anlatılarıyla dolu.
Biz kadınların inançları, yaşam tarzları, kimlikleri, kişilikleri, siyasi görüşleri ile değil, nasıl yaşamak zorunda bırakıldıkları ile ilgileniyoruz. Ve görüyoruz ki “bu düzen benim” diyen bir aldanmışlıkla zorlu yaşam koşullarına boyun eğen kadınlar, o düzenin neden kendi düzenleri olmadığını tartışmaya başladıkları an “fedakarlıklarının” kimi, neyi ayakta tuttuğunu görüyorlar. Yıllardır “biz gidersek şöyle olur, böyle olur” diye korku salarak ayakta kalan iktidar, getirdiğinin kadınlardan neler götürdüğünü tartışamamamız için elinden geleni ardına koymuyor.
Bugün “millet” adına, “kadınlar” adına konuşarak “talep var” diye sundukları her uygulama, aslında bir tek kadının bile yaşananların üstündeki “fedakarlık” örtüsü kaldırıldığında kabul etmeyeceği uygulamalar.
Dergimizin bu sayısı hem o “fedakarlık” örtüsünü ucundan kaldıran, hem de kadınların o örtü altında neler yaşadıklarına ışık tutan yazılar ve anlatımlarla dolu. Kimi zaman “inanç özgürlüğü” örtüsü altına gizlenenler, kimi zaman mülteci düşmanlığı ile beslenenler, kimi zaman “devletin bekası” adına normalleştirilenler, kimi zaman şiddetle kabul ettirilmeye çalışılanlar çıkıyor örtünün altından. Hepsine dair kadın deneyimleri nasıl bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu, o gerçekliğin nasıl bir dengeye oturduğunu gösteriyor.
Görüyoruz ki kadınlara korku salarak fedakarlık isteyenler yaptıklarıyla, yapma garantisi verdikleriyle kadınların hayatını pamuk ipliğine bağlıyor. O ipin üstünde korku dolu yürümeyi “yaşamaktan” sayıyorlar. Hayatımıza sahip çıkmak için bu zor günlerde birbirimizden güç alarak o ipin üzerinde büyük bir maharetle yürüyoruz.
Bizim dengemizi daha fazla bozmayınız...


İlgili haberler
Ekmek ve Gül Haziran sayısı

Özgürlüğü ve hayatı istiyoruz, bir kişi daha eksilmeyeceğiz... Haziran sayımız Evrensel Gazetesi ile...

Ekmek ve Gül Temmuz sayısı

Eşitlik ve adalet ve birliğimiz, birlikteliğimiz güçlendirecek bizi... Dergimizin Temmuz sayısı Evre...

Ekmek ve Gül Ağustos sayısı

Hayatımızı pamuk ipliğine bağladınız, bizim dengemizi bozmayınız...