Dünyada normal bir gün. Sabah uyanıyorum, sonra bir süre tavana bakıyorum.
Çünkü insanın gündemi sindirmesi için önce kendi varlığını yeniden tesis etmesi gerekiyor.
Benden başka herkes çok emin gibi bir titreklik. Acilen açığı kapatmalıyım. Çay. Evet çayın altını yakmak işe yarar. Peynirin biteceği tutmuş. Markette peynirin önünde, elimde telefon, küçük bir epistemolojik kriz yaşıyorum.
Benim varlık sorgum mahalle marketinin çok da umurunda. Neyse, mecbur peyniri alıyorum. Onu her şeyden çok umursuyorum.
O arada dünya batmış… Hırsızlıklar, iftiralar, saldırılar, zamlar, kimsenin umursamayacağı yine de insanı sinir hastası eden kararnameler. Devlete bak hakikaten absürt bir sanat eseri.
“Eh yeter be!” diye telefonu koltuğun üstüne fırlatıyorum.
Çamaşır makinesi bitti mi? Bana bundan haber verin.
Zaten ne olursa olsun yarın sabah hepimiz yine kalkacağız. Bence ülkenin en şaşırtıcı muhalefet biçimlerinden biri de bu: Yaşamın her türlü devam etmesi…İnsanların aşık olması. Üç gün içinde teslim edilecek eşyaları sipariş etmesi. Bir öğretmenin/yani benim sınıfa girip “Nerede kalmıştık?” diye sorması. Demek ki orada kalmayacağız. Üff, kim bilir nerelere gideceğiz.
“Gücümü sizinle paylaşmayı isterim, bu ideal olan. Yine de gerektiğinde otoriterliği enstrüman olarak kullanabilirim” demiştim geçen hafta. Arada böyle havalı hareketlerim olur. Sonradan sınıfta yönetilmesi gereken bir mesele olunca ciddi bir ses tonuyla bir hatırlatma cümlesi kurdum; bir birim fazlasına bile gerek olmadı. Oğlanlardan biri şakalı bir tonlamayla "Hocam bu totaliterleştiğiniz o anlardan biri galiba" dedi. “Zevk almıyorum, eğer onu soruyorsan” dedim. Kendimi bir an faşist bir diktatör olarak hayal ettim. Tam olarak 1 saniye.
Hangi yumuşaklıkla söylersem söyleyeyim, herhangi bir otorite figürü olarak oradaki varlığımın diğer varlıkların hassasiyeti ölçüsünde bir yaptırım ve etkileme gücü var. Bu genelin özeldeki görünümü. Kurumun bana giydirdiği bir güç çeşidi. Devlet denilen "sanat eserinin" tepesindeki otoriterlik arttıkça biz memurlarına düşen kısmı bu.
Ben, bizzat kendim en eski gelenek olarak susuş, bakış, duraklama ölçülerini bile sayan bir itaatkârlıktan geliyorum. Geliyor-dum. İsyanın kıyısında mayalanmışız meğer.
Bazen insanın politik olarak yapabileceği en devrimci şeylerden biri de bütün gün ülkeyi kurtarmaya çalıştıktan sonra akşam duş alıp temiz pijamalarını giymektir. Sonuçta devlet de olsa insan da olsa, bir yerden sonra havalandırmak gerekiyor.
* [email protected]
Fotoğraf: Pixabay
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















