Adım adım geleceksizliğe götüren bir sistem
‘Toplumu, gençleri, okulları şiddetten korumanın yolu onlara güvenli bir gelecek, güvenli bir barınma ortamı, geleceğe dair umutla bakabilecekleri politikalar üretmekten geçer.’

Her eğitim öğretim yılında olduğu gibi 2026-2027 eğitim öğretim yılı da öğretmenlere dayatılan yeni kurallar, eğitim sisteminden kaynaklı sorunlar, öğrencilerin sorunları, okulların fiziki ve güvenlik sorunları ile başladı. Bu yılın tartışmalarla başlamasına neden olan en önemli konulardan biri öğretmenlerin kılık kıyafetlerinin nasıl olması gerektiği, ne tür kıyafetlerle okula gidemeyecekleri ve önlük giyme zorunluluğu oldu. Tüm bu tartışmalar eğitimin gerçek sorunlarını halı altına süpürmenin en iyi yolu oldu. Eğitimin gerçek sorunlarının farkında olan öğretmenler ve eğitim sendikaları her yıl olduğu gibi bu dayatmayı ve öğretmenlere yüklenen angarya işleri kabul etmeme kararını aldı. Aslında birçok öğretmen önlük giymeye sıcak bakmıyor ve zaten öğretmen olarak okulda ne giyeceğini de biliyor. Bu kurallar sadece hedef şaşırtmak adına ortaya atılıyor ve gerçek sorunlar unutturularak bir eğitim öğretim yılı daha paldır küldür geride bırakılmaya çalışılıyor.

Ne midir eğitimin, okulların gerçek sorunları? 

-    İçi boşaltılmış, bilimsellikten yoksun bir müfredat.
-    Her yıl öğrencilere dayatılan adaletsiz seçme sınavları. Kıran kırana bir yarışla daha 13 yaşındaki çocukları hayattan koparacak derecede acımasız bir yarış.
-    Milli Eğitim Bakanlığının verdiği kitaplar dışında kaynak alınmasını, öğretmenlerin öğrencilere kaynak önermesini yasaklayan ama bu acımasız yarışta hali vakti yerinde olanın, sırtı kuvvetli olanın çocuğuna her türlü imkanın sunulduğu bir sistem.
-    Okullarda deneme sınavlarının yapılması yasaklanırken, zenginin çocuğunu özel okullara, kurslara gönderdiği, özel ders aldırdığı bir sistem. Ve tüm bu eşitsizlik yarışının sonunda aynı sınava girip, aynı soruları çözmek zorunda olan öğrenciler. Sınavı kazanamayan ama ekonomik durumu iyi olanın özel okula giderek durumu kotardığı ama bu imkanlara sahip olmayan çocukların hayatı ile bedel ödediği bir sistem. Yaşanan bütün bu sıkıntılar yalnızca çocuğu değil, çocuğuna iyi bir gelecek sağlamaya çalışan aileleri de perişan ediyor. 
-    Yine okulların fiziki ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmadığı için okulun eksiklerini gidermek için gerekli olan paralar velilerden bağış adı altında toplanıyor. Anne, babalar çocuğu iyi bir ortamda eğitim görsün diye bu paraları ödemek zorunda kalıyor. 
-    Her yıl olduğu gibi okullar temizlik personeli sıkıntısı ile eğitim öğretime başladı. İŞKUR üzerinden alınan temizlik personelleri çok düşük ücretlerle okullarda çalıştırılıyor. Oysa okulların kadrolu temizlik personeline ihtiyacı var. Bu işte çalışacak insanların da güvenceli bir işe ihtiyacı var. 
-    En önemli sorunlardan bir tanesi de öğrencilerin beslenmesi. Yıllardır mücadelesini verdiğimiz bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek ve içilebilir su isteğimizi her gün yeniden dile getirmeye devam edeceğiz. Çocuğuna her gün nasıl beslenme çantası hazırlayacağını düşünen milyonlarca aile var. Bu hem bir ekonomik sorun hem de zaman sorunu. Aileler beslenme çantalarını dolduracak ekonomik güce sahip değiller ve çocuklar okulda aç ders dinlemek zorunda kalıyor. Ya beslenme çantalarına her gün hamur ağırlıklı, dengeli beslenmelerine engel olacak yiyecekler koymak zorunda kalıyorlar ya da okul kantinlerindeki sağlıksız yiyecekleri yemek zorunda kalıyorlar. Öğrencilerin sağlıklı bir şekilde beslenmesi onların akademik başarılarının, iyi eğitim almalarının ayrılmaz bir parçası. 

Doymak ile beslenmek arasındaki devasa fark MEB için yok

Fakat doymak ile beslenmek arasındaki o fark maalesef Milli Eğitim Bakanlığı tarafından algılanmıyor. İstediği her yere ödenek bulan MEB, öğrencilere yemek verecek parayı bulmuyor. Aslında sağlıklı beslemelerini elzem de bulmuyor. Sağlıksız beslenen bir neslin sağlıksız bir gelecek getirmesini pek de umursamıyor. Ve bütün bunlar bize gösteriyor ki iyi bir eğitim almak da iyi bir beslenme imkanına sahip olmak da sınıfsal bir sorun olarak karşımızda duruyor. 

Saldırıların çaresi hapishaneye dönüşmüş okullar değil

En hayati eğitim sorunlarından bir tanesi de okulların güvenlik sorunları. Okullarda yaşanan, öğretmenlere ve öğrencilere yönelik saldırılar, öğretmen ve öğrencilerimizin hayatını kaybetmesi ile sonuçlandı. Ne yazık ki MEB bu soruna yönelik polisiye önlemler almaktan başka bir adım atmadı. Ben bu yazıyı yazarken yani 22 Eylül 2026 günü, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir meslek lisesinde daha silahlı saldırı sonucu bazıları ağır olmak üzere birçok öğrenci yaralandı. Eğitim öğretim yılının daha ikinci haftasında okullar yine kana bulandı. Öğretmenlere zorla giydirilmek istenen beyaz önlükler bu vahşet tablosunu ortadan kaldırmanın çözümü oldu mu acaba? 
Yaşanan okul saldırıları münferit olaylar olarak geçiştirilmeye çalışılsa da kesinlikle münferit olmadığını biliyoruz. Sorun psikolojisi bozuk diye suçlanan gençlik değil, bu çürümüş düzendir. Gençleri geleceksizliğe ve suça iten politikalar, okulları güvensiz alanlara çevirirken gençleri de kendi sıra arkadaşının hedefi haline getiriyor. 
Çürümüş bir eğitim sistemi, bizleri koruyamaz! Çünkü her geçen gün daha fazla baskı ve geleceksizlikle karşı karşıya kalınıyor. Milyonlarca çocuk okula aç gidiyor, yüz binlerce genç geleceksizlik içinde nitelikli barınma, beslenme hakkından mahrum biçimde resmen yaşam mücadelesi veriyor. 
Okulları güvenli hale getirme bahanesiyle kapılara dikilen baskı ve kontrol aygıtları, X-ray cihazları, polisler, kameralar güvenliği sağlayamaz. Sağlayamadığını da görüyoruz. Okul saldırılarının çaresi güçlendirilmiş duvarlarda, okullara yığılan polislerde, hapishaneye dönmüş eğitim kurumlarında değildir.
Toplumu, gençleri, okulları şiddetten korumanın yolu onlara güvenli bir gelecek, güvenli bir barınma ortamı, geleceğe dair umutla bakabilecekleri politikalar üretmekten geçer. Toplumdaki gelir dengesizliğini ortadan kaldırmaktan geçer. İnsanlara emeklerinin karşılığını aldığı bir sistem sunmaktan geçer.      

Görsel: Canva pro yapay zeka


Editörden