1 Mayıs’a giderken: Konveyör işçisi kadınların mücadele günlüğü
Fabrikadaki makinelerin tik tak sesleri, işçi kadınların yaşamlarında yoksulluğu, eşitsizliği ve güvencesizliği işte böyle saniye saniye işliyor.

1 Mayıs, işçi sınıfının tarihsel mirasıdır ve her 1 Mayıs, geçen bir yılın devasa hesaplaşmasıyla gelir. Bu hesaplaşma; işçi kadınların makine başında, evde, sokakta yaşama tutunduğu her yerdedir. Bugün yine o eşiğin arifesindeyiz ve işçi kadınların son bir yılını hangi ağır koşullarda göğüslediğini konuşuyoruz.

Kadın işçiler için son bir yıl; sefalet düzeyinde açıklanan asgari ücretten fabrikadaki çalışma koşullarının ağırlaşmasına, duydukları tik tak sesi ile daha fazla yokluk içinde geçti. İşçi kadınların yaşamlarına işlenen bu ses; eşitsizlik ve güvencesizlikle sarmalandı. Artık mesele sadece bir "geçim derdi" değil, ayakta kalma mücadelesi yani bir "yaşam derdi" haline geldi. Tuzla’da kadın işçilerin yoğunlukla çalıştığı Konveyör fabrikasındaki tablo da bunun bir izdüşümü.

Patrona milyarlık karlar, işçiye saatlik 133 lira

Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında her yıl yükselen, devletin en prestijli teşvik programlarından yararlanan Konveyör’de kâr rakamları milyarlarla ifade ediliyor. Ancak bu fabrikada, işe yeni giren bir işçinin saatlik ücreti sadece 133 lira. Milyarlarca liralık kârın gölgesinde işçilere reva görülen ücret, asgari ücretin yalnızca 2 bin lira üzerinde.

Takvim yapraklarını geriye doğru çevirdiğimizde ise geçtiğimiz bu bir yılda Konveyör patronunun işçileri düşük ücretlere mahkum etmek için sergilediği oyalama taktiklerini görüyoruz:

• Yıl başında üretimden gelen güçlerini kullanarak sefalet ücreti karşısında makineleri açmayan işçilere, "ara zam" sözü verildi. Söz uçtu, işçiler zamsız çalıştı.

• İşçilerin birliğini kırmak için bir yıl boyunca çok az sayıda işçiye yüzde 5’i geçmeyen zamları bölüm bölüm serpiştirdiler. Böl ve yönet yöntemiyle aynı bantta çalışan işçileri birbirlerinin yaşamlarına yabancı hale getirmeye çalıştılar.

• "İş yok, piyasa durgun, biz bir aileyiz" denilerek sıfır zammın zemini hazırlandı. Hak arayan, "bir şey yapmalı" diyen her işçiye anında kapı gösterilerek baskı ve mobbing artırıldı.

Konveyör patronu bu hazırlığının sonucunda yüzde 5’i geçmeyen sefalet zammını açıkladı. Bir hafta öncesine kadar "iş yok" diyen yönetim, zammın hemen ardından iş ilanları astı. Sekiz aydır alım yapılmayan fabrikada çalışma saatleri bir anda 8 saatten 14 saate kadar yükseldi.

Bir bardak sudan bir ömürlük muhasebeye

1 Mayıs’a doğru giderken, Konveyör fabrikasındaki kadın işçiler son bir yılı tek bir cümleyle özetliyor: “İnsan yerine konulmuyoruz." Bu cümleyi kurmaya ise fabrikada sudan bile yoksun halde çalışarak geçirmeleri üzerine söylüyorlar. “Günlerce 'arıza var' dediler. Tuvalet ihtiyacımızı karşılamak için bile belirli saatlerde su verdiler. Patronun evinde su kesilse bir gün bekler mi? İçeceğimiz suyu da evden getiriyoruz. Damacanaların içindeki pisliği görüyoruz. Bize suyu, bir parça tuvalet kağıdını bile çok görüyorlar.”

Aynı bantta eşit olmayan ücret!

Kadın işçiler; aynı işi, aynı bantta, aynı sürede yapan erkek işçiler ile arasındaki ücret uçurumuna isyan ediyor: "Gören göz bilir, aynı işi yapıyoruz ama neden biz kadınlara verilen ücret daha az? Biz kadınlar fabrikada çalışırken sayı baskısını da mobbingi de daha fazla yaşıyoruz. Ücretimize zam istediğimizde ise bize kapının yolunu iki kez gösteriyorlar. Fabrikada boşanmış o kadar çok kadın arkadaşım var ki... İki çocuk annesiyim, evin tüm yükü omuzlarımda. Artık çocukların geleceğini geçtik, akşam sofraya ne koyacağımızı düşünüyoruz. Telefonuma mesaj geldi. Doğal gaz ve elektrik faturalarını ödemezsem kesecekler. Herkes bizden bir şeyler kesiyor.”

‘Evin yolunu bulamam’

Bir yanda hastasına bakmak zorunda olduğu için zam isteyen kadın işçiye, "Her gün birinizi dinlesem evin yolunu bulamam" diyen bir patron, diğer yanda tazminatını alıp gitmek isteyen kadın işçiyi kazanılmış haklarını bırakıp gitsin diye o bölümden bu bölüme gönderen işleyiş: sürgün.

Fabrikadaki bu zor koşullar karşısında değişime dair “‘Bu iş bizim burada olmaz’ demem. Ama!’ diyor başka bir işçi: “Zamanında oluyordu da. Bizi, birbirimize kırdırdılar. Bizi bir kuru ekmeğe muhtaç bıraktılar. Kimse bu şartlardan memnun değil ama herkes birbirinden bekliyor. Birileri öne çıksa, diğerleri de peşinden gelecek. Ama güvenemiyoruz. Fabrikadaki kadınların çoğunun yaşı büyük, buradan çıkarsak başka bir iş bulmak neredeyse imkansız.”

Hesap günü: 1 Mayıs
Takvim yaprakları 1 Mayıs’ı işaret ediyor. Konveyör işçisi kadınların geçtiğimiz bir yıl boyunca yoksulluk, eşitsizlik ve güvencesizlik sarmalı içerisinde; insanca bir yaşam için, eşit işe eşit ücret alabilmesi için bu taleplerine sahip çıkması gerekiyor. Bunu yolu da önce aynı bantta, aynı hayatları yaşadığı işçi arkadaşlarına güvenmesinden, talepleri için yana gelmesinden geçiyor. Sabırla, saniye saniye işlenmesi gereken bir mücadelenin filizleri bugünden ancak bu şekilde atılmaya başlanır.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden