Suça sürüklenen çocuklar meselesi tıpkı iktidarın diline doladığı her mesele gibi memleketi ikiye böldü. Bir çocuğun başka bir çocuk tarafından öldürülmesi kadar ağır bir olay, ağırlığına yaraşır biçimde tartışılmadı. Çocukların kimlikleri, hak savunucularının kimlikleri, popüler olan diğer konuların açtığı yarık, esas meseleye varmayı engelledi. Zaten meselenin esasına gelmek günahları ortaya çıkaracağı için, asli sorumlular da ilk elden “cezalar artırılacak” deyip geçmeyi kolay buldu.
Küçücük çocukların ölümünün yarattığı acı karşısında ölümüne sebep olanın en ağır şekilde cezalandırılmasını istemek ilk refleks olarak gayet anlaşılır. Minguzzi ile başlayıp Atlas ile devam eden ve son olarak öğretmen Fatma Nur Çelik ile yeniden alevlenen bu arzu neyi çözer? Linç yemek pahasına, ilk andan itibaren bu soruyu sorup cevabını da veren hak savunucuları “ceza arttırmak hiçbir sorunu çözmez” diyordu. Buna rağmen hızlıca bir yasa maddesini paketleyip Meclis’e getirdiler. Bu konunun enine boyuna tartışılması için bir Meclis komisyonunun kurulması için bile deyim yerindeyse kan döküldü. Ama nihayet kuruldu.
Komisyon bugüne kadar çok sayıda toplantı yaptı, uzmanları dinledi, bakanları dinledi, cezaevi ve okul ziyaretleri yaptı. Çalışmalar sürüyor. Bugüne kadar süren çalışmalardan çıkan sonuçlara göz atmak, ayağımızı basacağımız yeri göstermesi açısından önemli.
Hemen söylemeliyim ki uzman hekimler, sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek elemanları, hukukçular, alanda çalışan vakıf ve derneklerin temsilcilerinin hiçbiri cezaların artırılmasını ya da çocukların hapishaneye konmasını çözüm olarak göstermiyor. Hiçbir araştırmanın ve bilimsel verinin bunu çözüm olarak ortaya koymadığını söylüyorlar. Çocuklara has bir adli sistem kurulmasının önemini ezber bir “çocuk hakkı” kalıbından değerlendirmiyorlar ve neden çocuklara daha farklı yaklaşmak gerektiğini ufuk açıcı anlatımlarla ortaya koyuyorlar.
Biyolojik arka plan
Örneğin hekimler suçun biyolojik belirleyicilerini tartışırken ergen beyninin yetişkin beyniyle aynı işlemediğini anlatıyorlar. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Ulukol ergen beyni içi “kaos” diyor. Betül Hoca, ergenlik döneminde çocukların beyninde prefrontal korteks ve limbik sistemin henüz tam olarak gelişmediğini ve otonom sinir sistemini etkileyen hormonların ergenlerde “başıboş dolaştığını” söylüyor. Bunu komisyonda dinlenen uzmanların tamamı söylüyor. Bunun anlamı ise şu: ergenlik döneminde çocuğun öz denetimi azalıyor, dürtüleriyle hareket ediyor, dengesizleşiyor, akran ve çevre etkisiyle hareket ediyor, tedbirli olmayı beceremiyor, anlık kararlarla risk alıyor ve yaptıklarının sonucunu öngöremiyor. Komisyondaki diğer sunumlardan dünyanın genelinde çocuklarda suç işlemenin 15-17 yaş aralığında kümelendiğini öğrenince bu iki tespit anlamlı bir sonuç çıkarmış oluyor.
Betül Ulukol’un dikkat çektiği bir diğer konu ise erken çocukluk travmalarının beyin gelişimi üzerindeki kalıcı etkileri. Çocukların maruz kaldığı ihmal ve istismar gibi davranışlar limbik sistem, amigdala ve prefrontal korteksi bozuyor, sağ ve sol beyin arasında bağlantı sağlayan “corpus callosum” denen yapıyı zarara uğratıyor. Ve araştırmalar bu tür nörogelişimsel sorunların suç işlemede çok etkili olduğunu kanıtlıyor.
Mağdur çocuk gerekli müdahale yapılmazsa sisteme fail olarak dönüyor
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Tayyib Kadak da benzer şekilde değerlendiriyor ve bir şey daha ekliyor: Suça sürüklenen çocukların büyük kısmı geçmişte mağdur olan çocuklar. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği (ÇOGEPDER) Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Didem Behice Öztop, 4 veya daha fazla olumsuz deneyim yaşayan çocuğun hapse girme olasılığının 20 kat daha yüksek olduğunu kanıtlayan araştırmaları aktarıyor. Bunu daha sonra Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticisi de başka uzmanlar da bilimsel verilerle söylüyor: Mağdur çocuk gerekli müdahale yapılmazsa sisteme fail olarak dönüyor.
Çok önemli bir veriyi de ÇOGEPDER Çocuk Ergen Yataklı Servisleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Selma Tural Hesapçıoğlu veriyor. Psikopatoloji üzerine sunum yapan Selma Hoca 2015-17 yıllarında Sincan’da hükümlü çocuklarla yaptıklarını bir çalışmayı anlatıyor: 76 çocuk üzerinde yapılan araştırmada çocukların yüzde 85,5’unda davranış bozukluğu teşhisi koyduklarını, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu oranlarının belirgin derecede yüksek olduğunu anlatıyor. Son 6 ayda kendilerine rapor düzenlemek üzere gelen dosyalar üzerinde yaptığı analizden çıkan sonuç ise daha çarpıcı: Suç işlemiş çocukların yüzde 92,6’sına psikiyatrik tanı konulmuş. Bunlar içinde de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yüzde 61,1 davranım bozukluğu yüzde 50 zihinsel yetersizlik yüzde 42,6 şeklinde oranlanmış.
Bunu başkaca hocalar da dünyanın farklı yerlerinde yapılan araştırmalarla anlatıyor. Suça sürüklenen çocukların çok büyük kısmında psikopatolojik bir tanı konduğunu ve ergenlik dönemindeki gelişmemiş beyin yapısıyla birlikte bunun bir kısır döngüye dönüştüğünün altını çiziyorlar. Prof. Dr. Muhammed Tayyib Kadak başka bir araştırmanın verilerine göre suça sürüklenen çocukların yüzde 70’inde psikiyatrik bir hastalık olduğunu belirtip DEHB, davranım bozukluğu ve yönelim bozukluğuna dikkat çekiyor. Kısır döngüyü de şöyle aktarıyor: Önce dürtü kontrol bozukluğu olan çocuk suça bulaşıyor, adli sisteme temas ediyor, damgalanıyor, olumsuz deneyim başlıyor, sonra psikiyatrik belirti artıyor. Bunun yanında mahkeme ve hapishanelerde çetelerin olumsuz davranışlarını öğrenip pekiştiriyor. Sonuç olarak tedavi edilmemiş psikopatoloji tekrar bir dürtü bozukluğuyla kısır döngüye giriyor. Suça sürüklenen çocukların yalnızca yüzde 30’unun psikiyatrik bir tedaviye erişebildiğini de özellikle vurguluyor.
Okuldan kopuş 3 kat suç riski demek
Şu ana kadar biyolojik arka planı biraz detaylarıyla aktardık ancak elbette tek etken bu değil. Bunun üstüne konan şeyler esas belirleyici oluyor. Bir çocuğu esas olarak suçla ilişkilendiren süreç, çocuğun bütün hayatındaki etkenlerle şekilleniyor. Çocuk ergenliğe girene kadarki süreçte temel olarak aile himayesinde olsa da sonrasında aile temel belirleyici olmaktan çıkıyor ve devreye okul, mahalle, akran çevresi giriyor. Bu vakitten sonra çocuğun davranışlarını bunlar belirliyor.
Gerek uzmanlar gerekse devletin farklı alanlarında çalışan bürokratı ve bakanlar suça sürükleme sebeplerini sayarken istisnasız yoksulluktan ve okulun öneminden başlıyor. Kimsenin yadsıyamadığı bu gerçeklik, çoğu zaman bütün döngünün başlangıç noktası. Yoksulluk çocuğun eğitimle bağını koparan en önemli etken. Uzmanların anlattığına göreyse okul ortamı çocuk için en önemli koruyucu alan. Çünkü okulla ilişkisi kesilen çocuk doğrudan sokakla ilişkileniyor. Burada madde bağımlılığı, çete ilişkileri ve sorunlar yumağı başlıyor. Acıbadem Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Oğuz Polat, SSÇ’lerde en karakteristik özelliklerden birinin okul devamsızlığı olduğunun altını çiziyor.
Okul ilişkisinin önemine değinmeyen tek bir sunum yok esasen. Polis Akademisi Güvenlik Birimleri Enstitüsü Suç Araştırmaları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Esra Çetinöz de yoksulluk ve kapitalizmin etkilerini anlatırken çocukları korumada en önemli üssün okul olduğunu vurguluyor. Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş dünya örnekleriyle okul odaklı müdahale sistemlerinin başarısını anlatıyor. Yine ÇOGEPDER Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Didem Behice Öztop Suç işlemenin yoğun olduğu saatlerin okul sonrasına tekabül ettiğini ve dünya örneklerinde okul sonrası programların suçu önlediğini aktarıyor. Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Kerimoğlu okula ara verilen her bir yılda suç riskinin 2-3 kat arttığının kanıtlandığı bir araştırmayı örnek gösteriyor. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Selçuk da İngiltere ve ABD'de yapılan araştırmaların, eğitimsiz çocukların suç riskinin akranlarına oranla 4 kat daha fazla olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. İstanbul İnternet Kafeciler Esnaf Odası Başkanı İlhan Taşkıran ise şöyle söylüyor: “Son 5 yılda tasdikname verilen çocukların kayıtlarına bakın, mutlaka suç göreceksiniz” Nitekim Sincan hapishanesine komisyonun yaptığı ziyarette de görüyoruz ki orada tutulan çocukların çok büyük kısmı okulu terk etmiş ve bir kısmı okuma yazma dahi bilmiyor.
Peki ya MESEM’ler?
Okul başlıklı sunumlarda MESEM’e ilişkin sorular yöneltiliyor ancak uzmanlar bu soruya tam olarak cevap veremiyor. Bir tanesi bunun “politik” bir konu olduğunu açıkça söyleyip kaçınıyor. Oysa anlatılanlarla doğrudan ilişkili olsa da tıpkı suça sürüklenen çocuklar konusu gibi “uçlaştırılmış” bir mesele olduğu için işin uzmanları dahi cevap veremiyor. Anlatılanlara bakınca, çocuğun okul ortamında akranlarıyla ve bir denetim altında tutulmasının suç riskini önlemedeki önemi anlatılırken; MESEM’lerde haftanın 4-5 günü pedagojik eğitimi olmayan yetişkinlerle geçirilen bu denetimsiz sürecin etkileri tahmin edilebiliyor. Kimisi küçük atölye kimisi büyük OSB’ler de olsa her halükarda günün tamamının sigara içilen, belki uyuşturucu kullanılan, küfredilen, filtresiz her türlü konudan konuşulan ve bazen doğrudan şiddetin olduğun ortamlarda geçiren bir çocuğun, hocaların anlattığı bilimse verilere bakınca hangi yöne evrilmesi beklenir? Geçtiğimiz günlerde bir meslek lisesi öğretmenin bana anlattığına göre; davranışsal hiçbir sorunu olmayan, “düzgün” bir öğrencisi MESEM kaydı yaptıktan sonra hareketleri değişmiş ve nihayetinde okulda bir arkadaşını bıçaklamış. Urfa Bozova’da kalfanın yaptığı “şaka” sonucu hayatını kaybeden MESEM’li Muhammed Kendirci’yi nasıl açıklarız? MESEM’in bütün riskleri yanında bunu da belki daha çok konuşmamız gerekiyor.
295 bin 671 çocuğun ebeveynlerinden biri ya da ikisi hapishanede
Yoksulluk ve okuldan kopuş yanında aile denetimi en çok dikkat çekilen başlıklardan biri. Aile denetiminin olmadığı/olamadığı durumlarda çocukların suçla ilişkilenmesinin daha kolay olduğuna dair çok sayıda sunum var. Özellikle ailede bir suç geçmişi varsa, anne ya da baba hapishanedeyse, çocuğun yaşadığı çevrede suç ve şiddet artık normalleşmişse çocukların çok daha çabuk suç batağına bulaştığı aktarılıyor. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım şöyle çarpıcı bir veri sunuyor: 0-18 yaş arası çocuğu olan 152 bin 875 tutuklu ve hükümlü var. 295 bin 671 çocuğun ebeveynlerinden biri ya da ikisi hapishanede. Bu çocukların yaş ortalaması 9. Bu konuda Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeki Karataş şöyle dikkat çekici bir veri sunuyor: Eğer bir çocuğun yakın çevresinde suç işlemiş kişiler varsa çocuğun suç işleme riski 26 kat artıyor.
Ailenin yanında sosyal çevre de bir o kadar önemli. Özellikle ergen çocukların artık aileyle ilişkisinin sınırlandığı düşünüldüğünde yaşanılan mahallenin, akran çevresinin ne kadar etkili olduğu tahmin edilebilir. Prof. Dr. Betül Ulukol suçta çevre etkisinin yüzde 30-50 civarında olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Muhammed Tayyib Kadak ise akran etkisinin suç riskini 15 kata kadar arttırdığını ifade ediyor. Prof. Dr. Selma Tural Hesapçıoğlu SSÇ’ler üzerinden yaptığı güncel analizin sonuçlarını şöyle paylaşıyor: Çocuklardan yakın çevresinde suça karışmış olanların oranı yüzde 64,8 ve yaklaşık yüzde 30’unun aile üyelerinden biri cezaevinde. Yüzde 50’si ise bir arkadaşıyla birlikte suç işlemiş.
Madde bağımlılığı ve çetelerle ilişkilenmenin de çocukların yaşam alanlarında olduğu gerçeği de yine herkesin dikkat çektiği bir alan. Yoksullukla başlayıp okuldan kopuşla devam eden ve çocuğun artık sokakta yaşamaya başladığı bu dönem maddelerle tanıştığı, çetelere bulaştığı dönem oluyor. Yeşilay Akademi Direktörü Hakan Çetin bağımlılığın nedeni olarak sayılan biyolojik, psikolojik ve sosyal sebeplerin suçta da ciddi oranda örtüştüğünü söylüyor. Uzmanların hemen hepsi, suç işleyen çocukların büyük kısmında bağımlılığın da görüldüğünü söylüyor. Prof. Dr. Mehmet Oğuz Polat ise sebep-sonuç ilişkisini özetle şöyle ifade ediyor: Çocuk aile içinde şiddet ya da istismar yaşayıp aileden kopuyor, sokağa gidiyor ve burada yalnız hayatta kalamayacağı için akranlarıyla bir çetenin parçası oluyor. Sokağa düşen çocuğun maddeye bulaştığını ve cinsel suçlara maruz kaldığını bu süreçte yaklaşık hepsinin suça yöneldiğini ifade ediyor. Yine Polis Akademisinden Dr. Esra Çetinöz çocuk suçlarının yüzde 65-75’inin grup ya da çete halinde işlendiğinin verisini veriyor.
Yarınki yazıda iktidar temsilcilerinin ne dediğine, ne yaptığına yer vereceğiz.
Fotoğraf: TBMM
İlgili haberler
‘Suça sürüklenen çocuklar’ tartışmalarında neredeyiz?
‘Devletin, çocuk refahı ve korunmasına yönelik hizmetleri doğru ve eksiksiz olarak yerine getirmesi, çocuğun suç tekrarı riskini ciddi olarak azaltacak ve engelleyecektir.’
‘Suça sürüklenen çocuk’ tartışmalarında 10 soru 10 cevap
Çocukların yetişkin gibi yargılanması yasa değişikliği tartışması sürüyor. Bu yazıda, suça sürüklenen çocuklar meselesine dair 10 soruya, hak temelli 10 yanıtla ışık tutmaya çalıştık.
Yaş sınırı olmayan ABD’de suça sürüklenen çocuk sayısı artıyor
Dünyada 2010 yılından itibaren suça itilmiş çocukların sayısında artış var. Cezada yaş sınırı olmayan, suça sürüklenen çocuklarda cezanın yetişkinler gibi uygulandığı ABD'de durum vahim.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























